Mahmure

Magazin

Magazin Gündemi

Bunlar hepimizi gömer

Bunlar hepimizi gömer

Keith Richards, Mick Jagger, Charlie Watts ve Ron Wood'dan kurulu The Rolling Stones, dünyanın en yaşlı ve de heyacan verici rock grubu. Tabii en zengin de onlar. Avrupa turneleri sürüyor. Resmi biyografileri çıktı ve Mick Jagger artık 60 yaşında.

Onlar rock'ın babaları. 40 yıldır bizimleler. Beatles'la beraber çıktılar. Patti Smith punk müziğin ilk tınılarını duyururken, Kraftwerk elektronik müziğin ilk sinyallerini verirken bir numara olmaya devam ettiler. Kurucu üyelerinin ölümünü, her türlü uyuşturucuyla ölümcül danslarını, kız arkadaş kavgalarını, polis baskınlarını atlattılar ve hâlâ buradalar. 2003 Avrupa turnelerinin bir parçası olarak Ağustos sonunda Britanya'da bir dizi konser verecek olan Rolling Stones'un 1975 Amerika turnelerinden, daha önce hiçbir yerde yayınlanmamış bir fotoğraf sergisi Londra'da açılıyor. En önemlisi de, 40 yıl boyunca haklarında yazılmayan şey kalmadıktan sonra, sonunda onlar kendilerini anlatmaya karar verdi ve bir otobiyografi çıkardılar. Biz de hazır ortalık bir kez daha Rolling Stones'a kesmişken bu otobiyografiden bazı çarpıcı bölümleri sizlerle paylaşalım dedik....

Mick (Jagger): Her fırsatta aynanın karşısına geçip şarkı söyleyen çocuklardandım. Televizyonda eski rock'n roll şarkıcılarını izlemeye bayılırdım, ne kadar rüküş ve basit olurlarsa olsunlar....
Keith'i kendimi bildim bileli tanıyorum. Annelerimiz tanışırdı, yakın otururduk, çocukken beraber oynardık. Sonra onlar taşındı ve bir süre görüşmedik. 1960'ta Dartford'da trende karşılaştık, benim kolumun altında o zamanlar İngiltere'de çok zor bulunan Blues albümleri vardı, bu Keith'in çok ilgisini çekti. Ya bana gittik ya ona ve o albümleri dinledik, sonra 'ben şarkı söylüyorum, sen gitar çalıyorsun, hadi beraber bir şeyler yapalım' muhabbeti oldu. Bilirsiniz işte. Ben 15-16 yaşlarındaydım. Cumartesi günleri gidip orada burada küçük gruplarla müzik yapmaya başladık. Benim ailem çok kızıyordu. Çünkü onlara göre rockçılar eğitimsiz ve alt sınıf insanlardı. Ama Keith'in ailesi anlayışlıydı.

Keith (Richards): Müzisyen bir aileden geliyorum. Benim ailemde öyle olduğu için dünyadaki bütün insanların piyano çalabildiğini sanırdım. Dedemin çalmadığı enstrüman yoktu, bir piyanosu vardı ve onu ziyarete gittiğimde onun üzerinde hep bir İspanyol gitar dururdu. Ben o gitarı dekorasyonun bir parçası sanırdım, meğer ben geleceğim zamanlar çıkarıp koyuyormuş.
Mick'le o ilk beraber plak dinlediğimiz günden beri, ne zaman müzik yapsak, bir şey oluyor. Nasıl ve neden olduğunu bilmiyorum, aramızdaki kimyanın sırlarından biri. Aynı ses frekansına geçmek gibi.
1962'de Mick ve Keith Londra'nın batısında blues gitaristi Alexis Korner'ın işlettiği yeni bir kulübe gittiler, bu hayatlarının dönüm noktası oldu. Gitarist Brian Jones, davulcu Charlie Watts ve uzun yıllar görünmez altıncı Rolling Stone olarak kalan piyanist 'Stu' Ian Stewart'la tanıştılar. 'Stu' bir grupta çalmak istiyordu, Keith Richards, Rolling Stones'u aslında onun kurduğunu söylüyor, 'Stu'ya kalırsa biz geri kalanlar daha sadece deneniyorduk.' Denenler arasında basçı Bill Wyman da vardı.

Charlie (Watts): Bill Wyman'ı ilk provaya gittiğimde, yanında inanılmaz büyüklükte bir amfiyle gördüğümü hatırlıyorum. Zaten Keith'e göre grupta olmasının tek sebebi de bu amfiydi. Bill'in elleri miniciktir, bir basçı için olacak şey değil, o ilk provada bası da minicik gelmişti bana.

Keith: Bir yerlerde çalmak için Jazz News dergisine bir ilan verelim dedik. Brian telefon etti, ilanı yazdırdı, karşı taraf 'grubunuzun ismi ne' diye sordu, herkeste bir panik... Birden yerde duran Muddy Waters'ın Best Of albümünü gördük, ilk şarkının adı Rollin' Stone Blues'du. İsmimizi böyle aldık.
Stones'u şöhrete ulaştıran sıçrama tahtasını Giorgio Gomelsky sundu. Onları Londra'daki yeni kulübü Crawdaddy'nin açılışında çalmaları için davet etti. Açılış gecesi 24 Şubat 1963'te kar yağdı ve sadece üç kişi geldi. Çaldılar. İki hafta sonra kulübün önünde kuyruklar oluştu.

Keith: 1962-63 kışında Londra'da bir şeyler değişti. Aslında ülke genelinde de bir değişim yaşanıyordu, ama örneğin bizim Liverpool'da neler olup bittiğinden hiç haberimiz yoktu.
Çok geçmeden öğrendiler. Kısa zamanda o kadar ünlü oldular ki, onlardan önce ünlenen Beatles, Crawdaddy'e Stones'u dinlemeye geldi.

Keith: Beatles'ı ilk gördüğümüzde siyah deri ceketler giyen 'cool' çocuklardı, çok kıskanmıştık. Galiba Beatles ve biz birbirimizi şaşırttık, çünkü onların Liverpool'da yaptığı müzikten bizim, bizim Londra'da yaptığımız müzikten de onların haberi yoktu.
Beatles'ın menajeriyle çalışan 19 yaşındaki Andrew Oldham, Stones'un menajeri oldu. Çok becerikliydi. Hemen ilk plak anlaşmalarını ayarladı ve gazetelerde bir sürü haber çıkmasını sağladı. İlk albümleri 'Come On' anında hit oldu.

Mick: Her şey çok çabuk oldu ama o günlerde çok şey olup bitiyordu, acele etmeseydik arada kaynama ihtimalimiz çok yüksekti. O kadar çok müzik grubu vardı ki! Neredeyse hepsi de berbattı!

Keith: Andrew'a bir şey için minnet borçluyum, beni ve Mick'i besteci ve söz yazarı yapmayı başardı. Bizi zorlamasaydı, benim aklıma bile gelmezdi. Bir gece benim evimde Andrew, Mick ve beni bir gitarla birlikte mutfağa kilitledi, 'bir şarkı yazın' dedi. Bütün gece kilitli kaldık ve 'As Tears Go By' çıktı, beraber yazdığımız ilk şarkı. Altı hafta sonra Marianne Faithfull söyledi ve Top Ten'e girdi.

Mick Keith bu mutfak hikâyesini anlatmaya bayılıyor, sağolsun ama yok öyle bir şey. Herhalde Andrew 'bir şarkı yazana kadar sizi bir yere kilitlemeliyim' gibi bir şeyler söylemişti, yani mecazi anlamda kilitledi bizi, gerçekten değil.

Charlie: O günlerde Mick'le Keith sabahlara kadar Keith'in yatağında oturup gitar çalar, ben de telefon rehberiyle öbür yatakta ritm tutardım. Brian yaratıcı değildi, dolayısıyla birdenbire grup onun tutunamayacağı bir yöne gitmeye başladı. Brian 'yıldız' olmak istiyordu, onun düşmesinin sebeplerinden biri lider olmak istemesi, ama bunun için yeteneğinin olmamasıydı.
İki yıl içinde Rolling Stones dünya çapında bir fenomene dönüştü. Kendi uçaklarıyla Amerika'nın dört bir yanına konserlere gidiyor ve Atlantik'in iki yakasında da listeleri alt üst ediyorlardı.

Keith: Korkunç bir tempoya girmiştik. Satisfaction (1965) dünya çapında bir fenomen, bir hit oldu, insanlar sürekli bir sonraki hit'i istiyordu. Çıldırtıcıydı. Bu böyle giderken sürekli John, Paul ya da George'la (Beatles) paslaşıyorduk. Herkes Beatles'a karşı Stones falan gibi saçmalıklardan bahsediyordu, halbuki biz aramızda anlaşıp çıkarıyorduk albümleri, 'önce siz çıkarın, biz iki hafta bekleriz' filan gibi.
Büyük başarı bir sorun getirdi. Brian Jones bununla baş edemedi.

Keith: Brian abartı insanıydı, her şeyi abartmayı severdi. Şöhret hepimizi etkiledi ama Brian'nın kişiliğinde çok hızlı bir değişim oldu. Bu belki de Mick'le benim şarkıları yazmamızla ilgiliydi, çünkü Brian ön planda olmak istiyordu, çok kıskanç bir adamdı. 'Satisfaction'dan sonra mutsuzluğu iyice belli olmaya başladı, alkolü ve uyuşturucuları iyice abarttı. Bizden farklı olmaya çalışıyordu ama ne olmak istediğini bilmiyordu.
Diğer Stone'ların durumu da pek parlak değildi. Aşırı yorgunluk, bol uyuşturucu, fiziksel çöküşün eşiğindeydiler ve 1967'de Mick'le Keith uyuşturucu bulundurmaktan tutuklandı.
Andrew Oldham bu olaylardan sonra Stones'la yolunu ayırdı ve tamamen uyuşturucu etkisi altında yapılmış en uçuk albümleri "Their Satanic Majesties Request"i bağımsız olarak çıkardılar.

Charlie: O zamanlar çok uyuşturucu kullanıyorduk ama bu modaydı. Müzisyenlerin LSD alıp ellerinde bir şişe Jack Daniels'la sahneye çıkmaları gayet olağan bir şeydi. Satanic Majesties de çok uyuşturuculu bir dönemdi ama benim için değil. Ben o dönemlerde pek takılmıyordum. Sonradan başladım.

Mick: Satanic Majesties çok eğlenceli bir dönemdi ve içinde iyi şarkılar da var. Albümün tamamı acid tribindeyken çıktı diyebilirim. Bir sürü ıvır zıvır da var tabii, bol zamanımız vardı, bol acid, başımızda şunu yapın bunu çıkarın bunu koyun diyen bir yapımcı yok, biz de tamamen sapıttık haliyle.

Keith: Ben o albümü kaydettiğimizi bile hatırlamıyorum. Tamamen aklımızı yitirmiştik. Beatles 'Sgt. Pepper'ı yaptıktan
Brian kayıtlara gelmemeye başlamıştı, Mick, Keith ve Charlie evine gidip ona artık grupta olmadığını söylediler. Bu 1969 Haziran'ında oldu. Brian 3 Temmuz'da evinin havuzunda ölü bulundu, 27 yaşındaydı, nasıl öldüğü hâlâ tam olarak bilinmiyor.

Mick: Herkes 40 yıl boyunca bir rock grubunda kalamaz, bu herkese uygun değildir. Morbid (marazi) bir mesleğimiz var, herkes genç yaşta ölüp duruyor, ne bileyim, muhasebecilere de oluyor mu bu?

"Rolling Stones 1975 Amerika Turnesi" fotoğrafları sergisi 30 Ağustos-25 Ekim arasında Londra Getty Images Galeri'de.
(Radikal)
474
dahafazlası
YORUMLAR
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.