Mahmure

Magazin

Magazin Gündemi

Döveceksen sanatıyla döv

Döveceksen sanatıyla döv

Kursları, filmleri, dergileri, posterleri, kitap ve videolarıyla adam dövme sanatı dev bir sektöre dönüştü. Discovery Channel'ın bilgisayar ortamında hazırladığı sıradışı dövüş sanatları belgeselinin VCD'si ise teknolojinin tokadı!

M. Serdar Kuzuloğlu
Radikal Cumartesi


Nush ile yola gelmeyeni etmeli tekdir;
Tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir
(Ziya Paşa)

Bizim zamanımızda Bruce Lee vardı. İnternet starı rahmetli Ahmet Abi'nin de dediği gibi Çinli miydi, Japon muydu bilmezdik ama güzel bir abimizdi. Sanırdık ki, bir biz değil âlem hasta. Oysa bir Japonya ziyaretimde karşılaştığım Çinli çifte sormuştum "Sever misiniz Bruce Lee'yi," diye; kim olduğunu bile çıkaramamışlardı. Laz fıkralarında Temel'in tren arkadaşları 'kompartman enternasyonal' kadar ilginç bir tesadüf (Bir İngiliz, bir Fransız, bir Amerikan ve bir Japon kabusu).

En başta incelenmesi gereken akımın kendisi: Dövüş Sanatı. Sanat kavramıyla aramızın hoş, yüreğimizin dolu olmadığını biliyoruz. Ama dövüşün sanatı olunca akan sular duruyor. Yaşına göre bir filmle, diziyle, arkadaşla ya da bilgisayar oyunuyla mutlaka her erkeğin hayatına girmiştir. O figürleri hepimiz bir kere de olsa gizli gizli deneyip havasına girmedik mi, girdik!

LPG tüpünü tokatlamak
Bu bütünün en ilginç bölümü elbette 'dövüş sanatçıları'. Aklıma çocukluğum geliyor. Bir dönem oturduğumuz apartmanın bodrum katından garip sesler gelmeye başlamıştı. Kapıcımızın oğlunun duvardan duvara vurarak stres attığını düşünüyordum. Yöneticimizse kalorifer kazanında kaçak olduğundan şüphelenmiş ve teftişe inmişti. Ortaya çıkan görüntü şeytanın bile aklına en son gelecek sahneydi. Kapıcının büyük oğlu dev (ve dolu) bir mutfak tüpünü bir halatla bodrumun tavanına asmış; tokatlıyor, tekmeliyor, yumrukluyordu. Duvarlara da bilumum karate sanatçılarının posterlerini asmıştı. Bodrumunda LPG tüpü tokatlanan bir apartmanda yaşamanın stresini bilemezsiniz. Yöneticimiz aldığı kararla bodrumda tüp tekmelemeyi yasakladı. Sonra olanlar daha da ilginç ama konumuz bu değil.

Fark etmiyor olabilirsiniz ama sanatıyla adam dövme olayı kursuyla, filmleriyle, dergileriyle, poster, kitap ve videolarıyla dev bir sektör. Üstelik seçenekler artık karate, kung-fu, judo gibi klasik başlıklar da değil. Sektör kendini beslemek için Batı'nın yeni dinleri gibi onlarca alt kol yaratmış. Her dövüş filmi üstadının bir öğretisi var. Hepsinin garip isimleri var ve sorsanız mutlaka çok faydalı iki üç başka sistemin harmanı. Harmanla harmanla sonu yok bunun oysa.

Kung-fu bile elli tane alt kola bölünmüş durumda: Black Crane Kung Fu, Black Tiger Kung Fu, Crane Kung Fu, Dog Kung Fu, böyle uzayıp gidiyor. Birbirinden farkı ne derseniz efendim birinde elinizi sağdan sola açıp tekme atıyorsunuz, berikinde soldan sağa açıp tekme atıyorsunuz. Benim anladığım bu. Tekme-tokatın varyasyonu ne kadar olur ki?

Şaaak diye...
Hepsinin de birbirinden önemli felsefesi var. Konfiçyus'u nereye soksan kıymete biniyor zaten. Bir hareketi öğrenmeden diğerine geçmek yasak. Üstelik hayatınızı da bu sporlara göre organize etmeniz gerekiyor. Bir de 'yeminli hareket' efsanesi var ki evlere şenlik. Mahalle abilerinin en karizmatik anında çıkıverir. "Aslında bir hareket var bir hamlede öldürüyor ama yapamam, yeminli harekettir".

Oysa şunu sormalıyız: Ne felsefesi kardeşim? Adam dövmenin ya da sopa yemekten kurtulmanın felsefesi mi olur? Biz 'Osmanlı tokadı' ile işi kökten çözmüşüz. Hiç felsefesi var mı? Şöyle şaaak diye kıvamıyla patladı mı tokat hastanın suratında, ne dert kalır ne tasa. Ben bunu bilir, bunu vururum.

Dövüş sanatları nedense Türkiye'de mahalle aralarında minderleri mantarlı ayaklarla ezilen, ter kokulu bodrum katlarından kurtulamadı. Belki de buna şükretmemiz gerekir. Fazla deşmek istemediğim bir detaysa son yıllarda daha çok İslamcı kesimin bu sporlara ilgi gösteriyor olması.

Doğu değerlerinin keşfi
Batı dünyasındaki yaygınlığınıysa daha çok oryantalizme borçlu. Doğu değerlerinin keşfi dövüş sporları, meditasyon ve yoga teknikleri, alternatif tıp ve yarı-din felsefeler gibi yüzlerce farklı akıma yer açtı. Üstelik kimi popüler akımlar tamamen bu ülkelerde yaratılıp geliştirildi.

İşin diğer yüzüyse seans başına dolarla ücret alınan beş yıldızlı otellerin balo salonlarında verilen kurslar. Sosyetemizin o rutubet kokulu salonlarda ne işi var, öyle ya?

Herhangi bir kursa gidenlerin hemen hepsinin mutlaka kafasında pataklamak istediği biri olur. Ama hocalar da hep bu hareketleri gerçek hayatta asla saldırmak için kullanmamanız gerektiğini söyler. Tamam da niye bu kadar eziyet Sensei Bey? Üstelik neden her hareket dizisini Japonca ya da Çince sayıyoruz? Daha mı makbul oluyor? İçi, ni, san...

Her şey bir yana artık silah diye bir şey var dostlar. Çatır çatır sıkıyorlar. Dövüşçülerse en fazla sopa, mızrak gibi günlük hayatta karşınıza çıkması pek mümkün olmayan silahlarda uzmanlaşıyor. Kurtlar Vadisi'nde birinin on ikilik kata kaçtığını gören var mı aranızda? Bütün bunları yazmama sebep olansa birkaç hafta önce elime geçen Discovery Channel'ın Sıradışı Dövüş Sanatları belgeselinin VCD'si oldu. Bizim yiğitler şu katayı açalım, dirseği şöyle kırıp yere şöyle basalım derken elin oğlu gemi azıya almış gidiyor.

Kılıç çeken kılıçla ölür
Matrix filminin Avustralyalı animasyon ekibi Animal Logic, önce işin üstadlarının vücutlarını birkaç saniyede özel bir cihazla tarayıp bilgisayara giriyor. Sonra vücutlarını duyargalarla döşeyip sanatlarını icra ettiriyor. Denge değişiklikleri, kas hareketleri gibi saniyede bine yakın detay yakalanarak ekranda üç boyutlu animasyonlarla inceleniyor. Sonuç: Daha detaylı analizden doğan daha etkili yeni bir teknik. Biyo-mekanizma; yani insan hareketlerini inceleyen yeni bir dal bu. Bir ayağında yedi defa dünya şampiyonu olmuş Mike Chaturantabut'un XMA şirketi var. (XMA: extreme martial arts / uç dövüş sanatları). Bu sistemle bir sporcunun tekme ve yumruğunun kaç kiloluk güce denk geldiği, ne kadar doğru ya da yanlış teknik kullanıldığı kusursuz ölçülebiliyor. Peki bizim mütevazı şartlarda yetişen sporcularımız nasıl uluslararası başarılar alıyor? Demek ki başka şeyler de var.

Yeni nesli dövüş sporlarıyla tanıştıracak David Carradine'li Kung -fu dizileri ya da Bruce Lee ve saz arkadaşlarının bol çığlıklı, az efektli filmleri yok. Onlar daha çok kullandığı teknikten dolayı wire-fu olarak da adlandırılan Matrix ve türevi filmlerle açlıklarını gideriyor. İşi iyice maymunluğa döken Kill Bill serisi ve The Chemical Brothers'ın Get yourself high klibini de unutmamak gerek.

Her şeyin ötesinde felsefe sahibi olmak istiyorsanız binlerce kitap, eğlenmek istiyorsanız binlerce farklı alternatif var. Belki bu kadar zaman ve enerjiyi harcayacak başka yerler de vardır. Ben hayatımda hiç bu tip bir yeteneğe ihtiyaç duymadım. Üstelik kılıç çeken, kılıçla ölür. Aikido'nun da temel felsefelerinden birini unutmamak gerekir: Kavgayı başlatan, her zaman kaybeder. Ossss!

En yaygın sporlar
  • Karate:
  • İlk bilmemiz gereken, bu sporun adının karete değil, karate olduğu. Hatta asıl adı Karate-do. Türkçesi 'çıplak el' anlamına geliyor ve hiçbir silah kullanmadan saldırmayı ve savunmayı hedefliyor. Anko Itosu tarafından popülerleştirilmiş. Uzmanlık derecesini temsil eden beyaz, kırmızı, siyah gibi renkli kuşak sistemi Judo'nun da yaratıcısı olan Jigoro Kano tarafından geliştirilmiş.
  • Tekvando:
  • İsim Kore dilinden geliyor. Kısaca 'ayağınla vur ya da parçala, el ya da yumrukla vur ya da ez' şekilde Türkçeleştirilebilir. Özellikle savunma alanında sunduğu avantajlar dolayısıyla en popüler kurs başlıklarından biri. Sokak dövüşünde yetersiz olduğu konusunda da eleştirenler de az değildir.
  • Judo:
  • Diğer sporlardan çok daha fazla felsefenin karıştığı bir dal. Zengin bir Japon ailenin işten uzaklaştırılıp eğitime yöneltilmiş oğlu Jigaro Kano bir süre jujitsu çalışır. 18 yaşına gelinceye kadar kendine has tekniklerle harmanladığı sistemini geliştirir. Dolayısıyla ne ailesine bir hayrı dokunur ne de etrafına. Aile de buna dayanamayarak tası tarağı toplayıp Yeni Zelanda'ya yerleşir (Tamam bu son cümleyi uydurdum). Şiddete en uzak sporlardan biridir. Genelde amacı rakibi devirip etkisiz hale getirmektir. Karatede olduğu gibi renkli kuşak sistemi vardır.
  • Kick-box:
  • 1950'li yıllarda Osamu Noguchi adlı bir Japon boks organizatörü tarafından geliştirilmiş. Tayland'ın tekme üstüne kurulu dövüş sisteminin Japon dövüş sistemiyle birleşimidir.
  • Kung-fu:
  • Televizyonun altın yıllarının unutulmaz dizisi, sadece bizde değil tüm dünyada geniş bir hayran kitlesi yaratmayı başardı. Aslında popülerliğini 1960'lı yılların Hong Kong filmlerine borçlu. Çin kökenli dövüş sanatlarının harmanı. Mükemmellik, kusursuzluk, ustalık anlamlarına gelen kung-fu, motivasyon, disiplin ve zamanlama üstüne kuruludur. Şarkının da dediği gibi: Everybody loves kung -fu fighting!
  • Aikido:
  • Haftalık dergilerin, gazetelerin yaşam sayfalarının vazgeçilmez sporu. En sıkışık anda 'Sosyetenin yeni gözdesi Aikido' haberi her zaman iş yapar. Morihei Ueshiba adlı bir Japon sensei tarafından geliştirilmiş. İkinci Dünya Savaşı'nın kan ve vahşeti Ueshiba'yı şiddetten uzak, sadece savunmaya yönelik bir teknik geliştirmeye iter. 'Be adam git bir vakıf kur, fakire, yetime çorba dağıt, ilim irfan öğret' diyen de çıkmaz. Ueshiba da meydanı boş bulur, yaratır Aikido'yu. Japonlar bol vakti, dolgun üç aylığı ve SSK hizmeti olan bir memlekettir. Bizden çıka çıka çoban dövüşü çıkmasının sebebi de budur.
    (Radikal Cumartesi)
    589
    dahafazlası
    YORUMLAR
    Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.