Mahmure

Magazin

Magazin Gündemi

Erkeklerin ergenliği geçmiyor!

Erkeklerin ergenliği geçmiyor!

Ünlü oyuncu Mert Fırat'a göre erkekler ergenliklerinden kurtulamıyor.

mert fırat

Oyuncu Mert Fırat bu hafta, büyük ilgi çeken tiyatro oyunu 'Testosteron'dan sinemaya uyarlanan 'Erkek tarafı: Testosteron' adlı filmle karşımıza çıktı. Film, yedi erkeğin erkeklik takıntılarına eleştirel bir gözle bakıyor.

Fırat, Radikal gazetesinden Bahar Çuhadar'ın film ekibiyle yaptığı röportajda erkeklerin büyük sorununun ergenlikten kurtulamamaları olduğunu söylüyor.

Röportajın bir bölümü şöyle:

Testosteron ne mene bir şeydir, anlatır mısınız bana?

Mert Fırat: Oyuna çalışırken okuduğumuz kitaplardan biri ‘İçimizdeki Maymun’du. Diyor ki “Neden bonobolar sadece yetmiş yıl önce keşfedildi? Neden şempanzeler önce keşfedildi, onları örnek aldık da bonoboları örnek almadık?” Testosteron tam da budur. Erkeğin bahanesidir. Şunu diyor ‘Testosteron’un yazarı Saramonowicz: Şempanzeler mal-mülk üzerinden sistemlere sahip, iktidar meselesi had safhada olan, savaşçı bir toplum. Oysa bonobolar her şeyi sevişerek çözer. Aralarında iktidar yoktur, anaerkildirler, mülkiyet kavramları yoktur. Savaşmıyorlar. Erkek kültürüne uygun değil yani bonobolar! Böyle baktığınızda hikâyeye, yazar da aynen bunu söylüyor. Testosteron hormonu var fakat bizi hayvanlardan ayıran, bunu kontrol edebilmemiz.

Peki kadınlar filmdeki erkeklerden dinlediğimiz kadar hesapçı mı? Misal çiftleşeceği karşı cinsi seçerken böyle ince hesaplarla dolu bir süreçten mi geçiyor?

Mert Fırat: Farkındalık demek gerekiyor. Kadının farkındalığı daha yüksek. Erkek dünyasının kurallarında nasıl var olacağını buluyor. Bunun için farklı bir refleks geliştiriyor. Margaret Thatcher’ın erkekleştirilmiş bir kadın olduğunu biliyoruz. Çiller öyle... Erkek egemen sistemin çarkları seni erkekleştiriyor. (...) Çare kadında!

Nasıl olacak o?

Onur Ünsal: Daha önce de anlatmıştım, şöyle bir hikâye var: Bahariye’de eylemler olduğunun ertesi günü, gaz sızmış ağaçlara falan… Bir tane kız da farkında değil, geçerken ağaca sürtüyor ve gözü yanıyor. Birden gözü yanınca çığlık çığlığa kalıyor tabii. Çok korktu, biz de tiyatronun çay ocağındaydık, Gaviscon bulduk falan. Sonra sakinleşti, bir yandan birilerini arıyor. Biz de döndük işimize. Sonra erkek arkadaşı geldi. Ama o erkeğin bir sokağa girişi var… “Ne oldu!!! N’oldu diyorum! İyi misin!” diye nasıl bağırıyor. Öyle bir kesişi falan var ki kızı, “Kim ne yaptı sana” falan bakışları… “Kalk, gidiyoruz!” dedi, kızı tuttu kolundan çekti. Kız döndü bize, “Çok teşekkür ederim” dedi. “Yok canım, ne önemi var” falan derken o adamın bize bakıp da o kızı kolundan çekip bir götürüşü var... Sanırsın biz kötü bir şey yaptık. Burada çözüm nerede? Erkekte olmadığı çok açık değil mi? Kadın o çekilme hissine onay veriyorsa bir sıkıntı var. Bence orada bir hareket yapması gereken kadın. Oyunda da böyle işte, yedi ergenin hikâyesi aslında.

Mert Fırat: Erkeklikten ergenliğe geçişini tamamlayamamış erkekler...

Siz nasıl sıyrıldınız bu erkeklik baskısından?

Mert Fırat: Sıyrılmadık, hâlâ mücadelesini veriyoruz. Bunun farkındalığıyla var olmaya çalışıyoruz ama kadınlar bunun farkındalığıyla yaşıyorlar. Hiçbir baba çocuğunun dayak yemesini istemez, dayak atan taraf olmasını ister. Rezalet yani. Ben bunun farkındayım; trafikte, hayatta, kız arkadaşımla olan ilişkimde dikkat ediyorum.

(Vatan)

1216
dahafazlası
YORUMLAR
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.