Mahmure

Magazin

Magazin Gündemi

'Kendimi altı yıl ibadete adadım'

'Kendimi altı yıl ibadete adadım'

Genç yaşta en popüler dizilerin “esas oğlan”ı oldu. Şöhreti de yaşadı, alkışları da...

arda kural

Çok hızlı yaşadım nevrim döndü

Onun hep televizyon ekranlarından ve beyazperdeden yansıyan yüzünü gördük. Ama arka planda ruhunun derinliklerinde kopan fırtınaların farkında değildik. Tam hayata pembe gözlüklerle bakması gerektiği çağdaydı Arda Kural. Peki onun hayatını bir anda allak bullak eden, onu intihara kadar sürüklediği iddia edilen olaylar nasıl ve ne zaman başlamıştı? Onunla görüşmeye giderken herkes gibi benim de en çok merak ettiğim soru buydu. Aslında röportaj vermeyi sevmeyen ve uzun süredir kimseyle görüşmeyen Arda Kural kurallarını Kelebek Pazar için bozdu.

Genç kızların rüyalarını süsleyen “yakışıkılığı”, sanılanın aksine aşkında da işinde de başına hep bela olmuş Arda Kural’ın. Hastaneye yatmadan önce, “Egolar öyle güçlü ki, erkekler hep ezmeye çalıştı, kadınlarsa sürekli terk etti” demiş.

19 yaşında kendi tiyatrosunu kurmuş, aynı yıl “Eyvah Kızım Büyüdü” ile dizilere adımını atmış. Üstüne üstlük, 23 yaşında iki haftadır tanıştığı bir genç kızla üç ay süren bir evlilik yapmış. 24 yaşında arabasını satıp kendi filmini çekmiş. Arda hep bir şeyler kaçacak gibi, hep bir şeyleri yitirecek gibi çabuk büyümüş, hızlı kazanmış, hızlı kaybetmiş...

Kadınlara gelince... Onlara da güveni sarsılmış. Büyük ihtimalle hiçbiri onun iç dünyasını görememiş, çalkantılarını anlayamamış, gördükleri kadarı ile de ona “Leonardo di Caprio” muamelesi yapmışlar. Tıpkı ünlü olduğu ilk günlerde onu Arda Kural olarak benimsemek yerine “Di Caprio” lakabını takanlar gibi. Bu arada “Babam, kardeşimi ve annemi bana bırakıp gitmeyebilirdi. Onun yüzünden 29 yaşında hayata karşı kabadayı oldum” diyen Arda, bir daha geçmişi hakkında konuşmak istemiyor.

Normal kabadayılığı anladık da “hayata karşı kabadayılık” ne demek?

- O söz bir çeşit veryansın aslında. Küçük yaşta babamın çekip gitmesine karşı hissettiğim isyanın dışa vurumu. Kastettiğim sokak kabadayılığı değil. “Yanmışız, gitmişiz şu hayatta” demek istemiştim. O dönem kendimce savunma mekanizmaları geliştirip kaygılarımdan kurtulmak için her şeye tepki vermeye başladığım günlerdi.

Yormuyor muydu her şeye tepki vermek?

- Yormaz olur mu? Tüm bunlar beni kendimi aramaya yöneltti. Kabadayıların ağır sancıları, acıları, o acılardan doğan gerçekleri vardır ya hani, işte onun gibi bir şey... Kendini daha erken bulursan değiştirebilirsin yaşamını. Bunun için de bir şeylere sığınması lazım insanın... Benim de tutunduğum dal seyircilerdi. Ekranda aileler beni kabul etsinler istedim. Kendimi öyle çok daha rahat hissediyordum.

GÜNEŞTEN VE DENİZDEN BİLE KUŞKULANIR OLMUŞTUM

Bu yüzden mi o kadar küçük yaşta “Ben kendi hayatımı kurayım” dedin?

- Herhalde... Babam çekmiş gitmiş, annemi ve kardeşimi de korumam lazım. Bunları çocuk denecek yaşta düşünmeye başladım ben. Ekranda izleyicilerin elinde büyüdüm diyebilirim.

Hâlâ kızgın mısın babana?

- Terk-i dünya kavramını sahiplenip yaşamdan kopmuş, dinine çok bağlı bir adamdır babam. Tarikat üyesi, kendini tasavvufa adamış, dini terimlerle bambaşka bir dünyada yaşayan dergah mensubu... Meseleye onun açısından bakmayı öğrendiğim zaman bunu kabul etmeye başladım.

Onu affedebildin mi?

- Affetmeyi öğrendim ama bu durumla barışabilmem için çok huzurlu bir hayatımın olması gerekiyor. Ne yazık ki böyle bir hayat için insan hastalanmaya bile razı olabiliyor.

Durumu bu raddeye getiren neydi?

- Güneşten ve denizden bile kuşkulanır olmuştum. Bu durum o kadar ileri gitmişti ki güneşin de, denizin de benden kuşkulandığını sanmaya başladım. Her geçen gün kaygılarım daha da artıyordu. Artık savaşmaya gücüm kalmamıştı, bir ara kendimi bırakıp gitmeyi bile düşündüm.

Peki ya şimdi?

- Sanırım fazla hızlı yaşadım ve nevrim döndü. Artık durup biraz daha olgunlaşacağım ve zamanında yaptığım çocukça hataları başka bir gözle değerlendireceğim.

KİMSE BENİ BEĞENMEK, SEVMEK ZORUNDA DEĞİL

Daha önceleri de hayat bu kadar zor muydu senin için?

- Lise yıllarımda gelecek kaygısı olmayan, aylak biriydim. Liseden sonra da okuyamadım zaten. Başta baba olmayınca çalışmak zorunda kalıyorsun. Sanırım biraz da kaderciliğim yüzünden eğitime de hiç önem vermedim o yıllarda.

O yaşlarda hepimiz aylaktık canım...

- Doğrusunu istersen benimki aileden kaynaklanan savruk bir yaşamın eseri... Ailevi bütünlük olmadığı için zihnimde de bir düzen oluşamamıştı. Kendi kendime dedim ki “Oğlum yüzün güzel, yakışıklısın. Bundan faydalanmasını bil, çık televizyona hayatını kurtar”... Zaten gerisi de çorap söküğü gibi geldi.

Liseden sonra okumadım dedin ama Wikipedia’da kimya mühendisi olduğun yazıyor?

- Yanlış bilgi, sadece lisede kimya okudum. Bu durumu kendine dert ettin mi diye sorarsan, asla... Son derece pratik bir zekam var. Kendi kendimi eğittim. Ana-baba desteği olmadan yürümek beni hayata karşı çok daha atak yaptı.

Ve daha hırslı...

- Tabii ki. Oyunculuğu meslek olarak ele aldığım zaman işe daha ciddi sarıldım. Bu yolda kendime bir karakter, bir duruş kazandırmaya çalıştım.

Hep yakışıklılığın ekmeğini mi yedin, bu durum hiç başına bela açmadı mı?

- Böyle şeyler yaşandı tabii, gerektiği zaman yollarımı ayırdığım insanlar oldu. Kimse beni beğenmek, sevmek zorunda değil. Başından beri tek derdim bu saygınlığı kazanmaktı ama zaman bana kendimi karşımdakinin yerine koyup düşünmeyi öğretti. Kısaca sen istemesen de olaylar seni bu duruma sürüklüyor.

1114
dahafazlası
YORUMLAR
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.