Mahmure

Magazin

Magazin Gündemi

Kehanetlerdeki kıyamet

Kehanetlerdeki kıyamet

Mayıs 1453... Sultan Mehmed'in orduları Bizans kapılarında. Ancak Konstantinopolis kaderini yenebilmek için daha pek çok şeyle mücadele ediyor... İmparatorluğun son günlerinde suralrın içinde neler yaşandı, halk neler inandı, nelerden korktu...

Bizans Ortodoks Kilisesi, Paskalya'yı kutlamak üzere hazırlanıyordu. Ancak 1453 yılı Paskalya'sının rastladığı 1 Nisan Pazar gününde, Konstantinopolis halkı üzgündü ve korku içindeydi. En azından bu haftayı huzur içinde geçirebilmek için günlerden beri dua ediyorlardı. Bütün halkın bildiği ve kehanetlerin de desteklediği kıyamet gününün gelmesi için henüz çok erkendi...

Nafile, Osmanlı ordusunun öncüleri 2 Nisan Pazartesi günü Konstantinopolis önlerinde göründü. Küçük bir Bizans birliği bu öncü kuvvete saldırdı. Ancak, ardından gelmekte olan kuvvetleri görünce geri çekildi. İmparator XI. Konstantinos, hendeklerin üzerindeki köprülerin hemen yıkılarak kent kapılarının kapatılmasını ve Gahita yakasındaki kule ile Saray Burnu'ndaki Eugenius Kulesi arasındaki kalın zincirin Haliç'in girişine gerilmesini emretti.

Osmanlı ordusunun tamamı 5 Nisan Perşembe günü surların önüne vararak iki buçuk kilometre açıkta ordugah kurdu. 11. Mehmed, saldırıdan önce karşı tarafa, kentin teslim olması halinde kimseye zarar verilmeyeceğini ve Türk yönetimi altında yaşamaya devam edeceklerini bildiren bir mesaj yolladı. Ancak imparator bu öneriyi geri çevirdi.

Müttefik bulamadılar
6 Nisan 1453'te dev toplarla bombardıman başladı. Ama o gün ve sonraki günlerde, denizde Bizanslılar hep daha başarılı oldular. Çünkü zincir, Türklerin Haliç'e girerek Bizans surlarını buradan dövmelerini engelliyordu. Bir çözüm arayan sultan ve danışmanları, gemileri karadan Haliç'e indirmek gibi zekice bir manevra düşündüler. Gemiler, ahşap kazıklarla Dolmabahçe'den Kasımpaşa'ya taşındı. 22 Nisan sabahı Bizanslılar Türk gemilerini Haliç'te görünce dehşete kapıldılar. Osmanlı gemilerini ateşe verme girişimleri de başarısızlıkla sonuçlandı.

Bizans imparatorluğu için aslında tek kurtuluş, batı dünyası ile birleşmekti. Ancak imparatorun gerek Katolik Roma Kilisesi'nden, gerekse ticari işbirliği içinde olduğu devletlerden yardım talebine sadece Kiev kardinali Isidoros ile ünlü Cenovalı kumandan Giustiniani'den olumlu yanıt gelmişti.

Öte yandan, batı dünyası ya da Katolik Kilisesi ile birleşme fikrine zaten herkes sıcak bakmıyordu. Kentte, "Keşke kent, İsa ile anasına tapınan Latinlerin eline geçse de, dinsizlerin pençesine düşmesek," diye yakınanlar ile "Kentin içinde Türk sarığını görmek, Latin serpuşunu görmekten daha iyidir," diyenler arasında kıyasıya bir sürtüşme yaşanıyordu.

Kan emiciler de acımadı
Bu siyasi ve dini çalkantıların yanı sıra kentte daha başka sorunlar da yaşanıyordu. Bunların en başında nüfus azlığı ve buna bağlı olarak savunma güçlerinin yetersizliği geliyordu. Kaynaklar Konstantinopolis'in 1453'teki nüfusuna ilişkin farklı rakamlar vermekle birlikte, günümüz tarihçilerinin pek çoğu fetih sırasında kentte ortalama 40.000 ile 50.000 kişinin yaşadığı konusunda fikir birliğindeler. Kuşatma sırasında Konstantinopolis'te yaşayan ve imparator tarafından Bizans'ta eli silah tutanların kaydedilme işlemiyle görevlendirilen Bizanslı kronogrof Giergios Frantzes kent içindeki savunma güçleri için: "Kentin içinde iki bin civarında olan yabancılar hariç, yalnız dört bin dokuz yüz yetmiş üç asker vardı," diyor.

Açlık hakimdi
Ancak açlık bütün sorunların önüne gcçmişti. Konstantinopolis'in kuşatılması sırasında kentte bulunan bir diğer tanık Venedikli hekim Nicolo Barbaro, tuttuğu günlüğünde, 1453 Mayıs'ının başında kentte özellikle ekmek, şarap ve diğer gerekli erzaklarda eksik yaşandığını belirtiyor. Kuşatmaya tanıklık eden Midilli Adası'nın Katolik başpiskoposu Sakızlı Leonardo'nun "kan emiciler" diye nitelendirdiği bazı fırsat düşkünleri, yiyecek maddelerini ellerinde tutuyor ve bunları daha sonra yüksek fiyatlarla piyasaya sürüyorlardı.

Kıtlık ve pahalılık öyle boyutlara ulaşmıştı ki, kentin surlarını korumakla görevli askerler açlıktan ölmek üzere olan ailelerine bakabilmek için sık sık görev yerlerini terk ediyorlardı. Sonunda, asker ailelerine kuşatma boyunca düzenli ekmek dağıtılması kararlaştırıldı. Yine askerlerin maaş alamamaları, onların çarpışmayı reddetmelerine ya da ek gelir peşinde savunma görevlerini ihmal etmelerine neden oluyordu.

Kutsal eşyaları erittiler
Bu sorunlara son verecek tek çözümün askerlere ödeme yapmak olduğunu gören imparator ise, devlet hazinesinde yeterli para bulamadığı için, çaresizlik içinde vergileri artırmaya karar verdi. Ancat bazı devlet adamları, zaten yeterince yoksul olan halkın ek vergilerle daha da yıpratılmaması gerektiğini söyleyince bu fikrinden vazgeçti ve kilise hazinelerine el konması önerisini kabul etti. Böylece kiliselerden toplanan gümüş eşyalar eritilip para haline getirildikten sonra, savunma güçlerine ve yıkılan surları tamir etmek veya hendek kazmakla görevli işçilere dağıtıldı.

Söylentilere göre, surları tamir elmek amacıyla imparatordan para alan bazıları da, bu paranın bir bölümünü çömlek içinde saklamışlardı. Bu zor koşullar, Bizans'ın geleceğini belirleyecek önemli bir olaya da damgasını vurdu. Macar asıllı top ustası Urbanus, Konstantinopolis'in fethinde son derece yararlı olan dev topların yapımını önce Bizans'a önermiş.

Ancak elverişsiz para koşulları nedeniyle Bizanslıları terk ederek Osmanlıların hizmetine girmişti. Konstantinopolis'te böylesine bir sefalet ve yoksulluk hakimken, bazı kaynaklar kentte zengin bir azınlığın var olduğuna, ancak maddi olanaklarını savunmaya yönelik masraflara harcamaktan bencilce kaçındıklarına değiniyor.

Kıyametin işaretleri
Bu sıkıntılı tablonun bütün yükünü sırtında taşıyan sıradan halk ve askerler ise yavaş yavaş çözülmeye, siperleri terk ederek Tanrı'ya ve azizlere sığınmaya başladılar. Bizans halkındaki yaygın inançlara göre, kötü kehanetler bir bir gerçeğe dönüşüyordu. Ağızdan ağza farklı söylentiler dolaşmaya başladı. Kimileri düşmanın Konstantinopolis'e gireceği ve Konstantinos Sütunu'na vardığında halkın ayaklanarak onları kovalayacağını söylüyordu. Kimileri de, okçulukta usta bir milletin Konstantinopolis limanını ele geçirip, Bizanslıları bozguna uğratacağına inanıyordu.

Ancak bir kehanet vardı ki, gerçeklerle örtüştükçe halkta büyük panik yarattı. Bu kehanete göre Osmanlı soyundan yedinci padişah iktidar olduğunda, Bizans'ta da Palaiologos Hanedanı'nın yedinci imparatoru başa geçecek, Bizans Osmanlılar tarafından zapt edilecek ve Palaiologos Hanedanı yok olacaktı. Böylece II. Mehmed padişah oldıığunda, halk kiliselere koşup imparatorluğu koruması için Tanrı'ya dua etmeye başladı. Çünkü II. Mehmed yedinci Osmanlı padişahı. Bizans imparatoru XI. Konstantinos da Palaiologos Hanedanı'nın yedinci üyesiydi.
Macaristan'daki yaşlı bir Bizanslı alimin kehaneti de bütün bunlara tuz biber ekti. Ona göre, Bizans Türklerin eline düşüp Konstantinopolis yerle bir edilirse, Bizanslılar iyi gün göreceklerdi...

Tanrı ve doğa mesaj veriyor
Böyle bir psikoloji altında sağlıklı düşünme yeteneğini yitiren halk, her olayda kutsal bir mesaj aramayı başladı. 22 Mayıs geecsi gökyüzünü aydınlatan ay, Bizans halkına o beklenen kötü mesajı veriyordu. Nicolo Barbaro bu mesajı şöyle açıklıyor: "Gecenin ilk saatinde gökte, Konstantinopolis'in değerli imparatoru Konstantinos'a gurur duyduğu imparatorluğunun sona ermek üzere olduğunu söyleyecek şaşılası bir işaret belirdi. İmparatorluk gerçekten de sona erecekti. Şöyle oldu: Güneş battıktan sonraki ilk saat içinde ay doğdu. Dolunay zamanıydı, bu nedenle tam bir daire olarak doğması gerekiyordu.

Ne var ki ay, üç günlükten fazla değilmiş gibi, sadece pek az bir parçası görünerek doğdu. Oysa hava açıktı, bulutsuzdu, bir kristal kadar parlaktı. Ay, dört saat kadar o biçimde kaldı ve sonra yavaş yavaş tam daire halini aldı, gecenin altıncı saatinde dolunaya dönüştü. Biz Hıristiyanlar da, imansızlar da bu olağanüstü işareti gördüğümüzde, İmparator müthiş bir korku içindeydi, soyluları da öyle. Çünkü Yunanlılar, dolunay işaret verinceye kadar Konstantinopolis'in asla düşmeyeceği kehanetine inanıyorlardı."

Mukaddes resimler taşınıyor
O günlerin yakın tanığı İmrozlu Mihail Kritovulos da, 25 veya 26 Mayıs'ta yaşanmış başka bir olaydan söz ediyor: "İmparator, halkın maneviyatını yükseltmek için dinden faydalanmak istiyordu. Hemen her gün halkın dini hislerini kamçılayıp mukavemet fikrini artırmak üzere mukaddes resimleri taşıyarak ve ilahiler okuyarak kenti dolaşan rahipler, Hz. Meryem'in Odiyitriya ismi verilen (Konstantinopolis'i birçok kuşatmadan kurtardığı sanılan) meşhur kutsal resmini alarak dolaşmaya başlamışlardı. Kente yapılacak büyük hücumdan dört gün önce ve erkekler, Tanrı'nın yardımını dileyerek, Meryem Ana tasviri önlerinde, ilahiler okuyarak sokaklarda dolaşırken, halk da dua ediyordu. Kutsal resim, hiçbir sebep olmadan taşıyanların elinden kurtularak yüz üstü yere düştü.

Herkes bağırarak kutsal resmi kaldırmaya koştu. Fakat resim kurşun gibi ağırlaşarak, sanki toprağa yapışmış gibi bir hal almıştı. Hazır olanlar ağlaşmaya, dua etmeye başladılar. Nihayet papazlar ve kutsal resmi tutmak ehliyetinde olanlar resmi kaldırmayı başardılar ve bu suretle merasime devam edildi. Fakat bu olağanüstü olay, bir hayır alameti olarak görülmedi, herkesin kalbine korku girdi. Bu yetmiyormuş gibi, alay öğleye doğru yağmura tutuldu. Bulunduğu yerde kalmaya mecbur oldu. Gök gürültüleri ve şimşekler arasında bardaktan boşanırcasına yağan yağmur, alayın devamına imkan bırakmadı.

O gece diğer bir hadise, zaten gayri tabii vaziyette olan sinirleri büsbütün bozdu. Muhtemelen, Türk ordugahında kilometrelerce devam eden bir sahada bulunan mum donanmasının ışıkları bulut vaziyeti dolayısıyla kente ve bilhassa yüksek olan Ayasofya'nın kubbesine aksetti ve burasını aydınlattı. Bu olay, gündüz yaşanan mukaddes resim hadisesine eklenince, herkes kiliselere koşarak Tanrı'dan yardım diledi."

Ne fayda...
Kehanetler adım adım gerçeklere dönüşerek, Bizans halkının dualarım boşa çıkarıyordu. 27 Mayıs günü. II. Mehmed bütün ordu birliklerini dolaşarak büyük saldırının başlamak üzere olduğunu haber verdi. Bu haber asker arasında sevinç bağırışlarıyla karşılandı. Kent, Türk ordusunun sesleriyle inliyordu. Kösler vuruyor, kudüm ve borular hiç durmadan çalıyordu. Surların önü öylesinc aydınlanmıştı ki, Bizanslılar bir an için Osmanlı ordugahının ateş alarak yandığını sandılar. Ancak, gerçeği anlayınca korkudan diz çökerek dua etmeye başladılar.

Tam gece yarısı birden bütün ışıklar söndü. Sultan Mehmed, pazartesi gününü dua ve dinlenme günü ilan etmişti. Savaşçıların salı günü başlayacak büyük saldırıya dinlenmiş ve hazırlıklı olarak katılmalarını arzuluyordu. Surlara ölümcül bir sessizlik hakim oldu. Türk ordugahının içinde bulunduğu sessizliğin aksine, kent kilise çanlarının sesleriyle inliyor, halk omuzlarında taşıdıkları ikonalarla sokaklarda ve surlar boyunca ağır ağır yürüyordu. Duvarların en çok zarar görmüş bölümleri ve tehlike ihtimalinin en yüksek olduğu noktalar kutsanıyordu.

29 Mayıs salı günü, kent son hendeğe kadar savunuldu. Savunmanın belkemiği Cenovalı komutan Giustiniani yaralandıktan sonra gemisine giderken, askerleri de yerlerini terk ederek onu izlediler.Yenilgi söylentileri surlardaki askerlere ulaştı. Venedikliler gemilerine, askerlerde ailelerini korumak için evlerine kaçtılar. Fatih, Bizans'ın mirasını devralmak üzere atının sırtında kente girdi ve doğruca Aya Sofya'ya gitti. Bu sefer kentte şu soru hakim oldu: "Macaristan'daki yaşlı Bizanslı alimin kehaneti doğru çıkacak mı?.."

Kaynakça;
"Konstantinopolis Düştü"
Stevcn Runciman
"1453 Konstantinopl Kuşatma Güncesi"
Nicolo Barbaro

"Bizans Kentine İçeriden Bakış"
İstanbul Armağanı I/Nevra Necipoğlu
"Şehir Düştü" Georgios Frantez
"İstanbul'un Fethi" Feridun Dirimtekin
"Bizans'ın Son Günleri" Yannis Kordatos
(Focus)
580
dahafazlası
YORUMLAR
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.