Mahmure

Magazin

Magazin Gündemi

'İnsana ayıracak vakit yok'

'İnsana ayıracak vakit yok'

Prof. Dr. Mahmut Arslan: Köyden kente göçle birlikte yalnızlık arttı. İnsanın insana ayıracak vakti yok artık. İnsanlar, bayramda uzak gecekondu semtindeki akrabası yerine ustasını ziyaret ediyor.

İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümü Sosyometri Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Mahmut Arslan'a göre ise insanın yalnızlığı köyden kente gelip yerleşmesiyle başladı.

Kentteki yalnızlığı, "Caddelerde, metrolarda, kalabalıklar içindeki bir yalnızlık" şeklinde nitelendiren Arslan, önceleri hiç değilse düğün ve cenazelerde bir araya gelen insanların şimdi kentte birbirinden habersiz yaşadığını söylüyor. Arslan, kentin özgürlük sağladığını, ancak bunun faturasının yalnızlık olduğunu ifade ediyor.

  • Kentte yalnızlık kaçınılmaz mı?
    Köylerdeki cemaat hayatı zaman zaman özleniyor. Bu cemaat yapısının içinde özgürlük yok ama amansız bir sorununuz olduğunda herkes yanınızdadır. Kentte ise herkes kendi bacağından asılır, gemisini kurtaran kaptandır. Bir destek olgusu var köy, kasaba, gecekondu bölgesinde. Bu durumunu insanlar kentte kaybediyor ve yeniden yakalayabilmek için sivil toplum örgütleri, kulüpler, gönüllü kuruluşlar ortaya çıkıyor.

    Şehirde aslında kaybedilen değerleri arayış var, ama bulmak mümkün olmuyor. İnsanlar çıkar gözetmeyen hedefler etrafında bir araya gelip köyde bulundurduğu ve kaybettiği nostaljiyi arıyor.


  • Sadece kentteki hayat şekli mi beraberinde yalnızlığı getiriyor?
    Şehirde hayatın tekerlekleri daha hızlı dönüyor. Boş zaman denilen şey son derece kısıtlı. Köye gittiğinizde, tarımsal faaliyetlerin yoğun olduğu birkaç ay dışında zaman bolluğu var. Şehirde geçim sıkıntısı nedeniyle zamanla yarışılıyor. Boş zaman, insanın insana ayıracağı zaman son derece kısıtlı. Örneğin Kumkapı'daki meyhanelerle ilgili yapılan bir araştırma var. Bir öğrencimizin bitirme teziydi.

    Yıllardır bu meyhanelere giden müdavimlerin dilindeki değişimi göstermeyi amaçlayan bir araştırmaydı. Yüz yüze anket uygulanan müdavimlerin anlatımlarından, eski meyhane geleneğinin, o sohbet havasının artık kalmadığını gördük. Ayaküstü bir şey atıştırıp köşedeki televizyonu izliyor insanlar. Zil zurna sarhoş birinin söylediği "Memlekette muhabbet kalmadı" sözü araştırmanın da özü aynı zamanda. Bu, dramatik bir yalnızlığı ifade ediyor. Şehir insanı sürekli telaşlı, hep bir yere yetişme çabasında.


  • Batı'da bireycilik var. Ama Doğu henüz öyle değil. Kendi ülkemize baktığımızda doğu ve batı arasında bir yalnızlık farkı var mı?
    Bireyci toplumlar ve cemaatçi yapılar var. Ancak siyahla beyaz gibi birbirinden ayrılan bir şey değil bu. Arada gri tonlar var. Aynı toplumun, kentin varoşlarında bile farklılık var. İstanbul bile kente yanaşmış kasabalardan kurulu. Bazı yerlerde Anadolu'daki manzarayı görüyorsunuz. Burada ilişkiler aynı. Şehir merkezinde iş bulmuş olanlar ise kozayı deliyor. Temizliğe giden kadınlar, kalfa veya çırak çocuklar... Kent merkeziyle ilişkiler başlayınca o cemaatin rengi değişiyor artık. Köyde itimata dayalı ilişkinin yerini, mantığa, çıkara dayalı ilişki alıyor.


  • Yalnızlıktan kaçınmak mümkün değil mi?
    Kaçınılmaz diye bir şey yok. Ancak kent hayatı hele de ileri bir endüstri toplumu ise orada ister istemez kafasını vura vura şehirli olur kuşaklar. Hayal kırıklıkları, çıkar ilişkileri onu şehirli yapar. Bayram tercihleriyle ilgili yaptığımız bir ankette, insanların yakın akrabaları yerine, çıkara dayalı ilişkiler kurduğu kişileri ziyaret ettiğini tespit ettik. Adamın uzak bir gecekondu semtinde çok yakın bir akrabası var ama yoksul.

    Ona gitmiyor, ustabaşına, şefine gidiyor. İleride işi düşüp de çıkar elde edebileceği kişiye yani. Bu davranış biçimi ve bayram ziyareti tercihi onun rasyonalize olma sürecine girdiğini gösteriyor.


  • 'Yalnızlaşma' süreci insanın hangi döneminde başlıyor?
    İnsan hayatının da belirli aşamaları var. Ergenlik döneminde tespih böceği gibi içe çekilme var. Tüm intihar istatistiklerinde ergenlik çağı üzerinde durulur. Çünkü hem fizyolojik, hem psikolojik bir değişim söz konusu. Bir küçük gülüşle dünya sizin olurken bir yan bakışla çökersiniz. İnsanın yalnızlığı yaşının kilometre taşlarına göre artar veya azalır.


  • Türkiye sarsıcı ekonomik krizler yaşadı. Bu tür krizler yalnızlaşmayı da körükledi mi?
    Emile Durkheim 1929 yılında yaşanan dünya ekonomik krizine değinirken özellikle New York, Paris, Tokyo ve Milano borsasının yerle bir olduğunu hatırlatır. Berlin'de Alman Markı'nın değeri sıfır olmuştur. O dönemle ilgili intihar istatistikleri üçe, dörde katlanmış. İnsan bir anda bir ekonomik krizle iflas noktasına geldiğinde bu ani kayba uyum sağlayamıyor. Kriz dönemlerinde Devlet İstatistik Enstitüsü'nün intihar istatistikleri çıkıyor. Mesela bu dönemlerde ticari intiharlar artıyor. Bu krizler insanlarda birden bire bir 'hiç olma' duygusu yaratıyor.


  • Yalnızlık ve intihar arasında sıkı bir bağlantı var mı?

  • Durkheim, 'İntihar' adlı kitabında intiharı yalnızlığa bağlar. İnsanın fazla dindar olmaması halinde intiharın geçerli olabileceğini de söyler Durkheim. Bunu söyleyen Durkheim'ın kendisi de materyalisttir. Şehirlerde çok olan intihar oranı köylerde azalıyor. Cemaat yapılarında son derece az. Çünkü yalnız kalamıyorsunuz ki intihar edesiniz. Daha doğrusu cemaat sizi yalnız bırakmıyor. "İntiharın kökeninde insanın kendini yapayalnız hissetmesi yatar" diyor Durkheim, bu da kent hayatında oluyor.

  • Türkiye şu anda bu çizginin neresinde?
    Batı ülkelerine göre güneyde intihar oranı az. İntihar en çok sanayileşmiş yerlerde yoğun. Avrupa ülkelerinde görülen hızlı intihar görülmüyor bizde. İntiharın çok yaygın olduğu İsveç'te vatandaşlar doğumdan ölüme kadar devletin garantisindedir. İşsiz kalırsa ücretinin yüzde 90'ını işsizlik sigortası öder. Böyle bir yerde en yüksek intihar oranı var. Eskiden insanlar bir dikiş makinesi alınca üç sene mutlu olurdu, buzdolabı alınca beş sene mutlu olurlardı. Mutluluğun kilometre taşlarıydı bunlar. Mesela yoksul gecekondu ve işçi bölgelerinde intihar hızla azalıyor. Ancak bu yoksulluk istikrarlı olursa azalıyor intihar.


  • Batı'daki haliyle yaşanan yalnızlığı bizim toplumumuz da görecek mi?
    Batı toplumlarının geldiği o keskin bireycilik, 16., 17. yüzyıldan bu yana Avrupa toplumlarının geçirdiği süreci gösteriyor. Halbuki bizim sanayileşmemiz daha yüzyılı bulmadı. Biz de 500-600 yıllık bir sanayileşme sürecini geçirirsek, bizde de o keskin bireycilik ortaya çıkacak. Kaçınılmaz bu. Sanayileşme, şehirleşmeyi, şehirleşme de bireyciliği getiriyor.

    Bizim toplumumuz da bu süreci yani, endüstri devriminin sınıf çelişkilerini yaşayacak. Avrupa'da yaşanmış. Bu toplumların üzerinden kapitalizmin dozeri geçmiş. Şimdi biz Avrupa'nın kafasını vura vura öğrendiği şeyleri daha yumuşak alıyoruz. 200-300 yılda bulduğu mekanizmalar bize daha erken geliyor.


  • Gençler kalabalık içinde yalnız
    Geçtiğimiz yıl İstanbul'da yedi lisedeki 14-20 yaş grubundaki 1381 öğrenciyle yapılan bir araştırmada gençlerin yüzde 65'inin 'kendini yalnız hissettiği' ortaya çıktı. Erkeklerden çok kızların kendini yalnız olarak nitelendirmesi de araştırmadan çıkan başka bir sonuç. Altı üniversitede bin 262 öğrenciyle yapılan bir araştırmaya göre ise gençlerin yüzde 41.3'ü kendini öldürmeyi düşünüyor.

    Adnan Menderes Üniversitesi Psikiyatri Anabilim Dalı öğretim üyesi Doç. Dr. Mehmet Eskin tarafından yapılan 'İntihar Girişimi ve Düşüncesi' araştırmasında Aydın, İzmir, İstanbul ve Ankara'daki altı üniversitenin öğrencilerine anket uygulandı.

    Gençlerin yüzde 14.3'ü son 12 ay içinde kendisini öldürmeyi düşündüğünü, yüzde 7'si yaşamı boyunca kendisini öldürmek için girişimde bulunduğunu, yüzde 1.3'ü ise son 12 ay içinde intihar girişiminde bulunduğunu belirtti. Araştırmaya göre üniversite gençliğinin yaklaşık yüzde 50'si kendisini öldürmeyi düşünüyor. Yapılan araştırmalar intiharlarda yalnızlığın da ciddi bir etken olduğunu gösteriyor.
    (Radikal)
    274
    dahafazlası
    YORUMLAR
    Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.