Mahmure

Magazin

Magazin Gündemi

Çok meraklıyız vesselam

Çok meraklıyız vesselam

Anı, biyografi kitapları 'özel'ine girilenlerin tepkisine yol açıyor. Yayıncılar bu tür kitapları okur talebine bağlarken psikologlar konu alınan kişinin yaşayabileceği travmalara dikkat çekiyor.

Müjdat Gezen'in daha çıkmadan tartışmalara neden olan kitabı 'Galiba Ben Sanatçıyım'ın ardından gözler yeniden özel hayatları anlatan kitaplara çevrildi. Bu tür kitaplarla 'başkasının özel hayatına ne kadar girebilir?' sorusunun tekrar gündeme geldiği bugünlerde, daha önce yaşananlar da ister istemez akla geliyor. Bir yazarla yaşadığı aşkı 'İmkânsız Aşk' kitabında anlattığı iddia edilen Hasan Öztoprak'ın başı bu yüzden az ağrımamıştı. Yazdığı kitaptan mustarip bir diğer isim ise Ayşe Kulin'di. O da 'Adı Aylin' ve 'Füreya' kitaplarında kahramanlarının özel hayatlarını okuyucuyla paylamış, hatta 'Adı Aylin'de okuyucuya tanıttığı Nuri Çelik'in lakabının 'Kız Nuri' olduğunu yazmıştı. Cinsel yaşamıyla ilgili gizli kalmasını istediği bilgiler açığa çıkarıldığı için Remzi Kitabevi'ne dava açan Nuri Çelik, 2 milyar lira manevi tazminatın sahibi olmuştu.

Kendisinden yaşça küçük bir üniversite öğrencisiyle yaşadığı aşkı 'Can Pazarı' adlı bir kitaba aktaran Hüseyin Üzmez de çıkardığı kitapla konuşulan yazarlar arasında. Ya da Hıfzı Topuz'un edebiyat dünyasına bomba gibi düşen anılarını, Attilâ İlhan'ın tartışma yaratan mektuplarını içeren kitaplar da hala hafızalarda. Şu sıralar çok konuşulan kitaplardaki özel hayatı biz de psikolog, avukat ve yayıncılara sorduk. Kimi, yazarın hayatından etkilenmeden yazamayacağını savunurken, kimi ise gerçek biyografilerin Türkiye'de yayımlanmadığı görüşünde...

'Biri bizi gözetliyor çağı' merakı artırdı
  • Metin Celâl (Yazar, Türkiye Yayınlıcar Birliği Genel Sekreteri, Parantez Yayınları):
  • Öncelikle getirilen eserin edebi niteliği, kimin yazdığı önemli. Tabii sonra kişilerin özel hayatını içeriyorsa ahlaki ve hukuki olarak incelemek gerekir. Biri bizi gözetliyor olayları arttıkça diğer insanların hayatına olan merakımız da artıyor. Ama şu da bir gerçek ki; Türkiye'de doğru dürüst biyografi kitapları yayımlanmıyor. Bence daha çok yazılması lazım. Ama orada önemli gerçeklerin yer alması, kanıtlarının bulunması gerekli. Bir de kendisini savunamayanlar ölmüş kişiler hakkında yazarken çok dikkatli olunmalı.
  • İlknur Özdemir (Can Yayınları Yayın Yönetmeni):
  • Anı kitaplarının zaten tamamı özel hayattır. Eğer bu anı kitabı, anlatıcı hangi konuda faaliyet gösteriyorsa o hayatının yanı sıra tabii ki kendi özel hayatını da içerecektir. Önemli olan dürüst olması ve başkasına zarar vermeyecek şeyler söylemesi. Birkaç yıldır devam eden bir şey bu.
  • Rana Gürtuna (Everest Yayınları editörü):
  • Böyle bir şeyi onaylamıyorum. Okur profilinin çok değiştiğini düşünüyorum. Kitap adeti çoğaldı, okur adeti de çoğaldı aslında ama bu sonradan eklenen
    okurun yöneldiği kitap tarzı değişti. Aslında iyi edebiyatın daha çok
    okunmasını ve satılmasını isteriz ama böyle olmuyor maalesef. Ama yine de kitap seçimi yaparken bu tarz şeylere itibar etmiyoruz. Yayın çizgisini o tarafa kaydırmak istemiyoruz. Önemli insanlar ya yaşarken ya da yaşamlarını yitirdikten sonra biyografi tarzında yaşamöyküleri basılabilir, buna karşı değiliz. Ancak edebiyatla yakından uzaktan olmayan kişilerin bu şekilde kitaplara taşınmasını doğru bulmuyoruz.
  • Emine Eroğlu (Timaş Yayınları başeditörü):
  • İnsanın roman malzemesi olarak karşımıza çıktığı bu kitaplar her yayıncının karşılaşabileceği bir şeydir. Özel hayatın içinde mahremiyet hayatını malzeme yapılmasından ve başkalarının özel hayatının deşifre edilmesinden yana değiliz. Eseri edebiyat dünyasına katkısı olacaksa yayınlıyoruz.
  • Ömer Erduran (Remzi Kitabevi Yönetim Kurulu Başkanı):
  • Özel hayatlarla ilgili yazılanlar, söz edilen kişinin onayı olduğu ve genel yayın ilkelerimizin içinde kaldığı sürece yayımlanır. Tanınmış kimselerin biyografileri okuyucunun ilgisini çekiyor. Bu ilginin bir ucunda, bu insanların hayatla hesaplaşmalarını, başarı öykülerini ve edindikleri deneyimleri paylaşmak isteği var; diğer ucunda ise özel hayata duyulan merak yatıyor. Bizde de 'Adı: Aylin'le başlayan ve yayınları giderek artan bu tür kitaplar, aslında Batı dünyasının ilgilerine yaklaşma işareti. Yazarların bu tür kitapları yazmaya yönelmesinin nedenlerinden biri, daha özgürleşen bir ifade ortamında resmi tarihten uzaklaşıp kişisel tarihleri verme isteği.
  • Turgay Fişekçi (Adam Yayınları editörü):
  • Ülkenin genel yozlaşma süreciyle ilgili bir şey bence. Her gün insanlara böyle şeyler dayatılır, izletilirse, edebiyat da, yayıncılık da bundan nasibini alır. Çünkü sonuçta yayınevleri de ticari kuruluşlar ve ne satarsa onu basmak gibi bir eğilim içine giriyorlar ve bu sonuç olarak bir başarı göstergesi oluyor. Şimdi çok satanlar listesine bakarsanız içlerinde şiir, roman, öykü gibi türler görünmüyor. Çok satan diye ayrı bir tür oluştu aslında, bu edebiyatın dışında bir tür. Böyle bir süreç yaşanıyor.
  • İsmail Demirci (Selis Kitapları Genel Yayın Yönetmeni):
  • Her şeyden önce hukuki bir sorun olmaması açısından dikkat ediyoruz. Bu tip kitapları etik dışı buluyoruz. Bu soruyu bizzat yazan kişilere sormak doğru. Birtakım yayıncılar da burada suçlu, bunda sansasyon var bu kitap satılır gözüyle bakıyor. İki kişi arasında yaşananı kitap haline getiren yazar da bence bu konuda ahlakdışı davranıyor. Ama yazardan çok yayıncı suçlu.
  • Armağan Yücel Samancı (psikiyatr, psikoterapist):
  • Bu tür kitapları yazarının kendi iç dünyasını çözümseme, gözden geçirme ve iç hesaplaşma isteği olarak görüyorum. Kimse özel yaşamlarının istemedikleri yönelerinin gösterilmesini istemez. Yani kitapta yazılanlara göre o insanlar mutluluk ya da kızgınlık duyabilir. Kitapta eğer çok hassas bir içerik varsa bireyin geçmişte yaşadığı travmalar yeniden gündeme gelebilir. İnsanların içlerine gömmeye çalıştıkları birtakım duyguların alevlenmesine sebep olabilir. Bizim toplumda özel insan yaşamlarına gereğinden fazla bir ilgi var. Yazarlar böyle yaşamlarının popüler taraflarını yazmaya başlarlarsa, okuyan insanlara katkısı olmayacağı gibi diğer insanlar için de incitici olabilir.
  • Cengiz Hortoğlu (avukat):
  • Bu gibi durumlarda daha çok 'kişilik haklarına saldırı var mı yok mu?', 'özel hayatın gizliliğine saygısızlık var mı, yok mu?' konuları tartışılıyor. Bu gibi durumlarda zarara uğrayan kişinin tazminat davası açma hakkı doğuyor. Maddi ya da manevi tazminat. Manevi tazminat bu nedenle duyulan üzüntü, maddi tazminat ise kişi ani bir şok geçirdi. Bu nedenle rapor aldı ve çalışamadıysa talep ediliyor. Bunun dışında hakaret oluşturacak bir saldırı varsa Türk Ceza Kanunu'na göre 3 aydan 3 yıla kadar hapis cezası isteniyor. Manevi tazminat belirlenirken, karşıdakinin zenginleşmesine sebebiyet vermemesi gerekiyor. Manevi tazminatlar çok yüksek değil.
    (Radikal)
    291
    dahafazlası
    YORUMLAR
    Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.