Mahmure

Magazin

Magazin Gündemi

Hayattan taşan şair: Cemal Süreya

Hayattan taşan şair: Cemal Süreya

Cemal Süreya öleli tam 14 yıl oldu. Trajik, neredeyse acıklı hayatı sona erdiğinde henüz 59 yaşındaydı. Bizlere, acıyla sınanan bu trajik hayattan damıttığı, hüzünle derinlik ve vücut bulan eşsiz "sevda sözleri"ni bıraktı.

Ne çabuk 14 yıl oldu Cemal Süreya öleli: Hüzünle vücut ve derinlik bulan "sevda sözleri"nin şairi. Ölmeden önce, sanki önceden görmüş gibi...
Ölüyorum Tanrım
Bu da oldu işte
diyen ama şunu da ekleyen şair:
Ama aldığın şu hayat
Fena değildir...
Üstü kalsın.


1965'ten öldüğü güne kadar saçlarını kendi kesti. Düğmesini diken her kadına evlenme teklif etti. Hep sevdiği kadınları yazdı ve sevdiği bütün kadınlar doğurgan birer tanrıça olarak çizildiler. Basit sözcüklerden, yaşamın gündelik ve basit gerçeklerinden yola çıkıp büyük imgeler ve büyük gerçeklere vardı. Şiirimizin her biri birer destan oylumlu en kısa şiirlerini o yazdı. Yedi kırlangıç hayatı ömür biçti kendine. Altısını ardı ardına yaşamıştı. 9 Ocak 1990'da trajik, neredeyse acıklı hayatı sona erdiğinde; her ölüm gibi onun ölümü de erken geldiğinde henüz 59 yaşındaydı. İkinci Yeni'nin yoksul ve yoksunluk çeken tüm şairleri gibi erken ve yorgun öldü.

O adresi bir türlü değiştiremedi!
Cemal Süreya, mutluluk saydığı kısa çocukluk döneminden sonra, acıyla sınandı. 1938'de Bilecik'e sürgün edilen ailenin yoksul ve "ayrı" düşmesi; annesinin erken ölümü (Annem çok küçükken öldü / Beni öp sonra doğur beni); yerine gelen üvey ana (Saçından tutup kız kardeşini kuyuya sarkıtan kadın); sevdiği ve ayrıldığı onca kadın; başarısız, kırık dökük bir hayat. 26 yılda 28 ev değiştirdi. Onun kişisel bir gerçeğiydi bu. Bu kişisel gerçeği şiire dönüştürmekte de hiçbir sakınca görmedi: Şu adresini değiştir artık!

Göçebelerin en göçebesi...

Kendi içinde de bir göçebeydi Cemal Süreya... Pülümür-Erzincan-Bilecik-Ankara-Kars... On yıl maliye müfettişliği yaptı. İki yıl da Darphane müdürlüğü. "Mülkiyeli Şairler Antolojisi" hazırlamak ancak onun aklına gelebilirdi. Dünyanın öbür ucuna da gidebilirdi. Dünyanın öbür ucu, göçebeliğin içini Cemal Süreya gibi dolduran biri için, Yalova da olabilirdi, Kuzguncuk da, evin öteki odası da...

Bu kadar sık vurguladığına ve daha başlarda bu adla bir de şiir kitabı yayımlamış olduğuna (1965) bakılırsa, içinde bir çocuk gibi "büyütüp yetiştirmiş" olmalı. Yoksa biraz da bu yüzden mi, "üvey anne" elinde büyümüş Cemal Süreya'nın, sevdiği kadınlarda annesini araması?

Hayattan damıtılan şiir...
Cemal Süreya'nın şiiri işte böyle bir hayattan damıtılmıştı. Onun şiiri hayatından taşırılmıştı. Şairin hayatı "şiirine hariç değil"di. İkinci Yeni şiir hareketlenmesindeki yerini de, ki ağırlıklı bir yerdir, onun bu tavrı belirlemişti. Şiirinde hizayı hayattan almıştı. Geniş okur kitlelerince daha çok erotik aşkın, tensel aşkın şairi olarak bilinse de dervişane bir Anadolu şairiydi Cemal Süreya.

Anadolu'nun ezgilerinden şiirinde modern bir tutumla yararlanmıştı. Bilgelikle sıvanmıştı. Toprakla, coğrafyayla, türkülerle yoğrulmuştu. Atak, eylemci bir şiirdi onunki. Şiiri jestti. (Dergi çıkarma tutkusunu ve dergilere verdiği önemi de buna bağlamak gerekir: Yaşamla konuşma arzusu. Edebiyatımızın en önemli dergilerinden Papirüs'ü yayımlayıp burada yerli edebiyata ağırlık vermişti.)

Anadolu şiire taşınıyor...
İlk kitabı 'Üvercinka' (1958) İkinci Yeni'nin genel tutumunu taşır, ama şairin hüzünlü humoru ve tensel aşka övgüsü onu çağdaşlarından ayırır. İlk kitapla ortaya çıkan kişiliğini ikinci kitabı 'Göçebe'de (1965) belirginleştirerek sürdürür. Yalnız bu kitapla birlikte Cemal Süreya ilk kitabındaki birey yanını topluma bağlamış, Anadolu'yu şiirine taşımaya atılmıştır. 'Göçebe' sanki üçüncü kitabı 'Beni Öp Sonra Doğur Beni'nin (1973) üstünde yükseleceği zemindir. 'Beni Öp Sonra Doğur Beni', Cemal Süreya şiirinin, son kitabı 'Güz Bitiği'yle birlikte iki doruğundan biridir. Kitaba adını veren şiir Cemal Süreya şiiri içinde bile ayrıksı, yalnız bir yere sahiptir; Cemal Süreya'nın en uca gittiği şiirdir. Son kitabı 'Güz Bitiği'ne kadar şiirini, hep aynı şiire sadık kalarak, derinleştirir, zenginleştirir. Ama asla köksüz ve pervasız şiirsel arayışlara girmez.

İkinci Yeni'nin vardığı son nokta...
İlk kitabı 'Üvercinka'da tıklattığı, 'Göçebe'de açtığı, 'Beni Öp Sonra Doğur Beni'de girdiği kapıdan bir daha dışarı çıkmaz. Hem deneyci hem de tedbirlidir. Karşılıksız değildir şiirleri. Hesabını veremeyeceği deneysel araştırmalara girmez. Onun içindir ki bütün hayatı boyunca tek bir şiirin dünyasını boyutlandırır, anlamaya çalışır. Son kitap 'Güz Bitiği' bu derin çizginin en uç noktası ve Cemal Süreya şiirinin doruğudur. Bu kitapta duyarlılık, büyüleyici bir sadelik ve ezgiyle gövdesini oluşturur. 'Güz Bitiği', İkinci Yeni'nin vardığı en son noktadır.

Bir dünya tasarımı olarak şiir...
Şairliğinin yanı sıra çok önemli şiir yazıları ve denemeleri olan Süreya, şiirimizin, kendi deyimiyle 'cins' şairlerindendir. Ve yapıtına (ve yapıtından temel oluşturmuş hayatına) dikkatle bakıldığında bu hayatın ve şiirin bir dünya tasarımı öne sürdüğü görülecektir. Cemal Süreya, birçok şiirin birleştiği bir kavşaktır. Ama asıl önemi, birçok yeni şiirin uç vereceği bir kaynak olmasıdır. Şiirimiz için de, bakılacak bir modeldir.

Hiç şemsiyesi olmadı, ama otobüse her zaman biletsiz bindi...

ŞİİRLERİNDEN BİRKAÇ ÖRNEK
ÜSTÜ KALSIN
Ölüyorum tanrım
Bu da oldu işte.

Her ölüm erken ölümdür
Biliyorum tanrım.

Ama, ayrıca, aldığın şu hayat
Fena değildir...

Üstü kalsın...

DİLEKÇE
Sokağımsan
Ben anahtarı çevirdiğim zaman
Kapanan evin kapısı değil,
Senin kapın olsun açılan.

Adresimsen,
Mektuplarım doğru dürüst gelsin;
İki kişi telefonla konuşurken
Olmayalım hemen üç kişi.

Kentimsen,
Başka kentler de girsin araya;
Daha bir sevinçle katılayım.

Şenliğimsen,
Herşeyi yaz tarihimsen,
Ama her bir şeyi.

Dilimsen,
Sen de koru biraz dilliğini.

Düşüncemsen,
Kızkardeşim pencereyi açsın;
Sorguçlu bir ışık aracılığıyla
Günyenisi dolsun içeri.

Uzat saçlarını Frigya,
Yarimsen,
Yurdumsan;
Söz ver Anadolu.

ÜVERCİNKA
Böylece bir kere daha boynunlayız sayılı yerlerinden
En uzun boynun bu senin dayanmaya ya da umudu
              kesmemeye
Laleli'den dünyaya doğru giden bir tramvaydayız
Birden nasıl oluyor sen yüreğimi elliyorsun
Ama nasıl oluyor sen yüreğimi eller ellemez
Sevişmek bir kere daha yürürlüğe giriyor
Bütün kara parçalarında
              Afrika dahil

Aydınca düşünmeyi iyi biliyorsun eksik olma
Yatakta yatmayı bildiğin kadar
Sayın Tanrıya kalırsa seninle yatmak günah, daha neler
Boşunaymış gibi bunca uzaması saçlarının
Ben böyle canlı saç görmedim ömrümde
Her telinin içinde ayrı bir kalp çarpıyor
Bütün kara parçaları için
              Afrika dahil

Senin bir havan var beni asıl saran o
Onunla daha bir değere biniyor soluk almak
Sabahları acıktığı için haklı
Gününü kazanıp kurtardı diye güzel
Birçok çiçek adları gibi güzel
En tanınmış kırmızılarla açan
Bütün kara parçalarında
              Afrika dahil

Birlikte mısralar düşünüyoruz ama iyi ama kötü
Boynun diyorum boynunu benim kadar kimse
              değerlendiremez
Bir mısra daha söylesek sanki her şey düzelecek
İki adım daha atmıyoruz bizi tutuyorlar
Böylece bizi bir kere daha tutup kurşuna diziyorlar
Zaten bizi her gün sabahtan akşama kadar kurşuna
              diziyorlar
Bütün kara parçalarında
              Afrika dahil

Burda senin cesaretinden laf açmanın tam da sırası
Kalabalık caddelerde hürlüğün şarkısına katılırkenki
Padişah gibi cesaretti o, alımlı değme kadında yok
Aklıma kadeh tutuşların geliyor
Çiçek Pasajında akşamüstleri
Asıl yoksulluk ondan sonra başlıyor
Bütün kara parçalarında
              Afrika hariç değil

İNTİHAR
Sen tam tabancayı
Şakağına dayamışsın;
Kapı açılıveriyor
Ve üstündekileri
Bir bir fırlatıp atan
Bir leylak sesi...

NEHİRLER BOYUNCA KADINLAR GÖRDÜM
Porsuk nehrinin geçtiği kadınlar
Hepsine yüzer kere rastladım en azdan
Umutsuz sevdalara tutulmak onlarda
Bozkıra doğru seyrele seyrele yaşamak onlarda
Verdi mi adama her şeylerini verirler
Ben gördüm ne gördümse kadınlarda
Porsuk nehrinin geçtiği

Kızılırmak parça parça olasın
Bir parça ekmek siyah, on kuruşluk kına kırmızı
Taş toprak arasında türküler arasında
Karanlıkta bir yanları örtük bir yanları üryan
Kocaman gözleriyle oy anam bu kadar dokunaklı
Kimler ürkütmüş acaba bu kadar kadını

Dicle kıyılarına tiren varınca
Büyük bir gökyüzü git allahım git
Genel olarak önce kaşları görünür
Sonra bütünsüz uykuları kaşla göz arasında
Yanaklarında çıban izi taşıyan kadınlar
Gül kurusu

Bir gün sizin de yolunuz düşer memlekete
Siz de görürsünüz bunları kadınlarda
Ödevleri yenilmek olan hep
Bıçakla kemik arasında
Susmakla ağlamak arasında
Yenilmek
Kadınlar

CIGARAYI ATTIM DENİZE
Şimdi bir güvercinin uçuşunu bölüyoruz
Gökyüzünün o meşhur maviliğinde
Uzun saçlı iri memeli kadınlarıyla
Bir Akdeniz şehri çıkabilir içinde
Alıp yaracak olsa yüreğini
Şimdi bir güvercinin

Şimdi sen tam çağındasın yanına varılacak
Önünde durulacak tam elinden tutulacak
Hangi bir elinden güzelim hangi bir
Bir elinde kızlığın duruyor garip huysuz
Öbür elinde yetişkin bir günışığı
Daha öbür elinde de kilometrelerce hürlük
Çalışan insanlar için akşamlara kadar
Toz duman içinde
Bir elinde de boyuna ekmek kesiyorsun

Biz eskiden de en aşağı böyleydik senlen
Bir bulut geçiyorsa onu görürdük
Bir minarenin keyfine diyecek yoksa onu
Bir adam boyuna yoksulluk ediyorsa onu
Ne zaman hürlüğün barışın sevginin aşkına
Bir cıgara atmışsak denize
Sabaha kadar yandı durdu
(e-kolay Haber)
613
YORUMLAR
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.