Mahmure

Magazin

Magazin Gündemi

Dünya biyolojik silahlardan vazgeçmiyor

Dünya biyolojik silahlardan vazgeçmiyor

Sars hastalığının laboratuar kökenli bir biyolojik silah olabileceği iddiası ile yeniden gündeme gelen biyolojik silahlar ve biyolojik savaşın tarihçesi yüzlerce yıl öncesine dayanıyor.

Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı'ndan Prof. Dr. Murat Akova'nın Biyolojik Savaşın Tarihçesi başlıklı araştırması, İstanbul Tabip Odası'nın yayın organı Hekim Forum Dergisi'nde yayınlandı.

Akova'nın araştırmasına göre, biyolojik savaşın bilinen en eski örneklerini düşmanlarının içme suyu elde etmek için kullandıkları kuyu ve rezervuarların insan ve hayvan ölüleri ile kirletilmesi teşkil ediyor. 14. yy'da şimdiki Ukrayna sınırları içinde kalan Kaffa'yı kuşatan Tatarlar vebadan ölmüş insan cesetlerini mancınıkla şehrin surlarından içeri atarak salgın oluşturmaya çalışmışlardı. 18. yy'da Kuzey Amerika'daki İngiliz kuvvetlerinin komutanı olan Jeffrey Amherst, çiçek virüsü ile kontamine olmuş battaniyeleri Kızılderililere vererek çiçek salgınına neden olmuştu.

2. Dünya Savaşı sırasında 1939-42 yıllarıarasında Japon kuvvetleri Maçurya'da şarbon, veba, çiçek, tularemi,ruam, kolera, kızıl, menenjit, verem, salmonellozis, tetanus, hemorajik ateş ve difteri gibi çeşitli infeksiyon hastalıklarını esirler üzerinde deneyip çok sayıda ölüme neden olmuşlardı. Aynı yıllarda İngilizler, İskoçya açıklarındaki Gruinard adasında şarbonla çok sayıda deneme yapmışlar ve ada topraklarının takip eden 36 yıl boyunca şarbon sporları ile kontamine kalmasına neden olmuşlardı.

1950'li yılların başında Amerikan ordusu biyolojik bir silahı taklit amacıyla San Fransisco kentine Serratia Marcescens isimli bir bakteriyi yaydı. Ordunun yaptığı bu denemeden hemen sonra Stanford Üniversitesi hastanesinde S. Marcescens'e bağlı bir nozokomiyal üriner sistem infeksiyonu salgını oldu.

1972 yılında 100'den fazla ülkenin katılımı ile imzalanan Bakteriyolojik ve Toksin Silahların Geliştirilmesi, Üretimi ve Depolanması ve İmhası'na dair anlaşma yürürlüğe girdi. Buna karşın başta Sovyetler Birliği olmak üzere bu silahların üretimi günümüze kadar süregeldi. Sovyet Savunma Bakanlığına bağlı bir kuruluş olan Biyopereparat'ın biyolojik silah üretimi amacıyla 1980-1990 yılları arasında 55 bin bilim adamı ve teknisyen istihdam ettiği biliniyordu.

1979 yılında şimdiye kadar bilinen en büyük akciğer şarbonu salgını eski Sovyetler Birliği sınırları içindeki Sverdlovks şehrinde saptandı. Devlete ait bir biyolojik silah fabrikasının filtresindeki bir bozukluk nedeniyle havaya karışan şarbon sporları 79 kişide hastalığın ortaya çıkmasına ve 68 kişinin yaşamını yitirmesine yol açtı.

Gerçek hasta ve ölüm sayısının açıklanan bu rakamdan çok daha yüksek olduğu iddia edildi. Tokyo'da 1995 yılında bir metro istasyonuna sarin gazı ile saldırı düzenleyerek çok sayıda kişinin ölümüne neden olan terörist örgüt Aum Shinrikyo'nun, aynı şehirde en az 8 defa şarbon ve botulismus ile saldırı düzenlediği ancak bilinmeyen nedenlerle başarılı olamadığı saptandı. 11 Eylül 2001 tarihinde ABD'nin çeşitli şehirlerindeki terörist saldırılar sonrası değişik kuruluşlara gönderilen mektuplar içindeki toz halinde şarbon sporları saptandı ve 24 Ekim itibariyle yedisi inhalasyon, kalanı deri şarbonu olmak üzere toplam 15 kişide hastalık tespit edildi.

BİYOLOJİK SİLAH OLARAK KULLANILABİLECEK AJANLAR
Biyolojik silah olarak kullanılabilecek pek çok mikroorganizma mevcut bulunuyor. Bu hastalıklar arasında şarbon, veba, botulinum toksunu, variola (çiçek), tularemi, brusellozis, Q humması, hemorajik ateş yapan virüsler ve çeşitli ensefalit virüsleri sayılabiliyor.
(ANKA)
345
dahafazlası
YORUMLAR
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.