Mahmure

Magazin

Magazin Gündemi

Büyüyünce "meşhur olucam"!

Büyüyünce "meşhur olucam"!

Meslek sahibi olmak, mesleğinde başarılı olmak yetmiyor, ille de 'meşhur olmak' lazım!

İki yıl önce Noel zamanı İngiliz ITV televizyonunda yayınlanan 'İngiltere'nin En Parlak Çocuğu' adlı bilgi yarışmasında 24 çocuk finale kaldı. Yarışma öncesi çocuklar kısaca kendilerini tanıtıp, büyüyünce ne olmak istedikleri sorusuna yanıt verdiler. Doktor, mimar, avukat gibi 'klasik' karşılıkların yanında, 'top model', 'pop şarkıcısı', 'televizyon sunucusu', 'şovmen', 'futbolcu' gibi yanıtlar da dikkat çekiciydi. Ama hiçbir yanıt 'birinci' olan Laura Hibbert'inki kadar çarpıcı ve sarsıcı değildi. Laura'nın yanıtı şuydu: Meşhur olmak istiyorum!

Orta ikide başlayan değişim
Bir örnek de Türkiye'den: Ankara'daki seçkin bir özel okulun orta kısmına başarılı bir öğrenci olarak kaydolmuştu. Sakin ve düzenli şekilde derslerine çalışıyor, takdirname ile sınıf geçiyordu. 7. sınıftan (Orta 2'den) itibaren değişmeye başladı. İçinde bir şeyler olup bitmekte, karşısında da 'televole' bir hayat sergilenmekteydi. Bedenindeki fiziksel ve 'kimyasal' değişme ile gözünün önünde olup bitenler, zihinsel ve ruhsal süreçlerini de etkiledi. Bilgi peşinde koşan bir kızken, kendi peşinden koşanların farkına vardı! Orta sonda artık dersleri sermişti. 'Serbest kıyafet' gününde, sivri uçlu ince topuklu çizmelerle, kalçalarını zor kapatan mini eteğiyle, alınmış kaşları, rimelli kirpikleriyle okula gelmekteydi. Okulun en süslü, en alımlı, en göze çarpan kızı olmuştu. 'Meşhur'du! Dersler mi? "Boş ver gitsin"di. O zaten manken olacaktı.

Meşrutiyetten, meşhuriyete
Geçen yüzyıla 'Meşrutiyet' atılımlarıyla giren Türkiye, 21. yüzyılı da Batı'dan esen rüzgârların etkisinde Meşhuriyet 'atılımı'yla karşılıyor! ABD'de herkesin ömründe bir kez ve 'anlık' da olsa meşhur olabildiği günlerin, eşiğinde gibiyiz. 'Biri'lerince gözetlenmenin tutsaklık değil 'varoluş', daha da öte şöhretin imkânı sayıldığı günlerinse zaten içinde...

Sade 'yeni yetmeler' değil, yetişkinler de aynı 'virüs'ün etkisinde. İster psikolog ister ilahiyatçı, ister sosyolog ister deprem uzmanı, ister tıp doktoru ister avukat olun, meşhur olamıyorsanız içinizde bir eksiklik hissetmeniz kaçınılmaz gibi. Meslek sahibi olmak, mesleğinde başarılı olmak yetmiyor, ille 'meşhur olmak' lazım!

Göze gelesin e mi!
Meşhur olmanın yolu da 'gözler önünde olmak'tan, daha açıkçası 'ekran'dan geçiyor. Nurdan Gürbilek'in 'vitrinde yaşamak' diye ustaca vecz ettiği bir 'çağ hali' bu. Görselliğin her şeyin önünde yer aldığıı, görünmenin ve görünür kalabilmenin temel düstur haline geldiği, 'seyrin iktidarı'nın yaşandığı bu çağda, 'göze gelmek', sakınılan değil istenen bir şey artık.

"Felsefe mi? Çok sıkıcı"
Deniz Akkaya'nın kendisine felesefeden söz açıldığında, 'insanın neden varolduğu' sorusunu 'sıkıcı' bulduğunu söylemesi, tam da bu "Meşhuriyet Çağı"nın koordinatlarıyla uyarlı bir ifade aslında. Varolmak görünmekse eğer, 'görünme ustası' güzel mankenin neden böyle bir sorusu ve felsefi bir sorunu olsun ki?!

Soruyu ciddiye alıp üzerinde düşünmekse, bu 'çağ' da pek makbul değil. Bunu yapmaya yeltenenlere yanıt hazır: "Yorma kafanı!" Meşhur olma isteği insana has ve elbet her devirde mevcut. Ama böylesi bir kitlesel arzuya dönüşmüş olması, galiba zamanımıza özgü. Kimsenin kimseyi umursamadığı, herkesin herkesten ürktüğü bir 'kalabalık yalnızlıklar' dünyasında varolmanın ve "sayılma"nın yolunun artık çok daha fazla ve kaçınılamaz şekilde meşhurluktan geçtiği sanısında insanlık.

Ama işte, bu sadece bir 'sanı'! Belki giderek "sanallaşan" dünyada sanılar da yeterli yaşamak için denilebilir. Ya 'gerçekler'? Onlara pek fazla takılıp kalmamak lazım. 'Kafa yormamak' en iyisi...
(Tayfun Atay-Populer Kültür)
766
dahafazlası
YORUMLAR
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.