Mahmure

Magazin

Magazin Gündemi

Çatışmadaki insan: Freud

Çatışmadaki insan: Freud

Psikoanaliz ve Psikoterapi'nin "babası" Sigmund Freud'un bugün 64. ölüm yıldönümü. Bu büyük bilimadamını Hacettepe Üniversitesi Psikoloji Bölümü'nden Klinik Psikolog Sedat Işıklı'nın kalemiyle analım istedik.

Jacques Derrida: Bitmemiş bir kendi kendine analizin dipsiz çukurunda otobiyografik bir yazı (düşlerin yorumu) nasıl dünya çapında bir kurumlaşmaya neden olabilir...

İnsanlık tarihi aynı zamanda kaygı ve umutsuzlukla mücadelenin de tarihidir. İnsanoğlu bu mücadelesinin her döneminde birbirinden farklı yöntemler kullanmıştır. Çağdaş psikoloji/psikiyatrinin uygulama alanını derinden etkileyen ve 20. yüzyıla damgasını vuran yöntemlerden biri olan bilimsel psikoterapinin kuramsal/sistematik çatısının Sigmund Freud tarafından kurulmuş olduğuna dair genel bir kabul vardır. Freud, sadece psikopatolojinin ortaya çıkma nedenleri ve onların olası tedavileriyle değil, insanoğlunun günlük yaşamıyla da ilgilenmiş; sanat, kültür ve din üzerine de bulunduğu noktadan bakabilmiştir. Geliştirdiği kuram bugün de geçerliliğini korumakta; felsefeden antropolojiye kadar uzanan geniş bir alanda hala canlı bir şekilde tartışılmaktadır.

Bu yazının amacı, insanlığın son yüzyılda hemen her alandaki mücadelesini etkilemiş ender kişiliklerden olan Freud'u derli toplu aktarmak değildir. Bu yazı, Freud'u insanlığın aydınlık tarihinin bir "kahraman"ı olarak gören yazarın, ölümünün 64. yılı anısına Freud'la ilgili zihninden geçenleri kağıda aktarma çabasının ürünüdür.

Kısa yaşam öyküsü
Sigmund Freud 6 Mayıs 1856'da Moravya'da doğdu ve 23 Eylül 1939'da Londra'da öldü. Yaşamının 80 yılını Viyana'da sürdüren Freud, Naziler ele geçirdiğinde bu kenti terk etti. Tıp eğitimini Viyana Üniversitesi'nde yaptı. Üniversitedeki görevinden ayrıldıktan kısa bir süre sonra, 1885'te, Paris'e giderek Charcot'nun yanında eğitim gördü. Sonradan Bernheim ve Liébault ile de tanıştı ve onların histeri hastaları üzerinde sürdürdükleri hipnoz denemelerinden çok etkilendi. Fransa'da izlediklerinden sonra, insanın bilinçli dünyasından gizli ve çok güçlü bir sürecin varlığına kesinlikle inanmış olarak ülkesine döndü.

İlk adımlar
Viyana'ya dönüşünde Freud, tecrübeli bir hekim olan Joseph Breuer ile birlikte çalışmaya başladı. Breuer, çoğu olan hastaları üzerinde hipnozu ilginç bir şekilde kullanıyordu. Bu hastalar hipnoz altında sorunlarını baskısızca ve açıkça anlatabiliyor, hipnozdan uyandıklarında rahatlık duyuyorlardı. Duyguların boşalımına olanak veren bu yönteme "arınma" anlamına gelen katarsis denmişti. Sağladığı rahatlamanın yanı sıra bu yöntem, hastanın nevrotik belirtilerine neden olan duygusal çatışmaların da ortaya çıkmasını sağlıyordu. Her ne kadar hasta, içsel sorunları ile hastalık belirtileri arasında bir ilişki kuramıyorsa da onu hipnoz altında gözleyen hekim bu ilişkiyi açıkça görebiliyordu. Dolayısıyla, bu uygulamalar sayesinde insanın bilinçdışı dünyasındaki süreçlerin bilinçli davranışlara yaptığı önemli etki de giderek anlaşılmaya başlanmıştı.

Psikoanaliz'in doğuşu
Freud ve Breuer 1893'te bu konuda yayımladıkları ortak bir yazıda Psikodinamik kavramının temelini atmış oldular. Ne var ki, Breuer histerinin oluşumunda cinsel etmenlere Freud'un verdiği önemi kabul edemediği için iki hekim bir süre sonra ayrıldılar. Çalışmalarını yalnız olarak sürdüren Freud, giderek hipnozu kullanmaktan vazgeçti ve hastalarını uyanık durumda, düşünce düzeni ve toplum değerlerini gözetmeksizin özgürce konuşmaya teşvik etti. Bu yöntemle hastalar içsel engellerini yenebiliyor, unutulmuş anılarına inebiliyor ve sorunlarını açıkça tartışabiliyorlardı. Bu yeni yönteme serbest çağrışım, hastaların içsel dünyalarına inerek kendilerini daha iyi tanımalarına ve dolayısıyla daha sağlıklı bir uyum düzeyine erişebilmelerini sağlayan tedavi yöntemine de "psikoanaliz" adı verildi.


Bir fotoğraf, çok anlam
Freud'un yüzü kolay akılda kalır: elinde purosu, bakımlı sakalı ve iyi kesimli takım elbisesiyle görmüş geçirmiş, kır saçlı deha; adeta insan ruhunun derinliklerine nüfuz eden psikoanalist. Aşağıdaki resim Freud altmış yaşlarındayken çekilmiş, dünyanın gözünde bir ikona dönüşmüştür.

"Fatih olmak" tutkusu
Dünyanın bilmediği bir şey var ama, Freud bu imajı yaratmak için çok uğraşmıştır: seneler boyunca geliştirdiği kişisel mitinin ayrılmaz bir parçasıdır bu resim, yarı hakikat yarı sahte tarih, gerçekle hayalin bir karışımı olan hayatının bir görüntüsüdür. O delici bakışlar bile üniversite günlerinin iki kahramanından, akıl hocaları Ernst Brücke ve Jean-Martin Charcot'tan uyarladığı bir şeydi. Fotoğraftaki bu imajın en çarpıcı tarafı son derece hırslı bir insanı yansıtıyor olmasıdır. Böyle büyük bir hırsta esasen yanlış bir taraf yoktur; her alanda önemli katkılarda bulunan insanların çoğu, kendilerine duydukları inanç sayesinde yükselmişlerdir. Ama Freud'u daha iyi anlayabilmek için onu, arzuladığı kahraman rolüne neyin ittiğini bilmek gerekir. Bilimsel merakın bunda bir payı olsa da, tek başına sebep bu değildir. Onun hayran oldukları Louis Pasteur ya da Robert Koch gibi bilimadamları değil, kuramlarıyla dünyayı tepetaklak eden Kepler ve Darwin gibi bilimadamlarıydı. İnsanların çektiği acıyı hafifletmek uğrunda kendini tedaviye adamış bir doktor da olmak istemiyordu. En derin tutkusu büyük bir adam olmak, ün kazanmak, kendi deyimiyle bir "kahraman" olmaktı.

Çocukluk kahramanları
Freud kendisine korku, güvensizlik ve mutsuzluk mirası bırakan, çok travmatik, yoksul ve zor bir çocukluk geçirmişti. Benzer durumdaki pek çok zeki çocuk gibi hayal gücünün dünyasına kaçmıştı. Romantik romanlar, antik Mısır, Yunanistan ve Roma'daki hayat, generaller ve seferlerinin hikayeleri, genç Sigmund'un teselli bulduğu dünyalardı; orada kendini çeşitli kılıklarda hayal edebiliyordu. Ona en çok hitap eden kahraman figürü fatihti, yani zaferle sonuçlanan bir muharebede ordusuna komuta eden general. Büyük İskender, Napoléon ve Roma kuvvetlerine saldırmak için Alpler'i aşan Kartacalı Hanibal onu ateşleyen adamlardı. Onu çeken bir diğer figür ise antik Yunan tragedyalarından geliyordu: Kavgada babasını yenen, Sfenks'in bulmacasını çözen ve Teb kralı olan Oedipus.

"Çözümlemek ya da çözümlenmek gerekiyor"
Freud'un 19. yüzyılın sonundaki, bilinçdışı zihinsel yaşama ilişkin keşfi, 20. yüzyılın entelektüel yaşamındaki belirleyici olayı müjdeler: Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır. Psikanalizin kabulü ya da reddi ancak onun verilerine dayanarak mümkündür; çözümlemek ya da çözümlenmek gerekir.

İlginç, şaşırtıcı ve düşündürücü
Psikoanalitik devrim dikensiz gül bahçesinde olmamıştır. Her ne pahasına olursa olsun onun yanında yer alan kuramcıların oluşturduğu ekollerin yanı sıra psikoanalizin ortaya çıkış biçimini, ardalanını ve uygulama yöntemini şiddetle eleştiren/reddeden karşı kamplar da olmuştur. Freud savaşları yıllardan beri ortalığı kırıp geçirmekte, aşağılamalar, huysuzluklar, ve acı sözler, soyut felsefi eleştiriler ve ciddi tarihsel argümanlar birbirine karışmaktadır. Her türlü iletişim araçlarından, sinemadan, edebiyattan bilimsel dergilerde yayımlanan makalelere kadar kamuya açık tüm alanlarda çekişme devam etmektedir. Freud'un, 20. yüzyıl kültüründeki –bilimsel, felsefi, edebi, kültürel ve dinsel- yeri tartışmasızdır. Ahlaki düşünce, benliğin yaratılması ve cinsellik alanında Freud öncesine dönme şansı, Kopernik öncesi inançlara geri dönme şansı kadar azdır. Bütün karşıtlıklara rağmen Freud konusunda ne çok şey bilinirse onun o kadar ilginç, şaşırtıcı, ve düşünmeye özendirici olduğu anlaşılacaktır.

"Otobiyografik bir yazı"
Derrida, Freud'un başyapıtlarından olan ve psikoanalizi müjdeleyen eseri olan "Düşlerin Yorumu"nu "otobiyografik yazı" olarak tanımlamıştır. Bu, Freud'un da görüşüydü: "Çünkü bu kitabın şahsen benim için çok özel bir anlamı vardır... Ancak bitirdikten sonra kavramış olduğum bir anlam—Onun kendi kendime analizimin bir parçası; babamın ölümüne, yani bir erkeğin hayatının en önemli olayına, en dokunaklı kaybına tepkimin bir parçası olduğunu gördüm..." "Bu tür bir içgörü insanın önüne ancak bir kere çıkar; benim önüme bu kitabı yazarken çıktı..." (Düşlerin Yorumu; 13. Baskıya Önsöz)

Başkalarının yarattığı etkiye kör
Aslında sanatsal bir başyapıt olarak da görülebilecek "Düşlerin Yorumu" isimli kitabın psikoanalitik hareketin odağı olduğuna göre psikoanaliz bir bilim midir, yoksa sanat mı? Freud, dikkate değer kusur ve zaafların yanı sıra muazzam başarıları olan bir adamdı; irkiltici özgünlüğü, dogmaya katı bir bağlılıkla kol kolaydı; hayatını başka insanların hayatlarının en mahrem ayrıntılarına gömülmüş vaziyette geçirmişti. Yine de kendi içine dönük, başkalarından uzak kalmıştı; derinlikli bir kavrayışı vardı ama başka insanlar üzerinde yarattığı etkiye kördü.

Yazarın görüşü
Okuduğunuz satırların yazarı psikoanalizi hem bilim hem de sanat olduğunu kabul etmek gerektiğini; bu yüzden Freud'u sadece Darwin ya da Einstein ile yan yana değil, Proust'la Darwin'in, Picasso'yla Pasteur'ün bir bileşimi olarak görmek gerektiğini de düşünmektedir.

Sedat Işıklı,
Klinik Psikolog
Hacettepe Üniversitesi Psikoloji Bölümü


Türkçe'de Freud
1-Giriş Konferansları - Payel Yayınevi
2- Yeni Giriş Konferansları - Payel Yayınevi / Öteki Yayınevi
3- Düşlerin Yorumu I - Payel Yayınevi
4- Düşlerin Yorumu II - Payel Yayınevi
5- Günlük Yaşamın Psikopatolojisi - Payel Yayınevi / İnkılap Kitapevi
6- Espriler ve Bilinçdışı ile İlişkileri - Payel Yayınevi
7- Olgu Öyküleri I (Dora ve Küçük Hans) - Payel Yayınevi
8- Olgu Öyküleri II (Sıçan Adam, Kurt Adam ve Schreber) /Kadın Eşcinselliği - Payel Yayınevi
9- Psikopatoloji - Payel Yayınevi
10- Sanat ve Edebiyat - Payel Yayınevi
11- Ruh Çözümlemesinin Tarihi - Payel Yayınevi
12- Psikanaliz Üzerine - Say Yayınları / Cem Yayınevi
13- Cinsiyet Üzerine - Say Yayınları
14- Yaşamım ve Psikanaliz - Say Yayınları / Düşün Yayınları
15- Uygarlığın Huzursuzluğu - Metis Yayınevi
16- Narsisizm Üzerine ve Schreber Vakası - Metis Yayınları
17- Haz İlkesinin Ötesinde, Ben ve İd - Metis Yayınevi
18- Sanat ve Sanatçılar Üzerine - Yapı Kredi Yayınları
19- Totem ve Tabu - Sosyal Yayınları
20- Uygarlık Din ve Toplum / Grup Psikolojisi/ Bir Yanılsamanın Geleceği / Uygarlık ve Hoşnutsuzlukları ve Diğer Çalışmaları - Öteki Yayınevi
21- Psikanaliz ve Uygulama - Say Yayınları
22- Psikopatoloji Üzerine Histerik Fanteziler Paranoya / Ketlenmeler / Semptomlar ve Kaygı/ Diğer Çalışmalar - Öteki Yayınevi
23- Kitle Psikolojisi - Cem Yayınevi
24- Metapsikoloji / Haz İlkesinin Ötesinde/ Ego ve İd / Diğer Çalışmalar - İdea Yayınevi
25- Endişe - Dergah Yayınları
26- Espri Sanatı - Toplumsal Dönüşüm Yayınları
27- Eşeysellik Üzerine Üç Deneme - İdea Yayınevi
28- Histeri Üzerine Çalışmalar - Joseph Breuer - Payel Yayınevi
29- Hazreti Musa ve Tektanrıcılık - Bağlam Yayınevi
30- Dinin Kökenleri - Payel Yayınevi
31- Amatör Psikanalizi - Cem Yayınevi
32- Beş Konferans ve Psikanalize Toplu Bakış - Cem Yayınevi
33- Bilim ve İman / Bir Yanılsamanın Geleceği - Kaynak Yayınevi
34- Bir Yanılsamanın Geleceği /Uygarlık ve Hoşnutsuzlukları - İdea Yayınevi
35- Cinsellik Üzerine / Fetişizm / Bekaret Tabusu / Kadın Cinselliği / Diğer Çalışmalar - Öteki Yayınevi
36- Freud'un Mektupları - Düşün Yayınları
37- Freud - Jung Mektuplaşmaları- Düşün Yayınları
1165
YORUMLAR
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.