Mahmure

Magazin

Magazin Gündemi

Frikik Sanatı

Frikik Sanatı

Hem bilim hem yetenek...İkisi bir araya gelir ve futbolun en enfes, en akılda kalıcı sahneleri yaratılır. Frikik, bilim adamları için, Einstein'ı bile büyüleyecek sihirli bir denklemdir; atanlar içinse bir ustalık payesi.

Krampon ve top üreticileri, rüzgar tünelleri, yüksek hızlı video kamera analizleri, simülasyon ve bilgisayar modelleme teknikleriyle onca araştırma oyunun en heyecanlı anlarından birini sunan sözcüğün ardındaki sırrı açıklamak için uğraş veriyor. Bu işi en iyi yapan adamlardan biri olan Roberto Carlos'a göre ise olayın açıklaması son derece net: "Frikiklerimi nasıl attığımı bilmek istiyorsanız, gayet basit, topa yüreğimle vuruyorum."

Evet, frikik gerçekten de futbolun en özel yanlarından biri. Peki ama mesela son dünya kupasında kaç frikik golü atıldı dersiniz? Yirmi? Otuz? Sadece dokuz. Ki bu, bugüne kadar bir dünya kupasında erişilen en yüksek sayı. Yani vurulduğu zaman sapmadan gitmesi ve hızla ivme kazanması için tasarlanmış, turnuvanın resmi Adidas Fevemova, bazı oyuncuların korktuğunun aksine daha az etkili olmuş. Japonya ve Güney Kore'deki dokuz frikik golü toplam 106 frikik atışından geldi. Başka bir deyişle, dünyanın en büyük oyuncuları onda birden az bir oranda frikiği gole çevirmişler. İtalyan Francesco Totti, atışlarından on birini de kaçırmış. Brezilyalı Roberto Carlos ve Ronaldinho, sırasıyla dokuzda bir ve dörtte bir atabilmişler. Almanya'dan Bernd Schneider sekiz atıştan sadece birinde fileleri bulabilirken, David Beckham, Alvaro Recoba ve Javi De Pedro atışlarından sonra sevinememişler.

Frikik konusunda bilindiği gibi marka haline gelmiş isimler belli: Brezilyalı Rivellino, Roberto Carlos, İngiliz Beckham ve Hollandalı Van Hooijdonk. Bu isimlerin başarılannın ardında bilim ve ustalaştıkları özellikler var. Bu özelliklerin başında elbette yerçekiminin doğası geliyor. Bir diğer etken de havanın karakterinden kaynaklanıyor. Topun ölü merkezine vurulmadıkça, hareket ederken döner ve bu da topun yüzeyindeki hava akışını etkiler. Merkezin soluna yapılan vuruş, saat yönünde dönmesini ve sol yarısındaki havanın topun panelli yüzeyindeki yarık ve çiziklere dolarak daha çabuk yavaşlamasına yol açar. Sonuç olarak, hava akımı, yüzeyden diğer taraftakinden daha önce kaçar ve top da hafifçe sağa doğru yönünü değiştirir.

Bilimsel tanı: Magnus kuvveti
'Muz vuruşu'ndaki görkemli kıvrılma yörüngesine yol açan bu sapma, Magnus Kuvveti olarak bilinir ve adını 150 yıl kadar önce hu konudaki çalışmalarıyla Alman fizikçiden almıştır. Topun kıvrılmasındaki yön basit bir kurala dayanır; sağa sapmasını istiyorsan merkezin soluna vur. Maharet, sapma ölçüsünü ayarlamakta ve topun neresine, ne kadar sert vuracağınızda. Doğru noktaya bir santimetreden az bile olan fark, vuruşun hedefi bir metre veya yirmi metreden fazla farkla ıskalamasına yol açabilir.

Bazı oyuncuların Magnus kuvvetini, yaklaşık kıvamıyla tutturmaları yeterince etkileyici. Topu barajın arkasına aşırtarak filelere yollama kabiliyeti bir mucize değil, burada frikiklerin üçüncü temel kuvveti işin içine giriyor; aerodinamik sürüklenme, Magnus kuvveti gibi, sürüklenme kuvveti de topun hızıyla değişiyor: vuruş ne kadar hızlıysa, sürüklenme de o kadar yüksek ve topun nereye gideceğini düşündüğünüzde gerçekten gittiği yer arasındaki fark da o kadar büyük. Daha da kötüsü, sürüklenme kuvvetinin şiddeti de, topun yüzeyindeki hava akımının yavaşlamasının sonucu topun hızının saatte 30 km altına inmesiyle kontrolden çıkıyor, bu da, devreye girmiş olabilen, dönme etkili Magnus kuvvetini elkileyip, herkesi şaşırtacak sonuçlar doğurabiliyor.

Brezilyalılar ani yön değiştiren vuruşlar konusunda çok parlak. Uçuşunu kale üst direğinin altında tamamlayan muz vuruşu ya da o donemdeki deyimiyle "ölü yaprak", Didi'yle birlikte 50 ve 60'lı yıllarda bir sanat biçimine dönüştü. Tahtını da 80'lerin ikonu Zico'ya ve bugünün yıldızları Roberto Carlos ve Ronaldinho'ya devredilmeden önce, 70'lerde bayrağı Rivellino'ya bıraktı.

Sao Paulo'daki futbol okulunda yetişen Rivellino, yetenekleri konusunda şunları söylüyor: "Tanrı bana çok kolaylıkla topa vurma yeteneğini verdi. Fazla çaba sarf etmeden topu 60 metreye kadar vurabilirdim. Geriye doğru sadece üç dört adım atardım, kaleciler de neyin geleceğini kestiremezlerdi. Geriye doğru üç metre giderseniz kaleciler bir bomba bekler. Eğer topa çok yakınsanız, kaleci kavisli bir atışa hazırdır. Benim atışım her zaman sürprizdi. Çoğu zaman kaleciden yarım metre önce yere çarpacak şekilde vururdum. Sonunda ribaund mücadelesi olur ve her zaman bizim adamımız topa ilk ulaşıp golü kaydederdi."

Dünya kupalarında birden fazla frikik golü atan dört oyuncudan biri olan Rivellino, "Attıklarımın en iyisi 1970'de Çekoslovakya karşısındaydı. Kaleye çok yakındı, çoğu zaman fazla yön değiştiremezsiniz. Fakat barajın kenarından aşırtıp filenin sağ tarafına gönderdim -zorlu bir vuruştu-. Bu atıştan sonra da "Patada Atomica' (Atomik vuruş) lakabı geldi. 1974 Dünya Kupası'nda Doğu Almanya karşısında, Jairzinho'ya doğru çok sert bir şut çektim, başını eğdi ve top ağlara gitti. En sert şutlarımdan biriydi. Eğer top Jairzinho'nun başına çarpsaydı, hemen hastaneye gitmesi gerekirdi. Bugün büyük frikik atıcıları göremiyorum; gördüklerim sadece iyi frikik golleri. Roberto Carlos bile iyi bir frikik atma tekniğine sahip değil. Sadece kaba kuvvet..."

'Teknolojinin yararı yok'
On yıl sonra 1982 Dünya Kupası'nda Brezilya'nın 10 numarası Zico göz kamaştırıyordu. Şu aralar Japon Milli Takımı'nı çalıştıran Zico, muz vuruşu sanatının sırlarını şöyle açıklıyor; "Frikik atışlarında her zaman kalenin üst direğine yanlara ve dar açılara odaklanıyordum. Kendimi rahat hissedecek kadar uzun adımlar atıp, ayağımın içiyle topa sert vururdum. Kendine güven çok önemli. Ceza sahasının bir iki metre gerisindeki vuruşların yüzde 80-100 arası gole çevirmeyi umardım." Zico, krampon ve top teknolojisinin sanatı çok fazla etkilediğini düşünmüyor: "Bunların hiçbirine inanmıyorum, önemli olan yetenek ve çalışarak yeteneğini geliştirmek. Her antrenmandan sonra, haftada üç kez 20-30 dakika çalışırdım, ve kaleci veya başka bir oyuncu yoksa, kalenin yanlarına bir şeyler asarak onları vurmaya çalışırdım."

Carlos'un tekniği: Os tres dedos
Gelelim efsanevi frikik golüne: Roberto Carlos'un 1997'de 'Mini Dünya Kupası'nda Barthez'ın koruduğu Fransa kalesine karşı 30 metreden attığı frikik, hedeften o kadar uzağa gittiği görünüyordu ki, aut çizgisindeki top toplayan çocuk kafasını eğdi. Top yavaşladı aerodinamik sürüklenme ve Magnus kuvvetinin sihirini göstermesiyle, sola doğal hızlanarak döndü ve filelerle buluştu. Carlos'un vuruşları hakkındaki düşünceleri de şöyle: "Frikikleri, çok fazla güçle, sert döndürerek çekerim. Her zaman topun merkezine kramponun sol tarafıyla üç küçük parmağımı kullanarak vururum. Brezilya'da bu tekniğe 'Os tres dedos' (üç küçük parmak) adını veriyoruz; top havalanıyor ve aşağı düşerken kaleye giriyor. Brezilya'da topun böyle kıvrımlı hareketine de 'ölü yaprak' (a folha seca) diyoruz. Kaleciler bu topları çıkarmayı imkansız buluyor, özellikle sert vurşlarla gelenleri... İspanya'da attığını frikiklere 'akıllı bomba' adını taktılar. Hızı, sertliği ve vuruşlardaki isabet yüzünden olsa gerek, kaleye de giriyorlar." Carlos, Avrupa'da oynayan diğer oyuncuların da yön değiştiren vuruşlarda usta olduklarını söylüyor: "Real Madrid'de başka bir frikik ustası daha var; David Beckham. Ayağı raket gibi. En iyilerden biri. Topu istediği yere gönderiyor".

Almanya'nın önde gelen frikikçilerinde, Bayer Leverkusen'li Bernd Schneider'ın görüşleri ise şöyle: "Topa ve kaleye göre pozisyonuna odaklanırım. Barajda zayıflık olup olmadığına bakarım. Sonra kaleciye bakarım, pozisyonu seçenekleri belirler. Stilim topu hedeflemektir. Çok döndürürüm. Topa sağ ayağımın içiyle vururum ve üç dört metre gerilirim, bu tahrip edici bir karardır. En sevdiğim yer kalenin 20-23 metre önünde, sol iç taraftır. Sağ ayağımı kullandığım için bana göre idealdir. Buradan daha yakın ya da uzak olunsa elimden gelenin en iyisini yaparım. Barajı ve kaleciyi göz onüne alarak; ya barajı dağıtarak yakın köşeyi hedeflerim ya da kalecinin bulunduğu köşeyi..." Schneider, haftada iki kez, her defasında 20-30 dakika frikik çalıştığını; antrenmanlarda, atışları kabaca yüzde 70-80 gole çevirdiğini, ama maçlarda her zaman istediği gibi frikikleri bulamadığını söylüyor.

Söz savunmanın
Ya kaleciler; onca atışı savuşturmakla görevli kişiler? Hollanda'nın bir numarası Edwin van Der Saar 'mazlum taraf'ın görüşlerini şöyle aktarıyor: "Gençken baraja dört veya beş adam yerleştirmem ve uzak köşenin de kalecinin yeri olduğu söylenmişti! Fakat bu sadece teori. Frikik atma sanatı gelişti; frikikçiler topu barajdan aşırıp üst köşelere atabiliyor. Gerçekte, olabildiğince çabuk bu alanı kapatmanız gerekiyor. Yedi yıl önce Ajax'ta beş oyuncuyla bir baraj kurduk, ben de kalenin ortasındaydırn. Frikik atacak oyuncu gerilip koşmaya başlayınca baraj hafifçe aralandı; üç oyuncu bir tarafa, diğer ikisi de diğer tarafa doğru eğildi. Yaratılan bir metrelik açıklıktan topu net olarak izleyebildim. Bu sistem, rakipler işi anlayıp da barajın önüne benim görüşümü engelleyecek bir oyuncu yerleştirinceye kadar iyi çalıştı. Bazı oyuncular zıplayıp sırtlarını döner ve barajda açıklık oluşturur. Zaten on vuruştan dokuzu barajın üstünden geçer. Bazen de erken davranırsınız ve top, diğer köşede filelerle buluşur."

'En iyisi Van Hooijdonk'
Van Der Saar, Fenerbahçeli Pierre van Hooijdonk'u duran toplara vuran en tehlikeli oyuncu olarak nitelendiriyor. "Çok uzun boylu ve normal olarak bu kadar uzun boylu birisinin, toplara böyle isabetli ve kavis vererek vurmasını beklemezsiniz. Eylül 2002'de Şampiyonlar Ligi maçında, frikik kazandıkları zaman Feyenoord kendi sahasında Juventus karşısında 1-0 gerideydi. Van Hooijdonk topun gerisinde yerini aldı. Fakat İtalyanlar o kadar gergindi ki, her seferinde barajdan erken çıktılar. Atış üç kez yinelendi ve her defasında Hooijdonk topu aynı noktaya vurdu. Üçüncü frikik ağlara ağlara giderken, Buffon neyin geldiğini biliyordu ama atışı kurtaramadı."

Bonhof gibisi gelmez
Frikik denince Rainer Bonhof ismini unutmamak gerek. Batı Almanya ve Mönchengladbach'ın orta saha oyuncusunun efsanevi frikikleri vardı. Şu aralar İskoçya Ümit Milli Takımı'nı çalıştıran Bonhof, o günleri şöyle yad ediyor:
"Frikiklerimin yüzde 99'u sert vuruşlardı. Bizim zamanımızda kavisli, dönen toplar çok yaygın değildi. Hafızalarda yer eden atışım da, Liverpool'a attığım goldü. 1978 Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupası yarı finali maçıydı. Skor 1-1'di ve maçın bitmesine bir dakika vardı. Kaleden 25-30 metre uzaklıkta bir frikik kazandık. Beş veya yedi adım gerilip hızlı koştum ve sağ ayağımla topun dışına çok sert vurdum. Bir Alman gazetesi, ilk beş metrede topun süratini 169 km/saat olarak ölçmüş. Top, kaleci Clemence'i şaşırtarak soldan sağa doğru döndü ve direkten içeri düştü." Zico'nun tersine Bonhof, krampon ve top teknolojisinin duran top vuruşlarını etkilediğini düşünüyor: "Kramponlara eklenen, topla temas eden yüzeyi büyüten sentetik parçalar topun uçmasını ve kontrolünüzü etkiliyor."

Türk futbolundaki ustalar
On iki yıl önce Barcelona'nın ilk defa -ve şimdiye kadar tek- Şampiyonlar Ligi şampiyonu olduğu gece, o ana kadar golsüz geçen maçın sonucunu belirleyen gol, 111. dakikada Ronald Koeman'ın frikiğinden gelmişti. Sampdoria ağlarını bulan bu gol, ölü bir topu filelere gönderme yeteneğinin, nasıl zaferler kazandırabileceğinin tipik örneğiydi. David Beckham da kendi ulusuna böylesi bir zafer yaratan isimlerin başında geliyor. Hiçbir İngiliz taraftar onun, 6 Ekim 2001'de Old Trafford'da topu, verdiği kavisle Yunanlı kaleci Nikopolidis'in ulaşamayacağı köşeye atışını ve takımını 2002 Dünya Kupası finallerine göndermesini unutamaz. Ama o öğleden sonra Beckham'ın berbat bir frikik atma gününde olduğunu (gol olan vuruşu yedinci denemesiydi) hatırlayan yok.

Unutulmaz frikiklere ve frikikçilerin Türkiye cephesine gelince; geçmiş kuşak Fenerbahçe'de forma giyen Rumen Mircea Sasu'yu bu konuda hasretle anar. 70'lerde ise o zamanki lakabıyla Büyük Mustafa, yani Mustafa Denizli, Altay forması altında birçok frikik golüne imza atmıştı ama ünlü sol ayağın asıl şöhreti, kornerden attığı gollerden gelmektedir. Bursasporlu Sedat III (Sedat Özden) ve yine aynı takımdan Nejat Biyediç ünlü frikikçilerdendi. Son dönemlerin en şöhretli frikik ayakları arasında ise Gheorghe Hagi geliyor elbette ama Karpatlar'ın Maradona'sı sadece frikiklerde değil, sahanın herhangi bir yerinden yaptığı tuhaf ve ölümcül vuruşlarıyla da ünlüydü. Keza Haim Revivo da, frikik başarılarıyla bilinen bir isimdi. Bir dönem Fenerbahçe formasını giyen Nijeryalı JayJay Okochada, hatırı sayılır frikikçilerdendi. Ve Sergen Yalçın... Türk futbolunun muhteşem sol ayağı, özellikle geçen sezon Denizlispor'a, bu sezon da Fenerbahçe'ye attığı frikik golleriyle zihinlerde yer etmişti ama Sergen, futbol hayatındaki en unutulmaz frikik golünü sanırız 14 Eylül 1996'te, 90. dakikada Fenerbahçe'ye atmıştı. Türk futbolunda bilinen en sert ve kurtarılması zor frikiklerde de Hami Mandıralı ismi vardır. Lig tarihinin en fazla gol atan (219 gol) ikinci oyuncusu olan Hami, çoğu jeneriklik atışların sahibiydi.

Öte yandan Türk futbolunun en unutulmaz frikik gollerinden biri de, 15 Mart 1989 tarihinde kaydedilmiştir. O zamanki adıyla Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupası çeyrek final ikinci ayağında, Köln'de oynanan maçın 53. dakikasında Galatasaraylı Cevat Prekazi, kaleci Ettori'yi avlamış ve Sarı-Kırmızılılar Monaco'yu eleyip yarı finale yükselmişti.

Bu sezonun frikçilerine gelince; malum Pierre Van Hooijdonk ve Cesar Prates, öne çıkan iki isim. Prates'in usta vuruşları dikkat çekiyor ama takımı Galatasaray'ın bu sezonki kötü performansına çare olamıyor. Van Hooijdonk'un vuruşları ise takımı Fenerbahçe'yi şampiyonluk potasına soktu. Ligde dört frikik golü bulunan Hollandalı yıldız, en güzel vuruşunu da bizce Türkiye Kupası maçında Gençlerbirliği ağlarına yollamıştı.
(Radikal Futbol)
670
dahafazlası
YORUMLAR
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.