Mahmure

Magazin

Magazin Gündemi

Karnemi almış çocuklar gibiyim

Karnemi almış çocuklar gibiyim

Kuşağının en beklenmedik kariyer hamlelerini yapan oyuncularından Demet Evgar, özgün seçimleri hakkında konuştu.

demet evgar

'Bir Erkek, Bir Kadın'da komedideki yeteneğini gösterdi. Onur Ünlü imzalı 'Sen Aydınlatırsın Geceyi'de ise yeteneklerinin bildik komedi kalıplarını katbekat aşacağını hatırlattı. Kuşağının en beklenmedik kariyer hamlelerini yapan oyuncularından Demet Evgar'la buluştuk, bu özgün seçimlerini masaya yatırdık.

‘Sen Aydınlatırsın Geceyi’deki karakteriniz Yasemin, eşyaları düşünce gücüyle hareket ettirebiliyor. Türkiye sinemasında süper güçleri olan bir karakteri canlandıracağınız hiç aklınıza gelir miydi?Çocukluğumdan beri hep çizgi filmde oynamak istemiştim aslında. Bir de baktım büyüyünce daha da çok istiyorum. (Gülüyor) Bu da benim için bir başlangıç oldu diye düşünüyorum. Aslında ‘Sen Aydınlatırsın Geceyi’deki karakterin süper gücü metaforik. Herkeste var. Ama onun bilincinde misin, değil misin, mesele biraz da o.

Yasemin karakteri kendi gücünün ne kadar bilincinde?

Oradaki bütün karakterler için aynı şeyi söyleyebiliriz. Filmin ana cümlesi, “İnsan endişeden yaratılmıştır”. O endişeye, çarka kapılmak, farkındalığı engelleyen bir şey.

‘Sen Aydınlatırsın Geceyi’de, ‘Şubat’ta ve ‘Leyla ve Mecnun’dan kemikleşmiş bir ekiple çalıştınız. Bunun ne gibi avantajları veya dezavantajları vardı?

Evimde televizyon olmadığı için tüm dizilerden haberdar değilim ama arkadaşlarımın ne yaptığını da biliyorum. 22 yaşında televizyona ilk atılırken Ali’yle beraber oynadık zaten. Onur’u (Ünlü) da çok eskiden tanıyorum. Arkadaş arkadaşa bir film çekmişiz gibi oldu. Orada bulunan herkes için –ki buna Onur da dahil- çok enteresan, büyülü bir şeydi. Benim hayatımı da aydınlatan bir film oldu aslında.

Nasıl aydınlattı?

Hiçbir şeyle ilgili endişe duymadan, böylesine mutlu bir film süreci içinde olacağımı tahmin etmemiştim. Filmlerimin hepsini zevkle çektim. Ama bu, sihir tozu atılmış gibiydi gerçekten de. Aslında içinde büyük bir komedisi olan bir film ve oyuncuların hepsi de komedyen nüvesine sahip. O maya, Onur’da da yüksek derecede. Biz bunu komedi filmi olarak da çekebilirdik. Ama Onur’un seçimi trajik bir film çekmekti. Biz de bunu bilerek oynadık. Ve o trajedinin içinde durumun komiği o kadar sağlam bir şekilde vardı ki kara komedi teriminin hakkını verdi.

Oynadığınız filmlere getirilen ortak eleştirilerden biri de sizi yeterince değerlenmedikleri yönünde olur. Yönetmenlerin bizzat böyle bir endişe yaşadığını düşündünüz mü hiç?

Bilmem... Söyleyeceğim her şey bir varsayım olarak kalır. Ama Onur kafasındaki şeyi o kadar biliyordu ki… Bazen bir şeylerin olması gerekiyordur. Ben şimdi bugün bunu yapacağım, şu oyunu oynayacağım desem de artık hayata şöyle bakıyorum birazcık; “Acaba bugün bana ne yaptırılacak?” O kadar başka güçlerin elindeymişim gibi geliyor ki önüme serilen fırsatları elimden geldiğinin en iyisiyle değerlendirmeye çalışmaya odaklanıyorum. Bunda da odağım oydu. Karakter üzerine çok da fazla bir şey konuşmadık. Sessiz bir bilgiyle anlaştık Onur’la. Bu tüm oyuncular için geçerli. Çok güzel bir dağılım, ortak bir oyunculuk damarı vardı. Film bizi o çarkın içine aldı ve herkes tam yerine oturdu.. Baktığında ‘Bir Erkek Bir ’da çok daha dışa dönük bir rol oynuyorum uzun zamandır. Ama işte Onur da böyle bir adam, birçok insandan farkı bu. Belki o da benim içimi bildiği için çok güvendi.

‘Bir Erkek Bir Kadın’ son sezonunda mı?

Son bölümleri çektik bitti. Ama her an bir sürpriz yapabiliriz. (Gülüyor)

Peki gündelik hayatınız nasıl etkilenecek? Haftanın dört günü süren çekimler artık yok…

Karnemi almış çocuklar gibiyim. Ama bizimkisi, bir sene sonra yeniden kaldığı yerden başlanabilecek bir iş. Tabii biraz mola alınması da gerekiyordu. Süreç onu getirdi. 5500 tane skeç çektik ve bunlar sadece yayımlananlar… Artık bir zamandan sonra ben bugün hiç konuşmak istemiyorum diyordum. Ama son on üç bölümü de muhteşem bir heyecanla çektik. 5500 skeç çekip de hâlâ o işi severek yapabiliyor olduğum için herkese teşekkür ediyorum.

Her yerde dizi matematiğinin konuşulduğu bir ortamda bu matematiğe hiç uymadan fenomenleşen bir işin parçası olarak TV sektörüne ne demek istersiniz?

Farklı bir şeye cesaret gösterilmesi için çok güzel bir örnek oldu. Sonrasında da birçok yapımcıya ilham verdi. Birebir benzer işler yapılmadı belki ama insanlar para kaybetmeyi göze alarak 30 dakikalık ya da 30 bölümlük işler yaptı. Bana da başka cesaret verdi. Çünkü başarı, başarısızlık denen kavramlara tekrar bakma fırsatı sağladı. Başarısızlıktan korkarak adım atmamak, harekete geçmemek oluyor ki o da yaşamın matematiğine ters.

Televizyonun en ilgi çeken isimlerinin birinin kendi evinde TV’si nasıl olmaz?

Sürekli televizyonu takip etmenin bana iyi gelmeyen bir alışkanlık olduğunu fark ettim. Herkes için böyle olmayabilir. Ama ben televizyonun karşısında uyukladığımda sağlıklı uyuyamıyorum. Ya da biri geliyor, televizyonu açalım diyor, açma demiyorsun. Şu “Eskiden sohbetler vardı” dedikleri sohbeti yaşamak için “Şu televizyon gitsin de görelim, neymiş bu sohbetler” dedim. (Gülüyor) Gerçekten bu niyetle çıkarttım televizyonu evimden. Bu televizyon seyretmiyorum anlamına gelmiyor. Artık internetten seçmeye başlıyorsun. Önüme ne dayatılırsa değil, istediğimi istediğim zaman seyrediyorum.

Her şeyde olduğu gibi kendimi orada buldum

Emek Sineması protestolarında ön saflardaydınız. Kendinizi hangi noktada sokakta buldunuz?

Hatırlamıyorum. Her şeyde olduğu gibi kendimi orada buldum. O insiyaki bir şey. Emek de içimizde, her şey de içimizde. Bütün bu olanlardan sonra anladığım, sinirlenip tu kaka diyeceğim hiçbir şeyin dışarıda olmadığı.

Gezi için de aynısını söyleyebilir miyiz?

Her şey için söylerim. İçime döndüğüm için çok mutluyum. Dışarıda hiçbir şeye karşı nefretim, sinirim yok. Bunu söylerken kalbimin çok farklı çarptığını hissediyorum.

(Röportaj: Erman Ata UNCU)

381
dahafazlası
YORUMLAR
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.