Mahmure

Magazin

Magazin Gündemi

'Evlilik teklifi hazırlığım karakolda bitti'

'Evlilik teklifi hazırlığım karakolda bitti'

Aşk, meşk, evlilik denince akla gelen ilk isimlerden biri Uğur Arslan... Fox Tv’de Songül Karlı ile birlikte sunduğu evlilik programı “Su Gibi” altı yıldır devam ediyor.

ömür gedik- uğur arslan

Annem ‘Evlenene kadar bakir kalmalısın’ derdi

İlişkileri ve evliliği ele aldığı “Aşkın Kanununu Yazsam Yeniden” adlı kitabı haftalardır D&R çok satanlar listesinde zirvede. Uğur’la röportajı “Su Gibi” stüdyosunda yapınca, “Bugüne dek 264 çifti dünya evine soktuk, hazır gelmişken hadi gel seni de evlendirelim” deyiverdi. Yüzüğü parmağıma takınca “Ben sana uydum, şimdi sıra sende, kitabın yeni çıktı, anlat o zaman aşkın, evliliğin kanununu dedim”. Ortaya hem kadınlar hem de erkekler için faydalı bilgiler ansiklopedisi niteliğinde bir röportaj çıktı. Uğur’un evlenilecek kadın, erkek, aldatma kriterlerinin bazılarına ciddi itirazlarım oldu. Okuyun, bakalım siz ne diyeceksiniz?

Seni “Benzemez Kimse Sana” yarışması zamanında daha yakından tanıma fırsatı buldum ve gerçekten çok sevdim, kendime yakın hissettim. Ama merak ediyorum, geriye gittiğimizde karşıma nasıl bir Uğur Arslan çıkar?

- İstanbul’da doğdum, Karagümrüklü’yüm. Zaten şimdiye kadar en çok sevilen şiirim de “Karagümrük Yanıyor” oldu. Sonrasında klip bile çekildi hatta bu şiire.

Karagümrük’ten çıkan çıkana... Havasında mı, suyunda mı bir şey var? Şimdi olmasa bile eskiden efsaneymiş sanırım.

- Kocamustafapaşa, Vezneciler gibi İstanbul’un eski semtlerinden biri Karagümrük... Kozmopolit bir yer. Türkiye’nin birçok yerinden gelip yerleşen insanlar, Arnavut kaldırımları, eski evler var. Öyle bir yerde büyüyüp, Türkiye’nin her tarafından insanlarla tanışmanın verdiği şans var tabii.

Adnan Şenses, Sibel Turnagöl, Türkan Şoray, Nazan Şoray, Kibariye benim aklıma gelenler. Kimler çıktı başka Karamgümrük’ten?

- Perihan Savaş, Sibel Can, Mehmet Akif Ersoy gibi birçok isim daha var. Fatih o zamanlar İstanbul’un en merkezi yerlerinden biriydi.

ORTA DİREK BİR AİLENİN OĞLUYDUM

Nasıl bir çocukluk geçirdin?

- İşçi bir baba, ev hanımı bir anne ve küçük kız kardeşten oluşan bir ailem vardı. Daha çok sokakta oyunlar oynayarak geçti çocukluk.

Zengin miydiniz?

- O zaman orta direk diye bir kavram vardı, işte biz de tam olarak öyleydik. Babam kendi işini kurunca durumumuz daha iyi oldu. Koleje gitmeye başladım. Sonra tabii Türkiye’nin inişli çıkışlı ekonomisi dolayısıyla bizde de iniş çıkışlar yaşandı.

“Benzemez Kimse Sana”nın en çalışkan ve disiplinli yarışmacılarındandın. Ya öğrencilik yılları?

- Tembeldim aslında. Fakat liseden sonra bana bir şey oldu, üniversitede birinciliğe oynayan bir öğrenci haline geldim. Lisede daha çok tiyatroyla ilgilenmeye başlamıştım. Babam “Tiyatrocu olup aç mı kalacaksın!” diyordu. Hep söylerim, insanlar lisede ne olmak istiyorsa sonunda onu oluyorlar. Hatta lisedeyken, bir formda “ne olmak istiyorsun” sorusunu “Sunucu, spiker olmak istiyorum” diye cevaplamıştım. Aslında küçüklükten beri hiçbir şey olmaz diye düşünülen bir adamdım. Ailem gelip oyunlarımı izlediğinde, bu çocuk nasıl bu hale geldi dedi!

Ben bu durumunun birebir şahidiyim. Sakin Uğur’un içinden bir anda bambaşka bir enerji çıkıveriyor. Değişiyorsun. Hani 80’lerde Hop Hop Hop Değiş Tonton vardı ya, aynen onun gibi...

- (Gülüyor) Ben program sunmaya başladığımda da komşularımız “Bu bizim Uğur mu?” diye annemi aramış. “Evde hiç konuşmazdı, ne oldu bu çocuğa” demişler. Sanırım biriktiriyorum, sonra orada çıkıyor dışarı. Bana bi rşey anlatmaya çalışan insanlar çok kızar çünkü dinlemiyor gibi davranırım ama hepsini duyar, anlarım.

Nasıl yapıyorsun peki bunları? Çok çalışarak mı?

- Çok çalışarak değil, Allah vergisi... Sadece çok çalışarak olacağına inanmıyorum.

Ne zamanlar çalışırsın genelde?

- Gece... Yanımda kimse yokken. Genellikle banyoda planlar, gece kurgularım.

Woody Allen’ın “Roma’ya Sevgilerle” filminde sadece duşta şarkı söyleyebilen bir tenor vardı. O misal yani... - Aynen öyle. Banyo belki de en iyi hissettiğim, kendimi dinlediğim yer.

KIZLAR KUCAKLARINA ALIP SEVERLERDİ BENİ

Şu anda evli, mutlu, çocuklu bir Uğur Arslan var. Peki ya gençliğin ve sana şiirler yazdıran aşk hayatın?

- Benim aşk hayatım biraz zayıftı. İlk kız arkadaşım üniversite son sınıfta oldu.

Çok mu çekingendin de olmuyordu, yoksa ilgilenmiyor muydun?

- Ben sınıfın en kısa boyu, en kalın gözlüklü, gamzeli çocuğuydum. Ortaokul ve lisedeyken, sınıftaki kızlar beni kucağına alıp severlerdi neredeyse. Dolayısıyla birine aşık olmak gibi bir durum söz konusu değildi. Lise yıllarım platonik aşklarla geçti. Herhalde onlar da destekledi şiiri... Fiziksel olarak geç olgunlaştım, üniversiteden sonra... Üniversite arkadaşlarımdan beni ekranda izleyip de tanıyamayanlar bile var. İlk programa gözlüklü çıktım, sonra lazer tedavisi olup kurtuldum.

Annenin bir lafını çok sevdim, “Kızların nasıl ki belli saatte gelmesi gerekiyorsa oğlumun da o saatte eve gelmesi gerektiğini düşünüyorum” demiş. Ve seni kızlara haksızlık etmemen konusunda sürekli uyarmış. Bir annenin tanımadığı kızları bile düşünmesi ve oğlunu uyarması güzel bir şey aslında. Keşke her erkek annesi, oğlunun karşısına çıkan kadınları kendi kızı gibi korusa...

- Üniversite son sınıfa kadar sevgilim olmamasının nedenlerinden biri de annemdir. Gece dışarı çıkarmazdı beni ve birisi ile görüşmek istediğimde kız kardeşimi örnek verirdi. “Biri kız kardeşine böyle yapmak istese ne düşünürsün?” diye sorardı. Annem bana hep “Evlenene kadar bakir kalacaksın” derdi.

Annenin bir lafını çok sevdim, “Kızların nasıl ki belli saatte gelmesi gerekiyorsa oğlumun da o saatte eve gelmesi gerektiğini düşünüyorum” demiş. Ve seni kızlara haksızlık etmemen konusunda sürekli uyarmış. Bir annenin tanımadığı kızları bile düşünmesi ve oğlunu uyarması güzel bir şey aslında. Keşke her erkek annesi, oğlunun karşısına çıkan kadınları kendi kızı gibi korusa...

- Üniversite son sınıfa kadar sevgilim olmamasının nedenlerinden biri de annemdir. Gece dışarı çıkarmazdı beni ve birisi ile görüşmek istediğimde kız kardeşimi örnek verirdi. “Biri kız kardeşine böyle yapmak istese ne düşünürsün?” diye sorardı. Annem bana hep “Evlenene kadar bakir kalacaksın” derdi.

EVLİLİK TEKLİFİ HAZIRLIĞIM KARAKOLDA BİTTİ

Evlilikle ilgili ne düşünüyorsun?

- Evliliği herkes denemeli, çok güzel bir şey. Boşanmalar olabilir ama herkes bir kez denemeli aile olmayı.

Sen ne zaman istedin evlenmeyi?

- Benimki klasik Türk kafasında, muhafazakâr bir aile... Bizde erkek askere gider, evlenir, çoluk çocuğa karışır ve ömür boyu ailesiyle olur. Biz böyle büyüdük, sülalemde neredeyse boşanan kimse yok. Böyle örnekler de görmeyince daha tutucu oluyorsun, boşanmayı aklından bile geçirmiyorsun. Çoluk çocuk olacak ve beraber öleceğiz diye yaşıyorsun. Böylesinin daha sağlam olduğunu düşünüyorum.

Hiç ürktün mü evlilikten?

- Her erkek evlilikten korkar, ben de korktum. Çünkü ciddi bir sorumluluk işi, yapabilecek miyim diye çok düşündüm. Ama baktım ki sonradan hiç de zor değilmiş.

Nasıl evlilik teklif ettin?

- Ters köşe oldu; evlilik teklifim karakolda bitti! Başıma gelenler pişmiş tavuğun başına gelmiyor, yaptığım her iyi şey karakolda bitiyor (gülüyor). Ben eşimin otomobilini gelin arabası gibi süsleyeyim, arkaya da baş harflerimizi yazayım, sabah işe gitmek için aracın başına geldiğinde de ona evlilik teklif edeyim diye düşündüm. Gece 03.00’te iki arkadaş otomobilin altına yattık, süsleri bağlarken polis geldi ve bizi karakola aldı. Neydi, ne değildi diye sorarken Seçil’i aramak zorunda kaldık, geldi ve “Evet tanıyorum, bu benim arkadaşım” dedi. Polisler huzurunda bir evlilik teklifi oldu.

Bu da bir sürpriz ama... 40 yıl düşünsen bu kadar orijinalini yapamazdın!

- Evet, kamera şakası gibi oldu. Kız ne yapıp ne edeceğini, ne diyeceğini şaşırdı.

EVLENİLECEK DİYE BİR ŞEY VAR

Kaç yaşında evlendin?

- 30...

Neydi Seçil’i senin için “ideal kadın” kılan?

- Kader kısmete çok inanırım, kısmetti oldu. Ona baktığım ilk an bu benim evleneceğim kadın, çocuklarıma da iyi bir anne olur ve onunla mutlu olurum diye düşündüm, öyle hissettim.

Dur bir dakika, evlenilecek kadın diye bir şey mi var? Saçma bir klişe diye bakıyorum ben o tanıma...

- Tam aksine, evlenilecek kadın ve erkek diye bir şey var.

Nasıl oluyormuş evlenilecek kadın peki?

- “Aşkın Kanunu Yazsam Yeniden” adlı son kitabımda maddeler halinde yazdım bunu. Evlenilecek kadınları, kek tarif eder gibi tarif ettim!

Ben şimdi söyleyeceklerinden muhtemelen nefret edeceğim ama yine de merak edecekler olacağı için sormam ve yazmam gerek. Evet dinliyorum seni...

- Kitabı yazarken, altı yıldır evlilik programı sunan, kadın ve erkeği iyi irdeleyen biri olarak tecrübelerimi aktardım. Bunun dışında üniversitelerin araştırma birimlerinden de destek aldım. İlk kural; erkeğin kalbine giden yol midesinden geçer. Güzel yapmalı.

Çalışıp da evde yemek yapan kadın kalmadı ki artık!

- Doğru ama hafta sonu, haftada bir iki kez de olsa yapması gerek. Güzel ve lezzetli yemek yapıyorsa iyidir.

Eşin iyi yemek yapıyor mu?

- Arada sırada, fırsat bulunca... Ama yaptığı zaman da güzel yapar. Bir de tertipli kadını seviyor erkekler. Bir çantanın her renginden alıyorsa, sürekli makyaj yapıyor, orasını burasını değiştiriyorsa, bu özgüven eksikliğidir, böyle kadınlardan erkekler çok hoşlanmıyor. Kadınlarda tasarruf önemli... Kadın tutumlu ise ev, araba alabiliyor erkekler.

GÜZEL KONUŞAN, MACERACI ADAMLARDAN UZAK DURUN!

Buradan yola çıkarak soruyorum, evlilik bir ticari işletme mi sence?

- Bence evet, evliliğin ekonomisi önemli. Sırf bu yüzden pek çok evlilik bitebiliyor. Burada kadına çok iş düşüyor. Eşinin, çocukların muhasebesini iyi bilen kadınlar, çekip çeviriyor aileyi.

Benden muhasebeci de olmaz, iyi aşçı da... Evlenilecek kadın sınavında sınıfta kalmış durumdayım yani. Neyse, şimdi de kadınlara bir faydamız olsun. Evlenilecek erkeği dinleyelim senden. Kitapta o da var, değil mi?

- Evet... Haylaz, iyi giyinen, güzel sözler söylemeyi bilen ve maceracı adamlar daha cazip geliyor aslında kadınlara ve yanlışlıkla bu adamlarla evleniyorlar. Ama onlar evlenilecek erkek değil.

Nesi kötü ki güzel söz söylemenin?

- Kötü değil ama o tip erkeklere güven pek olmuyor. Evlenilecek erkekler ise bunu bazen beceremeyebiliyor. Güzel hediyeler almayı, güzel sözler söylemeyi beceremeyebiliyorlar yani... Ona çok dikkat etmek lazım. Evlenilmeyecek erkekler çok daha düzensizdir, gece yaşarlar. Evlenilecek adam takside girmiştir, uzun vadede planlar yapar, dingin bir hayatı vardır, her şeyi saatli ve düzenlidir.

KADINLAR TEK GECELİK ALDATMAYI AFFEDİYOR

Evlilik ve ilişkileri konuşup, aldatmalardan bahsetmemek olmaz. Kitabında aldatmayı kategorilere ayırmışsın. Aldatma aldatmadır, azı çoğu yoktur bence. Ve ne türlü olursa olsun cezası da ayrılıktır.

- Yanılıyorsun, her kadın senin gibi düşünmüyor. Bir adam aldatıyorsa ve bunu tek gece yaşıyorsa, diğerlerine göre daha iyi. Eşinden başka hayatlar, evler kuruyor, onun yerine birilerini koyabiliyorsa, bu vahim bir durum. Eşim benim yerime başkasını koydu mu, etraf duydu mu... Bütün kadınlar buna dikkat eder ilk önce. Tek gecelik bir şey olup bittiyse, bu genellikle kadınlar için affedilebilir oluyor. Etraf duymadıysa ve alışkanlık haline gelmediyse affedilir.

Ben ısrarla ne türü olursa olsun affedilmez diyor ve hemen kadınlara geçiyorum. Erkekler bu kadar aldatıyorsa kendi kendilerine yapmıyorlar bunu, öyle değil mi? Kadınlarda aldatma oranı nedir?

- Kadınların aldatma oranı ne yazık ki her geçen gün artıyor, onlar da aldatıyor. Ama istatistiklerde yok. Aldatma meselesinin bir araştırması yapılamıyor çünkü kadınlar aldattığını söylemiyor. Erkekler benim eşim yapmaz diye konduramıyor, bu yüzden “karım aldatmaz” diyor. Kadın kafasındaki ilişkiyi bitirmeden kimseyi aldatmaz.

BABALARINI GÖZLEMLEYİN O DA AYNISI OLACAKTIR

Seçil’e “Bak ben namaz kılıyorum, oruç tutuyorum. Sorun olur mu?” demişsin...

- Evet, biz evlenmeden siyasi görüşlerimizi, inançlarımızı her şeyi soyledik birbirimize. İlişkilerde bunlar önemli. Bunlar konuşulmazsa, ileride eşiniz çevresi nedeniyle sizden utanır hale gelebilir.

“Erkeklerin önce babaları ile tanışın ve onları inceleyin” diyorsun bir de... Neden? Her erkek babası gibi midir?

- Erkeklerin rol model olarak babalarını örnek aldığı bir gerçek. Kafasını kaşıması, oturup kalkması babanın kopyasıdır. Dolayısıyla bir adamım 20-30 yıl sonra ne olacağını görmek istiyorsanız, gidip babasını görün.

Konuşmak, tartışmak, kavga etmek ne kadar doğrudur bir ilişkide?

- Kavgaya dönüşmeden bir şeyleri tartışmak gerekiyor, çiftler bunu başarabiliyorlarsa tartışsınlar. Sonuca bağlamak çok önemli.

Erkekler genelde konuşmuyor ama...

- Evet, genelde kaçmayı tercih eder erkekler... Kadınlar 100-200 kelimeyle anlatırken derdini, erkekler üç beş cümle ile anlatır. Onların doğası budur. Mümkün olduğunca fazlasını konuşmaya zorlamayın erkekleri. Yapamazlar çünkü.

ADAM EVLENMİYORSA UZAKLAŞIN SİZİ İSTİYORSA ARKANIZDAN GELİR

Evliliğe giden taşlı yolda altın kural nedir Uğur? Neleri yapmamak lazım?

- Kadınlar, adamı evliliğe ikna etmeye çalışmamalı... Niyeti varsa bırakın adam açsın size bu konuyu. Sizin bu konuyla ilgili her sözünüz, adamı uzaklaştıracaktır.

Açmıyorsa?

- Açmıyorsa uzaklaşın, sizi özlesin, değerinizi anlasın. Biraz uzakta durmanızı tavsiye ediyorum bu durumda. İlk birkaç mesajı o atmalı, aramayı hep erkek yapmalı. Bir erkek şöyle düşünür; ilk numarayı kadın istediyse, ilk mesajı o attı, aramayı kadın yaptıysa, o kolay hedeftir ve geçici süre gönül eğlendirmek içindir. Öbür türlü olursa, dürüst ve düzgün kadın olarak algılıyor erkek!

(Ömür Gedik/ Hürriyet)

2071
YORUMLAR
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.