Mahmure

Magazin

Magazin Gündemi

Cezaevi avlusunda nasıl banyo yaptı

Cezaevi avlusunda nasıl banyo yaptı

Tuğba Özay, 167 gün kaldığı Paşakapısı Cezaevi'nde yaşadıklarını "Bedel" adlı kitapta topladı.

Ünlü manken, gece vakti cezaevi avlusunda nasıl banyo yaptığından üstsüz güneşlenme denemesine kadar birçok anısına bu kitapta yer verdi.

Üstsüz güneşlenen Kristina
Neredeyse saat başı helikopterler tepemizde cirit atıyor. Üstsüz güneşlenerek kavurucu sıcaktan faydalanmaya çalışan Polonyalı arkadaşım Kristina, helikopterlerden rahatsız oldu. Ne yalan söyleyeyim ben de bir iki kez güneşten faydalanayım dedim ve helikopterleri tepemde görünce korktum.

Yıldızların altında banyo
Sakat ayağım yüzünden dar olan banyoda yıkanmak çok zor. Üç gündür yıkanamıyor, bu yüzden de kendimi hiç iyi hissetmiyordum. Sizin bu deli kızınız gardiyanlardan izin istedi avluda yıkanabilmek için. Koğuş arkadaşlarım da kovalarla su taşıdılar. Beş dakika içinde bir de baktım ki avlu kadınlar hamamına dönmüş. Tasını kapan gelmiş. Karanlıktı, yıldızların altındaydık.

Tatlıses benim için söylüyor
İbrahim'in (Tatlıses) menajeri Eyüp'ü arayıp, "Sen gelmezsin bir türlü, dertlerim türlü türlü, nice dertleri çektim, bu başka türlü" adlı türküyü söylemesini rica etmiştim. Sağ olsun ikinci şarkısı oydu. Dar geldi burası bana. Diğer ayağımı da kırmak istedim. Öyle coştum ki duvarları yıkmak, nefesim yettiğince haykırmak istedim.

Şehrazat'tan gelen selam
Bergüzar Korel'i hiç tanımam. Ama beğenirim. Çok hanımefendi bulurum. Selam göndermiş. O da beni çok severmiş meğer. "Haksızlığa uğradı" demiş, sağ olsun.

Ebru Şallı dedikoduları
Gardiyanlarla sohbet ettim bugün bolca. Daha önce Ebru Şallı yatmış üç gün. Hiç sevememişler onu. Bir dedikodu, bir dedikodu sormayın gitsin. Kaşından burnuna, boyundan kibrine dokundurmadıkları konu kalmadı. Onlar konuştu, ben dinledim.

Tuna Kiremitçi sitemi
Tuna Kiremitçi bugünkü yazısında "Tuğba Özay geçen ay medyada en çok yer alan isim olmuş. Ahlaksız teklif ve sevgiliden dayak yeme trendlerinden sonra şimdi de hapse girme modası çıkarsa şaşıracak mıyız?" demiş. O zaman ben de kalkıp "Evliyken başka bir ünlü kadını soktun hayatına. Aşığım, mutluyum gibi demeçler ve sarmaş dolaş pozlar verirken, sonrasında da ilişkiden pişmanlık duyduğunu belirtip boşandığın eşine dönerken vicdanın rahat mıydı?" diye sorsam mı acaba?

Birbirlerini seviyorlar
Ve öğleden sonra... Bilge (Öztürk) geldi. Dışarıdaki dünyayla tek irtibatım. Artık kardeş gibi olmuştuk. Her konuda dertleşebiliyor, birbirimizi anlıyorduk. Tarkan'ın nişanlısı...

Birbirlerini çok seviyorlar. Ama onlar da defalarca basının yargısız infazına maruz kaldı. Hiç unutmam, bir gün Bilge'yle İzmir'den dönmüştük. Tarkan Amerika'daydı. Telefon açmıştı Tarkan. Bilge ağlamıştı ona olan özleminden. Ama gazeteler tam da o günlerde, reklam aşkı diye manşet atıyordu acımasızca. (30 Ağustos 2007)

Üstsüz güneşlenen Kristina
Basın neredeyse cezaevinin önüne kamp kurmuştu. Canlı yayınlar yapılıyordu kapı önünden... İlk 10 gün boyunca, hatta hálá, neredeyse saat başı helikopterler tepemizde cirit atıyor.

Sürekli tepemizde dolaşmalarını benim burada olmama bağlıyorlar. Bu da varsayımlardan biri mi, yoksa gerçeklik payı var mı bilemiyorum. Üstsüz güneşlenerek kavurucu sıcaktan faydalanmaya çalışan Polonyalı arkadaşım Kristina, helikopterlerden rahatsız oldu. Ne yalan söyleyeyim ben de bir iki kez güneşten faydalanayım dedim ve helikopterleri tepemde görünce korktum; gazeteciler çekim yapabilir korkusuna kapıldım. (24 Ağustos 2007)

Yıldızların altında banyo
Bizim avlumuz diğer büyük avlulara göre daha izole ve küçük. Sakat ayağım yüzünden zaten dar olan banyoda yıkanmak çok zor. Hatta, bu durumda tuvalete gitmek bile işkence oluyor bana. Tuvaletler alaturka. Alçılı ayakla oturulmuyor tabii. (...) Dediğim gibi duvarlar çok yüksek.

Dolayısıyla diğer koğuşların üst pencerelerinden bile bizi görmeleri imkánsız. Üç gündür yıkanamıyor, bu yüzden de kendimi hiç iyi hissetmiyordum. Sizin bu deli kızınız gardiyanlardan izin istedi avluda yıkanabilmek için. Sağ olsunlar çok anlayışlı gardiyanlarımız var. Pardon infaz koruma memurları. Koğuş arkadaşlarım çok ama çok yardımcı oluyor. O kadar iyi yürekli insanlar ki. Kovalarla avluya su taşıdılar.

Beş dakika içinde bir de baktım ki avlu kadınlar hamamına dönmüş. Tasını kapan gelmiş. Tellağımız da, artık kardeş gibi gördüğüm Ani'ydi. Ben, Metoş, Ünzile bir de yedi aylık bebeğimiz Ruby Angel (Ruby adını ben koydum) açık havada bir güzel banyomuzu yaptık. Karanlıktı, yıldızların altındaydık. (25 Ağustos 2007)

Tatlıses benim için söylüyor
Bu hafta sevgili dostum Kadir'e haber yollamıştım Bilge (Öztürk) aracılığıyla. İbrahim'in menajeri Eyüp'ü arayıp, "Sen gelmezsin bir türlü, dertlerim türlü türlü, nice dertleri çektim, bu başka türlü" adlı türküyü söylemesini rica etmiştim. Sağ olsun ikinci şarkısı oydu. Dar geldi burası bana. Diğer ayağımı da kırmak istedim. Öyle coştum ki duvarları yıkmak, nefesim yettiğince haykırmak istedim. (26 Ağustos 2007)

Süt ve ekmekten güzellik maskesi
Anneme iyi görünmek için bugün yüzüme yaptım. Bizim kızlar, buranın imkánları dahilinde güzellik reçeteleri üretmişler kendilerince. Azeri bir arkadaş var adı Peri. Sürekli ağlar, çok duygusal bir kadın. Hep anlatmak, içini dökmek istiyor. Haksızlığa uğradığını söyleyip duruyor. Gözleri hep kan çanağı bu yüzden.

Yüzüne maske yaparak, kendini motive etmeye, hayata bağlanmaya çalışıyor. Ekmek ve sütü karıştırarak bulamaç haline getirip yüzüne sürüyor. (28 Ağustos 2007)

Şehrazat'tan gelen selam
Saat 11.00 gibi Bilge geldi. İlk sorum, "Babam" oldu. Çok fazla konuşmadık. Hep aynı şeyler, ne desin ki kız moral vermeye çalışıyor. Dışarıdan selamlar getiriyor. Bergüzar Korel'i hiç tanımam. Ama beğenirim. Çok hanımefendi bulurum. Selam göndermiş. O da beni çok severmiş meğer. "Haksızlığa uğradı" demiş, sağ olsun. (31 Ağustos 2007)

Ebru Şallı dedikoduları
Gardiyanlarla sohbet ettim bugün bolca. Beni çok sevdiklerini söylüyorlar. Gerçi, sevgi ne demek, ölçüsü ne? Artık kestiremiyorum. Örneğin daha önce Ebru Şallı yatmış üç gün. Hiç sevememişler onu. Bir dedikodu, bir dedikodu sormayın gitsin. Kaşından burnuna, boyundan kibrine dokundurmadıkları konu kalmadı. Onlar konuştu, ben dinledim. (12 Eylül 2007)

İlişkimizin manşetlere çıkmasını isterdi
Bugünlerde Akın'ı düşünmeye başladım. Sonumuzun böyle olması rahatlattı mı acaba onu? İlişkimizi manşetlere taşımak, herkese duyurmak istediğini söylerdi hep. Çok sevdiği için mi oldu yoksa bütün bunlar? Çok seven kaçar mıydı peki? Kafam karmakarışık bu konuda. (16 Eylül 2007)

Tuna Kiremitçi sitemi
Gazeteler geldi. Başımın ağrısından okuyacak gücüm olmadığı için şöyle bir göz gezdirdim. Tuna Kiremitçi'nin yazısı dikkatimi çekti. Aslında 3-4 gün önce gazetelerin manşetindeydi bu haber. Benimle ilgili bir yazı. Ama yazmak istememiştim.

Tuna'nın yazısından sonra kafamda oluşan düşünceleri aktarmaya karar verdim bugün. Geçen ay Türkiye'nin en çok haber yapılan ünlüsü ben olmuşum. Hakkımda 2178 haber yayımlanmış ve birinci sıraya yerleşmişim. Tuna Kiremitçi bugünkü yazısında bu konuya değinmiş dokunmadan aktarıyorum:

"Tuğba Özay geçen ay medyada en çok yer alan isim olmuş. Ahlaksız teklif ve sevgiliden dayak yeme trendlerinden sonra şimdi de hapse girme modası çıkarsa şaşıracak mıyız?" Yazık ne diyeyim sana Tuna? Tuna Kiremitçi cezaevine giren bir insanın yaşadığı olumsuzlukları kaleme alabilirdi ya da o insanın içine düşebileceği buhranı. Mademki köşesine taşıyacaktı... O zaman, ben de kalkıp "Evliyken başka bir ünlü kadını soktun hayatına. Áşığım, mutluyum ilk kez yaşıyoruz böyle duyguları gibi demeçler ve sarmaş dolaş pozlar verirken sonrasında da ilişkiden pişmanlık duyduğunu belirtip boşandığın eşine geri dönerken vicdanın rahat mıydı" diye sorsam mı acaba? Önce kendi çöplüğünüzü temizleyin, çöplerinizi başkalarının çöplüğüne atmayın... Arınamazsınız! (17 Eylül 2007)

Perihan Mağden'i kabul etmedim
Perihan Mağden adlı gazeteci yazar gelmiş bugün söyleşi yapmak için. Herkes katılmamı istedi. Kalıp kalmamak arasında kararsızdım önce. Sonra vazgeçtim söyleşiye katılmaktan. Bu hakkımda çok ağır yazılar yazmıştı... (25 Ekim 2007)

Ritz Carlton'u görünce
Cezaevi arabasında denizi gördüm. Gemileri, Ortaköy Camii'ni, Ritz Carlton Oteli'ni... O otelin sahibi zamanında sevdiğim bir insandı. Hatta ayrıldığımızda çok acı çekmiş. Sırf o binayı görüp de onu anımsamamak için birinci köprüyü kullanmamıştım bir müddet. (15 Ocak 2008)
(Hürriyet)
349
dahafazlası
YORUMLAR
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.