Mahmure

Magazin

Magazin Gündemi

"Castro yalan söylemedi"

"Castro yalan söylemedi"

Oliver Stone, belgeselini çektiği Fidel Castro'yu "gerçek insan", ABD Başkanı Bush'u ise "sentetik" olarak değerlendiriyor.

Hollywood'un 57 yaşındaki yaramaz çocuğu Oliver Stone, 1978'de senaryosuyla Oscar kazandığı "Geceyarısı Ekspresi"yle tırmanışa geçen kariyerinde hep tartışmalı konulara el attı. Vietnam deneyimlerine dayanan "Platoon/Müfreze" ve "Born On The Fourth Of July/Doğumgünü Dört Temmuz" ile iki Oscar daha kazanan Stone'un en büyük takıntısı Amerika'nın kirli çamaşırları: 1960'larda savaş ve komplo teorileri, (Müfreze, JFK), 1970'lerde politik ihanet (Nixon), 1980'lerde açgözlülük (Wall Street) ve 1990'larda medya sömürüsü (Natural Born Killers/Katil Doğanlar) üzerine filmler çekti. filmekimi'ndeki gala gösteriminden sonra bu hafta gösterime giren son filmi "Comandante" ise ABD'nin ezeli düşmanı Küba'nın lideri Fidel Castro'yla yaptığı 30 saatlik çekimlerden kotarılmış bir belgesel.

Neden Fidel Castro'yla ilgili bir film yaptınız?
1999'da "Any Given Sunday/Kazanma Hırsı"nı çektim ve bir yıl kadar "Beyond Borders/Sınırların Ötesinde" adlı bir projenin peşine düştüm ama istediğim gibi yapılmadı, ben de bıraktım. Reklam filmleri çekiyordum, yapımcı Fernando Sulichin aradı. Castro ona İspanyol televizyonu için çekim yapma izni vermişti, bu Castro'yu tanımak için samimi bir şanstı ve daha büyük bir projeye dönüştü. Amerikalı seyircilerin de ilgisini çekeceğine de emindik ama bazı sorunlar çıktı...

Evet, HBO televizyonu belgeseli Mart ayında yayınlayacaktı ama bilinmeyen bir süreliğine rafa kaldırdı. Sebebini biliyor musunuz?
Küba'da üç korsanın vurulması olayından sonra Castro 75 muhalifi tutukladı. Ayrıca Irak savaşı sırasında ada üzerinde çok büyük baskı vardı. Bağdat'ın kasabına karşı Havana'nın Kasabı, Castro'yla Saddam aynı kefeye konuldu. Yani sanırım HBO Kübalı - Amerikalı lobi gruplarının politik baskılarını kaldıramadı. Kimbilir? Belki de Beyaz Saray'dan bir telefon gelmiştir...

Çekimlerde Castro'yla iyi anlaştığınız belli oluyor. Hiç "Bu adam bana yalan söylüyor" diye düşündüğünüz oldu mu?
Hayır, yanılıyor olabilirim ama bana yalan söylüyormuş gibi gelmedi. Tabii, izleyenler farklı düşünebilir. Yani, eğer siz bir kandırmaca görüyorsanız, Castro'nun yalan söylediğini düşünüyorsanız, en azından buna ekrandan tanık olma şansına sahipsiniz, çünkü Castro gerçek bir insan ve sizinle konuşuyor. Bush gibi sentetik bir insan değil yani. Bush'un sentetik kalıbının altında gerçek bir insan var mı? Tabii ki, artık İsa'ya inanan eski bir alkolik. Bundan daha tehlikeli bir şey olabilir mi?

Hazır konu açılmışken, Bush'un "terörle savaş"ının en büyük muhaliflerinden birisiniz. Bununla ilgili bir film yapmayı düşündünüz mü hiç?
Şu anda böyle bir filmin Amerika'da yapım parası bulabileceğini ve dağıtılacağını hiç sanmam. Gerçekleri anlatamazsınız, izin vermezler. Ancak "Gerçek Yalanlar" filminde 500 Arab'ın canına okuyan bir Arnold Schwarzenegger'le altından kalkabilirsiniz bu konunun. Amerika'nın bu 'terörle savaş'a bakışı hâlâ çok John Waynevari, çok toy.

Bir yönetmen olarak ahlâki duruşunuz Vietnam'daki deneyimlerinizden mi kaynaklanıyor?
Şimdi düşününce, evet. Çünkü o deneyim gözümü açmama sebep oldu ama o zaman bunun farkında değildim. Vietnam'dan sonraki karakterim Müfreze'deki gibiydi, sarsılmış. "Doğumgünü Dört Temmuz"daki karakterse birkaç yıl sonraki halim. Yıllar geçtikçe radikalleştim çünkü öğrendikçe dünyada yaptıklarımızla ilgili algılarım değişmeye başladı.

Comandante'de Castro'ya pişmanlıklarını soruyorsunuz ve o yaptığından pişman olduğu hiçbir şey olmadığını, sadece bazı şeyleri daha iyi yapabilmeyi isteyebileceğini söylüyor. Sizin hayatınızda da 'keşke daha iyi yapabilseydim' dediğiniz şeyler var mı?
Bazı zamanlar çenemi tutabilmiş olmayı isterdim. (Gülüyor). Bir sürü gereksiz düşman edindim. Ama çok zor bir konumdaydım. Müfreze ve Salvador gibi iki tane kızgın, muhalif film çekmiştim ve daha en başından öfkeli bir insan olarak damgalanmıştım. Yapmaya çalıştığım şeylerin arkasında duracak güçte olduğum için çok karşı çıkan oldu. İnsanların yönetmenlerden ne beklediklerini anlayamıyorum. Konformist olup toplumun amaçlarına uyum sağlamamızı mı bekliyorlar? O zaman Kubrick olmazdı. Gerçeği söylediğin anda dışlanıyorsun. Yani konuşmalı mıyım, konuşmamalıyım, bu çok zor bir soru. Gençken 'konuş, bağır, sesini duyur!' diye düşünürdüm. Şimdi, biraz daha yaşlanıp bir sürü yara aldıktan sonra, konuşmam ve susmam gereken zamanları daha iyi ayırt ediyorum.

Oscar'larınızla gurur duyuyor musunuz? Bir taneyi daha hak ettiğinizi düşünüyor musunuz?
(Gülüyor) Oscar'larımı harika buluyorum! Onları kazanmış olmam çok güzel, ama asıl önemli olan çektiğim bütün filmlerden gurur duyuyor olmam. Nixon filmim de Oscar kazanmamış olmasına rağmen benim için Müfreze kadar önemli. Hayatımı çektiğim filmlere göre değerlendiriyorum. Bir tane daha ister miydim? Kim istemez? Ama Oscar için lobi yapmak artık saçmalık haline geldi. Masumca sadece yaptığın işin kalitesinin ödüllendirilmesi güzeldi. Oscar'lar 80'lerin sonunda, 90'ların başında politikleşmeye başladı ve artık tamamen çığrından çıktı. O kampanyalara bir servet harcıyorlar ve bence buna değmez.

Öğrencilik günlerinize geri dönecek olursak, New York Üniversitesi'nde Martin Scorsese'den neler öğrendiniz?
O harikulade bir öğretmendi. Enerji doluydu. O zamanlar video yoktu, evde sabahlara kadar televizyonda garip filmler izler, ertesi gün saç sakal birbirine karışmış bir şekilde derse gelir ve sabahın dördünde izlediği bir filmi anlatırdı. Çok kötü kısa filmler çektiğimizi hatırlıyorum. Bana "Şu soyut Godard tarzı filmlerden, Fransız Yeni Dalgası yönetmeni olmaya çalışmaktan vazgeçip kişisel bir şeyler çeksene" dedi. Kendi deneyimlerimden, bildiğimden yola çıkmam gerektiğini öğrenince çok daha iyi filmler çekmeye başladım. Sonunda "Vietnam'da Son Yıl" adlı 12 dakikalık bir film çektim. Sınıfta fimleri izler ve birbirimizi eleştirirdik, bütün arkadaşlarım berbat bir film olduğunu düşünmüşlerdi, oysa Scorsese izledi ve "İşte karşınızda bir yönetmen duruyor" dedi. Bana çok ihtiyacım olan umudu aşıladı.
"Scarface/Yaralı Yüz"in senaryosunu yazarken kokaini bıraktınız. O film de kokaine öfkeli bir veda mıydı?
Scarface'le kokainle ödeşmek istedim çünkü beni mahvetti! Çok fazla da batmamıştım ama ona harcadığım parayı söke söke çıkarmak istedim! (Gülüyor) Bir - iki yıl kullandıktan sonra bırakmaya karar verdim ve Fransa'ya taşındım.
Los Angeles'la bütün bağlantılarımı kestim ve Paris'te bir apartman dairesinde Yaralı Yüz'ü yazdım. Yazarken hiçbir şey kullanmadım ve kokaini bıraktığıma çok memnunum. Beyin hücrelerine çok zarar veriyor çünkü. Ama Yaralı Yüz'de Al Pacino'nun canlandırdığı Tony Montana karakteri tamamen benim kokain deneyimimden doğan bir karakter.

Büyük İskender'in çekimlerine başlamak üzeresiniz. Nasıl hissediyorsunuz?
Bu projeye 1985'te başladık, senaryo 1995'te tamamlandı ve ancak şimdi çekimlere başlayabileceğiz. Colin Farrell'a inancım tam, çok iyi bir İskender olacağını düşünüyorum ama çok yorulacağız. Üç kıtada çekim yapacağız; Fas, Tayland ve Londra. Hayatımın en büyük projesi ve çok heyecanlıyım. Umarım çekimler bittiğinde hâlâ hayatta ve gülüyor olurum!
(Radikal)
567
dahafazlası
YORUMLAR
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.