Mahmure

Magazin

Magazin Gündemi

Habermas neye kurban gitti

Habermas neye kurban gitti

Dünya Felsefe Kongresi için İstanbul'da bulunan Alman filozof Jurgen Habermas'ın çok önem verilen konuşmasında neler söylediğini gazetelerden öğrenmek isteyenlerin kafaları karıştı. Çünkü her gazete farklı şeylerden söz ediyordu.

Bunun bir sebebi simültane tercümeye bel bağlamak, diğeri ise konuşmaya ideolojik açıdan yaklaşmaktı. Halbuki, Habermas'ın İngilizce yaptığı konuşma metninin tamamı Basın Bürosu'nda mevcuttu.

Alman felsefeci Jurgen Habermas'ın tebliğiyle ilgili haber, Hürriyet'te ''Ünlü filozoftan yeni dünya düzenine eleştiri'' başlığıyla yer aldı. Radikal, ''Egemenlik ABD'nin malı mı'' başlığını tercih ederken Sabah, ''Uluslararası hukukun ahlaki yönü zayıfladı'' diye verdi. Milliyet, ''Dünyayı üç yeni tehdit bekliyor'' derken Yeni Şafak, ''Uluslararası hukukun yerini Amerika'nın çıkarları aldı'' diye yorumlamıştı Habermas'ın konuşmasını. Vatan, ''Felsefeciler ABD'yi suçladı'' diye tuhaf, Star ise ''Dünyanın üç yeni tehdidi'' gibi anlamsız bir başlıkla yetinmişti. Akşam ise ''Habermas, Dünya Cumhuriyeti'nin yavaş yavaş kurulduğunu söyledi'' diyerek, bambaşka bir alana kaydırmıştı meseleyi. ''Habermas'tan uluslararası hukuk uyarısı'' diyen Anadolu Ajansı, belki de en doğru yorumu yapmıştı.

Haberlerin muhtevaları da kimi zaman başlıklarla çelişiyor, kimi zaman da içinden çıkılması mümkün olmayan cümlelere eşlik ediyordu. Çünkü kongreyi takip eden muhabirler, simultane çeviri ile yetinmek zorunda kalmışlardı. Doğal olarak bu bir zorunluluktan kaynaklanıyordu. Almanca düşünüp İngilizce konuşan bir filozofun sözlerini takip etmek zaten güçtü. Ayrıca, oturum öncesinde Habermas'ın konuşma metninin İngilizcesi veya Türkçesi basına dağıtılmamıştı. Oturumun hemen arkasından haber yazma telaşına düşen muhabirler de, konuşma metnini elde etmek için herhangi bir çaba sarf etmemişlerdi. Oysa, Habermas'ın İngilizce yaptığı konuşmanın metnini, konuşmanın bitiminden bir süre sonra Basın Bürosu'ndan temin etmek mümkündü.

Simültane çeviriden kaynaklanan problemler, haber metinlerinin önemli bir kısmında aynen yer alıyordu. Haberleri okuyunca, Habermas'ın ne dediğini anlamak mümkün değildi. Daha iyimser bir ifadeyle söylemek gerekirse, Alman filozofun söyledikleri içinden çıkılmaz bir hal almıştı. ''Dünyayı bekleyen üç büyük tehlike'' neydi söz gelişi, Habermas hakikaten ABD'yi suçlamış, yeni dünya düzenini eleştirmiş miydi?..

Habermas'ın 16 sayfalık metninde, doğrudan bu anlama gelebilecek ifadeler yoktu ne yazık ki. Zaten bu nedenle, simultane çeviriyi yapan kişilerin bilgi ve birikimleri de, ayrıca tayin edici hale geliyordu. Evet, simültane tercüme son derece zordu. Hele Almanca düşünülüp İngilizce yazılmış bir Habermas metnini, konuşma anında tercüme etmek daha da zordu hiç kuşkusuz. Bu zorluk, kulaklıklara yansıyan ifadelerden apaçık belli oluyordu zaten. Öte yandan, gazete başlıklarında da görüldüğü gibi ''çeviri ideolojik bir tutumdu.'' Kim, hangi ideolojiyi benimsiyorsa, ona uygun bir tutum takınıyordu. Bu durumda da olan Habermas'ın fikirlerine oluyordu maalesef.
(Not: Haberi hazırlarken, simültane çeviri yapan arkadaşlara da ulaşmaya çalıştık. Ancak, kendileriyle konuşmak mümkün olmadı.)

Habermas ne dedi?
Liberal ve küresel bir süper güç, kendi ahlaki argümanlarını uluslararası hukuk süreçlerinin yerine koyduğunda, uluslararası hukuktan bahsetmenin anlamı kalır mı? İyi niyetli müdahaleler, meşruiyet amacını daha etkin bir hale getirecekse, cömert bir hegomonun tek yanlı politikaları yanlış mıdır? Veya her durumda, uluslararası ilişkilerin anayasallaştırılmasında ısrar etmeli miyiz?

Biz ne anladık
Milliyet
Habermas, sadece kendi yetkisiyle insani müdahalelerde bulunmaya karar veren bir ülke hakkında hiçbir zaman ''Acaba kendi ulusal çıkarlarını, paylaşılan uluslararası ortak çıkarlardan ayırt edebiliyor mu?'' konusunda emin olunamayacağını söyledi.

Akşam
Küreselleşmenin herkes için yararlı olacağını savunan Habermas ''Kant evrensel düşünüyordu. Fakat her zaman Avrupa ve Hıristiyanlığın üstünlüğüne inanırdı. Şu anki Avrupa Birliği ise din, dil, ırk ayrımı yapmadan büyümeye, genişlemeye çalışıyor, barış ve insan haklarının savunuculuğunu yapıyor'' dedi. Tüm dünyada kozmopolit bir hukuk sistemine geçişin başladığını belirten felsefeci, adım adım ''Dünya Cumhuriyeti''nin temellerinin atıldığını söyledi.

Sabah-AA
"Uluslararası hukukun artık önemi var mı?" sorusunun da tartışılması gerektiğini ifade eden Habermas, "Global olarak dünyaya hakim olan bir süper gücün kendi ahlaki argümanlarını uluslararası hukukun yerine geçirdiği bir dönemde, uluslararası ilişkilerin anayasallaştırılması projelerine mi bağlı kalmalıyız yoksa?" diye konuştu.

Yeni Şafak
ABD'in Irak'a müdahalesinden sonra uluslararası hukukun artık öneminin olup olmadığının sorulması gerektiğini ifade eden Habermas, "Liberal ve süper gücün kendi çıkarlarını uluslararası hukukun yerine geçirdiği bir sırada uluslararası hukukun artık önemi var mı sorusu sorulmalı" dedi.

Radikal
Liberal ve global olarak dünyaya hakim olan bir süper gücün, kendisine ait ahlaki argümanlarını uluslararası hukukun yerine geçirdiği bir dönemde, uluslararası hukuktan söz edebilir miyiz? İyi niyetli bir "hegemon"un, tek taraflı olarak hareket etmesinin bir sakıncası var mı? Ya da uluslararası ilişkilerin anayasallaştırılması projesine bağlı mı kalınmalı?

Hürriyet
Habermas, 1990'ların başında ortaya çıkan ve tek hegemonyacı gücün çevresinde oluşan yeni dünya düzeniyle birlikte insanlığın önüne yeni sorular çıktığını söyledi.

Demokrasilerin en büyük tehdidi açlık ve yoksulluk
Felsefe kongresinin dünkü oturumunda konuşan eski Bulgaristan Devlet başkanı Jelyu Jelev, demokrasileri tehdit eden en büyük tehlikenin "açlık ve yoksulluk" olduğunu söyledi. Jelev, yeni dünya düzeninin kurumlarını oluşturarak bu durumu engellememesi halinde, modern toplumların büyük sorunlarla karşılaşacağı uyarısında bulundu.

Kongrede "İnsan Hakları, Devlet ve Uluslararası Düzen" başlıklı oturumun başkanlığını yapan Jelyu Jelev, komünizmin çökmesinden sonra yeni bir dünya ihtiyacının ortaya çıktığını, ama bunun için yeni kurumlar gerektiğini belirtti. Söz konusu kurumların temsili olması ve derin değişime cevap vermesi gerektiğine işaret eden Jelev, şöyle dedi: "Dünyadaki en kanlı savaşlarda toplam 50 milyon kişi öldü. Oysa, Soğuk Savaş'tan sonra dünyada açlık ve yoksulluktan ölen insan sayısı 250 milyonu buldu. Bu, savaşlardakinin tam beş katı. Üstelik ölenlerin çoğu çocuk. Açlık ve yoksulluk, bugün karşımıza demokrasiye yönelik en büyük tehdit olarak çıkıyor. Sorunun dışarıdan, yardımla çözülmesi de mümkün değil. Yoksul ülkelerin kendi ekonomilerini kurarak uluslararası piyasaya katılmaları sağlanmalı. Aksi takdirde, yoksullar, uyuşturucu, silah ve insan kaçakçılığı yaparak, terörü destekleyerek veya bizzat teröre yönelerek modern toplumun başına büyük belalar açacak."

Kalabalık bir dinleyici grubu tarafından izlenen oturum esnasında, Başkan Jelev'in cep telefonunun çalması gülüşmelere sebep oldu.
(Hürriyet)
539
dahafazlası
YORUMLAR
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.