Mahmure

Magazin

Magazin Gündemi

Büyüyünce rock’çı olacaktım

Büyüyünce rock’çı olacaktım

46 dergisi, 90’lar temalı yeni sayısı için Selin Şekerci’yi zamanda yolculuğa çıkardı. Genç oyuncu geçmişe dönüp çocukluk yıllarını anlattı.

selin şekerci

Senin 90’ların nasıldı?

- 90’larım İzmir’de Yonca Evcimik’ler, Kenan Doğulu’lar, güneşli kolyelerle geçti... O yıllarda Tayfun’a aşıktım! Bir de o dönem ‘hayali arkadaş’ modası vardı. Şeker kız Candy’nin ikinci erkek arkadaşı Terry’ye de aşık oldum. Hayatımı karartan adam oldu! Babamın Metallica koleksiyonu vardı. İşte o yüzden “Whisky in the Jar” albümünün benim hayatımda çok büyük bir yeri var. Annem daha Oasis kafasındaydı. Bizim evde müzik çok baskındı, beni de çok besledi. Ben de büyüyünce rock’çı olacağım derdim.

O günlerden neleri özlüyorsun?

- Sokağı çok özlüyorum. Yakantopla, saklambaçla büyüdük. Kolumuz bacağımız hep yara içindeydi. Cicili bicili giyinip sokağa çıkar, çamur ve kan ter içinde eve dönerdik. Daha güvenliydi sanki o zamanlar...

Peki ya müziğe gelirsek, Whitney Houston’dan neleri hatırlıyorsun 90’larda?

- Onunla “Bodyguard” filmiyle tanıştım aslında. “I Will Always Love You” şarkısı benim için muhteşemdi. Bale yapıyordum o zamanlar ve sahnede olma isteğim çok baskındı. “Bodyguard” filminde de öyle bir aura vardı ki, büyülenmiştim. Zaten şizofrenik bir çocukluktu benimki. İzlediğim karakterlerin hepsini taklit ederdim. Saçımı onlar gibi yapıp, onlar gibi giyinip taklitlerini yapar, o dünyalarda yaşardım. Hatta çok ünlü bir yıldız olduğumu hayal edip aynaya karşı röportaj verdiğimi bile hatırlıyorum.

VAPURA YETİŞMEK İÇİN KOŞARKEN ARKAMDAN KÜFÜR EDİYORLAR

Whitney Houston oldun mu çocukluğunda?

- Olmam mı? Uydurma İngilizce’yle “I Will Always Love You” söylerdim. Annemin elbisesini giyip arkadan bağlayarak daralttığımı, göğsüme çorap koyup, makyaj yapıp şarkılarını söylediğimi bilirim. Sahnede onun gibi şarkı söyleme derdindeydim. Sanki çok sayıda hayranım beni izliyordu, ben onlara şarkı söylüyordum. Hatta hep düşünürdüm bu kadar fazla hayranım olsa ne hissederdim diye.

Bir Whitney gibi olmasa da seni de takip edenler, sevenler var. Şimdi ne hissediyorsun?

- Bir şey hissetmiyorum aslında. O zaman başka bir kalıba giriyor insan. Diziyle birlikte bir anda tanınırlık çok arttı. Ben de başlarda panik oldum herkes gibi. Sonra zaman içinde fark ettim ki olmaya çalıştığın şeyi planlamak seni başka yerlere sürüklüyor. Olduğum gibi kalmayı tercih ettim.

O tanınırlık kaç yaşında geldi?

- 15 yaşından itibaren İzmir Devlet Tiyatrosu sayesinde bir kitleye sahiptim. Tanınmaya orada alıştım. Sonra İstanbul ve “Melekler Korusun” dizisi gelince, tanınırlık çok arttı. 18 yaşındaydım o sırada. Karakter de çok ilgi çekti. Başka bir şehir, düzen, çevre... Önce hoşuna gidiyor insanın. İkinci evrede sıkılmaya başlıyorsun. Vapura yetişmek için koşarken, kadınların arkamdan onlardan kaçtığımı düşündükleri için küfür ettiklerini biliyorum. Şimdi ise hayatımda her şey yerli yerinde. Televizyonda zaten görünüyorum, onun dışında sade yaşayarak dengeledim hayatımı. İş, kişinin kendisinde bitiyor.

ARTIK KONSERVE HAYATLAR YAŞIYORUZ

Şöyle bir geçmişe baktığında, en çok yaşamak istediğin yıllar hangileri?

- 20’ler, 30’lar diyebilirim. Yapılı saçlar, topuklu ayakkabılar; erkekler janti, köstekli saatleri var... O jantilikte bir zarafet var. Tam da o yılları isterdim aslında.

Günümüzde neyin eksikliğini görüyorsun peki?

- Günümüze bir yabancılaşma hissettiğim kesin. Her şey o kadar kolay ki şu an. Eskiden birini özlediğinde, gerçekten özlediğin için iletişim kurardın. Ev oturmaları olurdu, 90’lar muhteşemdi. Anneannem kapıya minderleri attı mı bütün mahalle evin önünde toplanırdı. Kapıların üzerinde anahtarlar dururdu, istediğin eve girerdin. Şimdi ise konserve hayatlar yaşıyoruz. O güven ve samimiyet yok. Şimdiki düzen, güvensizliği ve korkuyu tetikliyor. Öyle olunca kavramlar ve davranışlar da değişiyor. Gittiği mekana göre davranan insanlar var. Kendine yabancılaşıyor herkes.

Senin güvenlik duvarın nasıl?

- Belli etmem ama vardır. Öyle herkesi dünyama alamam. Büyüdüğüm yerle yaşadığım yer arasındaki farklardan da kaynaklanıyor bu. Ayrıca yaptığımız meslek de kolay değil. Çok fazla yere savrulursun o duvarı inşa etmezsen. Her işte oturduğun ev değişiyor, ortam değişiyor, onlarca kişi giriyor birden hayatına. Sonra o onlarcası çıkıyor, başka onlarcası geliyor.

Beklentiler artıyor mu?

- İnsanlar kendi dünyalarına göre fikir veriyor tabii. Daha çok davette görünmelisin, herkesle daha samimi olmalısın vs... Ben proje insan olmak istemiyorum. Neysem oyum. O yüzden de bir vicdan muhasebem yok. 2000’lerin insanı biraz da bu hale evrildi. Her yer ayna dolu. Her yerde bir yansıma görmek muhtemel. İnsanlar da bu aynaların içinde kayboluyor, kendileriyle yüzleşemiyorlar. İşte en büyük korkuları da bu.

ŞÖHRET ESKİDEN DAHA SAYGINDI

2000’ler 90’lara göre çok daha hareketli. Çok sayıda televizyon kanalı, her bir kanalda çok sayıda dizi ve pek çok da oyuncu var. “90’larda bu işe girseydim” diye düşündün mü hiç?

- Keşke öyle olsaydı. Şimdi o kadar çok ki her şey... Dizi çoğaldıkça oyuncu alternatifi de artıyor. Kendini başarıyla kanıtlayıp bir yerlere gelirsen tek olman mümkün. Ama aynı kriterlere yakın birini bulmak çok kolay artık. E tabii olanaklar çoğalınca yapılan işin de kalitesi düşmeye başladı. Bir diziden sıkılsan, kanalı değiştirsen sekiz diziyle karşılaşıyorsun. O yıllarda çok daha farklıydı. Şan, şöhret de daha saygın bir durumdu.

KÜÇÜKKEN BENİ TÜRKAN ŞORAY’A BENZETİRLERDİ

Eskilerden özendiğin biri var mı?

- Whitney Houston özendiklerimden biri. Ama en çok Türkan Şoray diyebilirim. Küçükken de benzetirlerdi beni Şoray’a zaten.

(Hürriyet)

1619
YORUMLAR
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.