Mahmure

Magazin

Magazin Gündemi

“Kent Duvarlarının Yarım Yüzyılı”

“Kent Duvarlarının Yarım Yüzyılı”

Sergi, Burhan Doğançay’ın 14 dönemini içeriyor

Eleanor Flomenhaft’la yaptığı bir röportajda Doğançay, 1963 yılında Manhattan’da, Doğu 86. Cadde’de yaşadığı önemli bir anıyı aktarır: “Küçük bir duvar gördüm ve hayatımda karşıma çıkan en güzel soyut resim olduğunu düşündüm. Üzerinde bir afişin kalıntıları vardı. Üzerindeki küçük gölgelerle duvarın kendisi de başka türlü bir doku kazanmıştı. Rengi ağırlıklı olarak turuncuydu, biraz mavi, yeşil ve kahverengi de vardı. Ayrıca yağmur ve çamur izleri de göze çarpıyordu.” Eskiz defterini çıkaran sanatçı birkaç metrekarelik bu duvar parçasında gördüklerini defterine çiziktirir. Hemen stüdyosunda yaptığı eskizi bir sanat eserine dönüştürme çalışmalarına başlayarak her yırtık afiş parçasını, kiri ve lekeyi resmin yüzeyinde yeniden oluşturur. Burhan Doğançay’ın dünyanın çeşitli kentlerindeki duvarlarından esinlenen çalışmalarına ve fotoğraflarına uzanan elli yıllık sanatsal serüveni bu anısıyla başlar.

Sanatçının 1963 yılında başladığı “Genel Kent Duvarları” serisi, hem sergiye hem de Doğançay’ın duvar sanatına bir giriş sunuyor. Kent Duvarlarının Yarım Yüzyılı: Burhan Doğançay Retrospektifi, “Kapılar”, “Sapak”, “New York Metro Duvarları”, “Hücum”, “Kurdeleler”, “Koniler”, “Boyacı Duvarları”, “GREGO Duvarları”, “Formula 1”, “Çifte Gerçekçilik”, “Alexander’ın Duvarları”, “New York’un Mavi Duvarları” ve 2008 yılından bu yana sürdürdüğü “Çerçeveli Duvarlar” serisiyle devam ediyor.[1]

Genel Kent Duvarları Serisi (1963- devam ediyor) “Her sanatçı duvarlarla ilgilenir çünkü onlar toplumumuzun aynası ve parçasıdır” diyen Burhan Doğançay, bu ilk serideki resimlere kent duvarlarının aslına uygun yorumlarıyla başlar. Amacı, hem olaylara, eylemlere ve gelip geçen duygulara dair duvarların sunduğu tarihsel kanıtları hem de rastlantısal kompozisyonun içkin güzelliğini kaydetmeyi denemektir. Erken dönem çalışmalarından bazıları, Doğançay’ın sokakta karşısına çıkanları etkili bir biçimde yansıtır: “Doğal koşulların etkilediği, doğanın bizzat resmettiği ve rastlantısal güzelliği için seçilen soyut dışavurumculuk.” Karışık malzemeyi, özellikle de kolajı giderek daha sık kullandığı bu duvarlar, “Savaşa Hayır,” “Graffiti suç değildir,” “Frieden durch Liebe” (Sevgiyle Barış) ve tipik “Afiş Yapıştırmak Yasaktır” gibi çeşitli mesajları taşır. Doğançay, dünyanın çeşitli yerlerinde yolculuk yaparken topladığı malzemeyi de kullandığından, başka diller de sık sık işin içine girer. Siyasal, toplumsal, felsefi ve sanatsal akımlara ve geleneklere göndermelerde bulunan yapıtlar mizahi ya da hüzünlü olabilir veya başka duygulara hitap edebilir.

Kapılar Serisi’nde (1965- 2010) tokmakları ve kolları, kilitleri ve menteşeleri, hatta asma kilitleri ve zincirleri genellikle yerli yerinde olan tek veya çift kanatlı kapılar yer alır. Sanatçı tarafından yeniden yaratılan bu kapıların her birinin anlatacak bir öyküsü var gibidir.

Sapak Serisi (1966-1995) 60’lı yılların ortasında az sayıda Sapak çalışması yaratan sanatçı, 90’ların ortasında bu konsepti yeniden ele alır. Alternatif bir yolu göstermek için dikilen, üzerinde “sapak” yazan ve gidilecek yönü gösteren bir ok bulunan ahşap bariyerler ya da çitlerden esinlenen sanatçının 90’larda tamamladığı resimler sadece yakın geçmişimizi sorgulamakla kalmaz, aynı zamanda ilerlemekte olduğumuz görünmez ve bilinmeyen geleceği de işaret eder.

New York Metro Duvarları Serisi’nde (1967-2002) sanatçı, her gün metro sistemini kullanan sayısız insanın izlerini bıraktığı metro duvarlarıyla etkileşimini inceler ve bunları birleştirmeye çalışır.

Hücum Serisi’ndeki (1972-1977) ağırlıklı olarak kırmızı rengin kullanıldığı bu eserler iki katmanlıdır ve alttaki katman üsttekine “hücum ediyor” gibiyken, üstteki katman da kıvrılarak alttakinden adeta uzaklaşır. Üstteki katmandan düşen gölgeler şaşırtıcı üç boyutlu etkiler yaratır.

Kurdeleler Serisi’nde (1972–1989) sanatçı, gri ya da canlı mavi gibi düz renkli veya ışık-gölgeyi simgeleyen beyaz ve siyah renkli zeminler çalışmaya başlar, ışık ve gölgeyle ikna edici oyunlar oynar, bu çalışmaların temelinde duvarlar üzerine gözlemleri yer alır. “Gerçeklik artık yüzey değil, onun ardında yatandı; duvarların içinden fırlayan öğeler bizim bulunduğumuz uzamı işgal ediyordu.” Kurdeleler Serisi’ndeki, yüzeyin daha ilerisine uzanan çalışmalar, bu hacim mücadelesini güçlü ve etkili bir biçimde sunar. Arka plandaki tırtıklı bir yırtığın içinden bizim alanımıza fırlayan çok sayıda yırtılmış kâğıt şeridi ya da kurdelenin kendisi ya da gölgeleri kaligrafiyi akla getiren zarif şekiller oluşturur. Sanatçının bir önceki serisi olan Hücum gibi, Kurdeleler da trompe l’oeil kolaj olarak değerlendirilebilir: kolaja benzer fakat aslında işin içinde göz yanılması vardır. Kurdeleler Serisi, Doğançay’ın 80’li yıllarda çalışacağı metal gölge heykeller ile Aubusson duvar halıları için temel oluşturur.

Koniler Serisi’nde (1972–1990) sanatçı, yırtık kâğıttan konileri, geriden görülecek biçimde konumlandırılmış yırtılmış afiş parçaları ve başka öğelerle birlikte kolaja benzer bir teknikle zemine yapıştırır. Koniler resimlerinin çoğu küçük ölçeklidir fakat olağanüstü bir görsel etki taşırlar. Fümaj tekniğini çok sık kullanan az sayıdaki çağdaş sanatçıdan biri olan Doğançay, bu teknikle 600’den fazla eser üretmiştir. Bu eserlerin yaklaşık dörtte biri Koniler serisinde yer alır.

Boyacı Duvarları Serisi’ni (1982–1993) hazırlarken Doğançay, Türkiye ve Doğu Avrupa’da evleri boyamaya gelen boyacıların, ev sahibinin renkleri test etmesi için duvarlara sürdükleri renk örneklerinden esinlenir.

2007
YORUMLAR
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.