Mahmure

Magazin

Magazin Gündemi

Bilimin haşarı çocuğu: Pasteur

Bilimin haşarı çocuğu: Pasteur

Bugün bir büyük bilim adamının, Louis Pasteur'ün ölüm yıldönümü. Bilim dünyasında çalkantılara yol açan, önce sürgüne gönderilip sonra kahraman ilan edilen Pasteur, buluşlarıyla hayatımıza etkisini hala devam ettiriyor.

1822-1895 yılları arasında yaşayan Louis Pasteur insanlık için son derece değerli buluşlar gerçekleştirmişti. Yaşamı boyunca "uygulamalı bilimler" tanımını şiddetle reddederek "bilimin ancak uygulamaları olabileceğini" savunan Fransız bilim adamının buluşları belki de bu düşüncenin sonucu olarak günlük hayatımızda fermantasyon, mikroplar, pastörizasyon, aşılama tanımlarıyla yer etti.

Yaşamın parçası: Fermantasyon
Louis Pasteur yaklaşık 50 yıl süren araştırmalarının 25-40'lı yaşları arasına denk gelen ilk bölümünde fizikçi-kimyacı olarak karşımıza çıkar ve genel olarak moleküler simetri üzerinde çalışır. "Yaşamın etkisi altında oluşan maddeler asimetriktir, çünkü bu olaya etki eden kuvvetlerin kendisi asimetriktir" diyerek bir anlamda "stereokimya" bilim dalının varlığına işaret eder ve kimyasal sentezin gelişimini başlatmış olur. Bunların yanısıra fermantasyon olayı üzerine yoğunlaşarak her aktif maddenin başka bir canlıdan köken aldığını ve fermantasyonun aslında yaşamın bir parçası olduğunu söyler. Bu dönemde gerçekleştirdiği araştırmalar bir sonraki dönemlerde çalışacağı mikroorganizmaların rolü ve yapısı konuları için de temel niteliği taşımıştır.

Bilimsel devrim
İkinci dönem araştırmalarda (40-55'li yaşlar) Pasteur bir biyologdur ve "canlı organizmaların yalnız canlı tohumlar aracılığıyla meydana gelebileceği teorisini" sunar. Bu teori aynı zamanda Yunan ve Roma dönemlerinden o güne kadar kabul gören binlerce yıllık geçmişe sahip "spontan jenerasyon teorisini" çürütmüş olur ve o günün koşulları için bir anlamda bilimsel devrim niteliğindedir.

Sürgünde bir bilim adamı
Araştırmalarının ölümüne kadar devam eden son bölümünde mikrobiyoloji bilimini tıbbın ve cerrahinin hizmetine sunar. Bu yıllarda enfeksiyon etkeni olan mikroplar, bunların zayıflatılması ile virulansın azaltılması, aşılama gibi konular üzerinde çalışarak bugünkü immünolojinin temellerini atar. Bu aşamadaki çalışmalarına tepkiler çok büyük olur. Özellikle doktorların ellerini yıkamadan doğuma başlaması sonucu Paris'te anne adaylarının yüzde 30'unun enfeksiyonlara bağlı olarak kaybedildiğini söyler. Bir doktor Pasteur'ün önerdiği gibi steril koşullarda çalışmadığı gerekçesiyle hastanın eşi tarafından öldürülür. Bu üzücü olay, Fransız bilim adamı için zor bir dönemin başlangıcı olur. Tepkiler o kadar yıkıcıdır ki bazı tıp çevreleri tarafından şarlatan hatta katil olarak nitelendirilirken, kimi doktorlar tarafından düelloya bile davet edilir! Ancak hiç şüphesiz tepkiler arasında en sarsıcı olanı Napolyon III tarafından ailesi ile birlikte Paris'ten uzaklaşmasının istenmesidir. Belki de bu yüzden yaşamının sonraki yıllarında Pasteur, o dönemlere gönderme yaparak bir bilim adamını hedefe götürecek en önemli gücün kişisel azmi olacağını ifade eder.

Kahraman ve efsane
En çok ses getiren buluşu ise kuduz hastalığının tedavisidir. O günlerde kuduzun tedavisinde ısırılan yaranın kızgın demirle dağlanması gibi korkunç sayılabilen tedavi yöntemlerine alternatif olarak aşılama işlemini uygular ve tarihte insan üzerindeki ilk kuduz tedavisini 6 Temmuz 1885 tarihinde kuduz bir köpek tarafından ısırılan küçük Joseph Meister üzerinde gerçekleştir. Pasteur'ün bu çalışması çok büyük yankı uyandırır ve nihayet geçmiş yıllarda yaşadığı zorlukların izini silip götürecek bilimsel saygınlığa ulaştırır. 1888 yılında kuduz hastalığının tedavisi amacıyla Paris'te Pasteur Enstitüsü kurulur ve başına ünlü bilim adamı getirilir. Sonraki yıllarda binlerce hayatın kurtulmasını da sağlayan Pasteur böylece tıp tarihine hem bir kahraman hem de efsane olarak geçer.

Fransız milli kahramanı
Kuduz tedavisi ünlü bilim adamının son buluşu olur. 46 yaşında başlayan ve giderek artan şiddetlerde geçirdiği felçler nedeniyle sağlığı ciddi şekilde bozulur. 28 Eylül 1895 tarihinde ise yaşamını kaybeder. Fransız hükümeti tarafından milli kahraman ilan edilen Louis Pasteur'ün cenazesi ilk önce Notre Dame Katedrali'ne defnedilir ancak naaşı bir süre sonra Pasteur Enstitü'süne nakledilir.

Kurtarıcısına sadık hasta
Bu aşamada kurtardığı hayatlar için Pasteur'ün değerini aktarabilmek bakımından trajik bir olay önemlidir. Pasteur'ün kuduzdan kurtardığı ilk kişi olan Joseph Meister büyüdükten sonra kurtarıcısına olan vefa borcunu ödemek adına ölümüne kadar Pasteur Enstitüsü'nde kapıcı olarak çalışır. 1940 yılında Paris'in Almanlar tarafından işgali sırasında Alman subayların bilim adamının mezarının açılması emrine boyun eğmek yerine ise intihar etmeyi tercih eder.

Enstitü izinde yürüyor
Günümüzde Pasteur Enstitüsü adı altında beş kıtada 20 farklı merkezde araştırmalar yapılıyor. 1900 -1965 yılları arasında Pasteur Enstitü'sünde çalışan sekiz bilim adamı Nobel Ödülü'nü kazandı. Yakın geçmişimizde ise mikrobiyoloji, immünoloji ve moleküler biyoloji temel konularındaki çalışmalar, ki bunlar arasında hiç şüphesiz en önemlilerinden ikisi AIDS etkeni olan HIV-1 (1983) ve HIV-2 virüslerinin (1985) tanımlanmasıdır, ünlü bilim adamının ismini günümüzde de saygıyla yaşatıyor.

Henüz hayattayken kendi adına ithaf edilen bir bilimsel kurumun kuruluşuna tanık olmak ve başına geçmek hiç şüphesiz ki çok az sayıda bilim adamının yaşayabildiği bir onurdur. Ölümünün bu 108. yıl dönümünde ünlü Fransız bilim adamı Louis Pasteur'ü kurtardığı onbinlerce hayat ve bilime olan katkılarından dolayı saygıyla anıyoruz.
(e-kolay Haber)
484
dahafazlası
YORUMLAR
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.