Mahmure

Magazin

Magazin Gündemi

Fikrini saklayandan korkarım

Fikrini saklayandan korkarım

Onu 'Sonbahar' filminin Yusuf'u olarak tanımıştık. Şimdi 'Ağır Roman Yeni Dünya'da Janti Metin olarak karşımızda... Onur Saylak'la sohbetteyiz...

onur saylak

Bölüm 8...
Sahne 1: Korsancı İsmet, bir hışım arabasından iner. Burası, şehrin dışında koca koca binaların olduğu bir şantiyedir.

Sahne 2: İsmet, o sırada şantiyenin çalışma odasında bulunan Sabri’nin karşısına dikilir. Sabri’nin hemen arkasında satın aldığı evlerin işaretlenmiş olduğu bir Kolera Mahallesi haritası asılıdır. Ve bu arada Sabri, pek itibar gören bir işadamıdır, para karşılığı evler alıp, daha sonra o evlerin yerine çok daha lüks ve modern (!) olanlarını dikmektedir!
Çoktan anladınız… ‘Ağır Roman Yeni Dünya’ dizisinden bahsediyoruz. Yıldız Tunç ve Murat Lütfü’nün birlikte kaleme aldıkları yapım yayımlandığı ilk günden beri soruyor, sorduruyor: “Bu dozer ne?”

Dizide mahallesindeki evlerin yıkılmasını engellemek için hiçbir aksiyondan geri durmayan Janti Metin adlı bir delikanlıyı canlandıran Onur Saylak ’la bir araya geldik bir gün… ‘Ağır Roman’dan kentsel dönüşüme, babalığından siyasi duruşuna birçok şey konuştuk...

Geçen yıl, kendi gibi oyuncu olan Tuba Büyüküstün ’le evlenen Onur Saylak, yaklaşık 10 ay önce baba oldu. Sohbetimiz de, daha kaydı açmadan çok önce, ikiz bebekleri Toprak ve Maya’dan konuşarak başladı. Hayatının en keyifli döneminde olduğunu anlatıyor Saylak; “Önce evlilik… Sonra çocuklar… Daha önce hiç duymadığım, hissetmediğim anlar, durumlar yaşıyorum. Çok mutlu bir dönemdeyim şu an. Bulutlar açıldı, artık ne yapmak istediğimi daha iyi biliyorum. Daha rahatım, daha sakinim.” Baba olduktan sonra duygusal ve mental olarak çok değişmiş ayrıca, “Hayatımda ilk kez karşılıksız bir sevgi var. Bu duygu çok başka” diyor.

Onur Saylak, dizi çekimleri nedeniyle haftanın çok günü (minimum beş) sette… Bebekleri çok özlediğini söylüyor ama diğer yandan da şu anki dizisinde yer almaktan memnun: “Günümüzün çok derin bir problemiyle ilgili bir vurgu var dizide. Politik görüşüm ve kendi hayattaki tutumum adına böyle bir işin içinde olmam gerekiyordu.”

Boşaltmadı diye birinin evi kurşunlanıyor

Kentsel dönüşüm ana merkezli bir konu işleyen ‘Ağır Roman Yeni Dünya’nın çekimleri Balat’ta yapılıyor. Oyuncular da set aralarında kahvelerde, kafelerde vakit geçiriyorlarmış. Hal böyle olunca, mahalle halkının yanlarına gelip kendi durumlarını anlattığını söylüyor Saylak: “Balat’ın bir köşesinde Hanımeli Cafe diye bir yer var, orada Murat Daltaban’la seti bekliyoruz bir gün. Gelip ‘Ya’ dediler ‘Siz bizden birinden mi öğreniyorsunuz öyküleri? Çünkü çok birebir gidiyor. Biz de burada eylemler yapıyoruz. Biz de kentsel dönüşüme karşı savaşıyoruz, hatta sizin dizide korsancı İsmet, mahalledeki çeteyi satıp, evini satmaya kalkıyor ya Sabri’ye (dizideki müteahhit); bizim çetede de böyle biri var, bizim de savaşımız sürüyor.’ O kadar gerçek hikâyeler ki işlediklerimiz…” Yine aynı yerde bir adamın, boşaltmıyor diye, evinin kurşunlandığını öğrenmiş Onur Saylak. Bu noktada haklı bir isyanı var: “Bunları tabii biz görmüyoruz, görmek de istemiyoruz. Çünkü bizim halkımız sağ olsun kötüyü ne görmek ne duymak istiyor. Onlar genelde aşk, entrika, ‘dedikodu programı’ gibi diziler istiyor ve bekliyor ama ‘Ağır Roman Yeni Dünya’da böyle bir konu yok. Tabii ki aşk da var, entrika da var ama fon olarak baz aldığı; kentsel dönüşüm içinde sıkışmış insanların hayatları. Yani gerçek sokak hikâyeleri…” Onur Saylak, dizide Janti Metin isminde bir karakteri canlandırıyor. Janti Metin, Saylak’ın kendi kelimeleriyle; deli dolu, şiddet yanlısı, her şeyin bir an önce çözülmesine inanan, sevdalı biri; aşkını bile delice yaşıyor, o yüzden de eğlenceli… Tek istediği; insanlar âşık olsun, sevişsin ve Kolera’ya kimse dokunmasın!

Bu arada diziyi sekizinci bölüm itibariyle Çağatay Tosun yönetiyor. Hikâye, daha sert, daha yeraltı olacak; kentsel dönüşüm ve Kolera Mahallesi’nin mücadelesi daha ön plana çıkacak. Yeri gelmişken, karıştırılan bir konuyu da netleştirelim, Metin Kaçan’ın aynı adlı romanından uyarlanan dizi, romandan farklı olarak seneler sonrasında geçiyor… Hikâye ise romandaki karakterlerin çocuklarının hikâyesi… “Dünya her gün değişiyor. Hele artık modern teknolojide günbegün değişiyor. Bir gün bir uyanıyorsunuz; bir telefon çıkmış ve çılgınlık şeklinde herkesin elinde ya da bir şey icat ediliyor ve hepimizin dünyası değişiyor. E bu dünya içinde arada kalmış ya da gettolaştırılmış yerlerde yaşayan insanların hayatları tabii ki farklı, eskisi gibi değil. Eskiden kabadayılık varmış; delikanlılık varmış; daha cesur insanlar varmış, şimdi öyle değil. O yüzden adı ‘Ağır Roman Yeni Dünya’ olmak durumunda” diyor Saylak.

‘Başkaldırmak gerekiyor’

Söyleşimiz için hazırlanırken ben, son anda Onur Saylak’ın ‘Blok Adayları Destekliyorum’ dediği bir videosuyla karşılaşmıştım. Sormak elzem tabii: Gündemi takip eder mi? “Etmez olur muyum?” diye başlıyor yanıtlamaya, “Bu, siyasetle alakalı olmak ya da olmamakla ilgili değil; insan olmakla alakalı. Bir tavrı, tutumu olmayan insan nasıl insan olabilir ki? Hele şu günkü Türkiye ’de… Şu gün, televizyonu açın, gazeteyi çevirin. zaten ne yapmanız gerektiği ortadadır. Bunun için çok fazla akıl yürütmeye ya da çok fazla siyasetle haşır neşirim demeye gerek yok; her şey ortada, Türkiye’nin nereye gittiği, ne yapılmaya çalışıldığı ortada... Ha şöyle bir seçim var şu anda: Ya bunu görmezden geleceksiniz, zengin olup hayatınızı yaşayacaksınız; ya da karşısında duracaksınız.” Bu noktada, sanatçı sanatını yapsın, politik meselelere müdahil olmasın diyenlerin olduğunu hatırlatıyorum. Bunu tuhaf bulduğunu söylüyor: “İnsan olduğun için bir söylemin olmalı. Bunun için sanatçı, doktor, hemşire, avukat diye ayırmaya gerek yok ki. Fikrini söyleyebilen insan bence politiktir zaten. Fikrini kendine saklayan insandan, tarafsız insandan korkmak lazım. Bu zor ve ‘kaypakça’ bir şey. Nehrin akışına doğru gitmek çok da hoşuma giden bir şey değil, bence başkaldırmak gerekiyor.”

‘Nasıl dizilerde oynarsın, sen Yusuf’sun!’

Onur Saylak, Özcan Alper’in bol ödüllü filmi ‘Sonbahar’da canlandırdığı Yusuf karakteriyle kazımıştı adını zihinlere. Hatta öyle ki, filmden sonra “Sen nasıl dizilerde oynarsın, sen Yusuf’sun!” gibi tepkiler almış, hâlâ da alıyor. Bir nevi “Yusuf’sun sen, Yusuf kal!” durumu… Onur Saylak, rolünün bu kadar benimsenmesinin hoşuna gittiğini söylüyor ama bu durumun onun üzerinde bir baskı yarattığını da ekliyor. Kendisi ısrarla “Ben Yusuf değilim. Yusuf’u oynayan Onur Saylak’ım” dese de, kitleleri henüz ikna edebilmiş değil. Ama umudu elden bırakmıyor: “Evet, başka bir karakter oynadığınız zaman izleyicinin onu kabullenmesi zaman alıyor ama onu da kıracağız eninde sonunda.”

‘Zamana karşı son derece rahatım artık’

“Zamanla baş edebilmek mümkün değil, dünya dönüyor işte... 20 yaşındayken, biri bana ‘30 yaşındayım’ dediğinde, ‘Oha lan, adama bak kocaman’ derdim. Sonra ben 30 oldum ve ilk altı ay hayatımda bir duraksama oldu; bir şeylere geç kaldım, bundan sonra ne yapacağım hissi kapladı içimi...
Ama sonra şöyle bir düşünceye geldim ve açık söylemek gerekirse rahatladım: “Evet, 30 senem geçti ama belki de bundan sonra 40 senem var, hatta belki 50... Orayı düşünmek daha eğlenceli çünkü orada sürprizler var. O yüzden de ben zamana karşı son derece rahatım artık.”

(İpek İzci / Radikal)

1208
YORUMLAR
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.