Mahmure

Magazin

Magazin Gündemi

"Bestseller değil" "longseller"

"Bestseller değil" "longseller"

20. yüzyılın başında yaşamış Alman yazar Hermann Hesse yaklaşık kırk yıldır Türkiye'de yayımlanıyor. Bugün Yapı Kredi Yayınları ve Can Yayınları tarafından basılan Hermann Hesse 'bestseller' değil, 'longseller'...

Hakkında yazılacak romancı Hermann Hesse olunca biraz durup nefes almalı, iyice düşünüp taşınmalı, şimdiye kadar bu isim hakkında yazılmış onlarca makaleye katkıda bulunabilecek, onları tekrar etmeyecek bir iş çıkarılacaksa kalem ele alınmalı. Ben de öyle yaptım. Bu kez teknik konulara ağırlık vermeyecek, az bilinen bir yazarı ya da bir ilk romanı irdeler gibi kılı kırk yarmayacağım. Bunun yerine ustanın son okuduğum kitabını birkaç cümleyle anlatıp (ya da hatırlatıp) sonra içimi acıtan bir nokta nedeniyle onu bir sorgulamaya konu edeceğim. Elbette tamamen öznel bir sorgulama olacak bu. Ayrıca kimse ulaşacağım sonuca katılmak zorunda değil. Ama isterseniz biraz sabredin, bakalım derdim neymiş...

Almanya'nın Yaşar Kemal'i
Kimbilir, belki üzerinde düşünmek isteyeceğiniz bir cümle sunarım size. Bu da az şey sayılmaz, öyle değil mi? Önce (eğer varsa) bilmeyenler için üç beş satırla bahsedelim Hermann Hesse'den. Almanya'nın en ünlü yazarlarından olan Hesse, Nobel ödüllü bir dev. Eserleri arasında 'Bozkırkurdu' ve 'Boncuk Oyunu' gibi genç yazarlara ders kitabı olacak romanlar var. Kullandığı dil, bazen bir paragrafı bulsa da akıcılığını kaybetmeyen cümleleriyle büyük ustamız Yaşar Kemal'i andırıyor. Aynen onun gibi, sayfalar süren tasvirlerde bile sürükleyici olmayı başarıyor.

Konu edeceğim kitap, bahsettiğimiz devin en bilinen eserlerinden olan 'Narziss ve Goldmund'. Onun olgunluk çalışmaları arasında ve düşüncelerini, yaşama bakışını temsil hakkına sahip. Bize insan ruhunun iki çatışan boyutunu, us ve ego arasındaki mücadeleyi, aslında bu ikisinin de doğru kullanılırsa kişiyi mükemmelliğe ve erdeme götürebildiğini anlatıyor. Bu kitap da başlı başına bir dev. Kullanılan dilin kalitesi, insanın kalbine işleyişi, dallanıp birleşen kurgusu tek kelimeyle müthiş. Okuduğum yorumlarda vurgulandığına rastlamadığım, bu yüzden hakkının yendiğini düşündüğüm için belirtmek isterim, bu eseri Türkçeye kazandıran Kâmuran Şipal de harika bir iş çıkarmış. Türkçenin güzelliklerinden sonuna kadar yararlanmasını bilmiş.

Us ve usdışının inanılmaz uyumu
Sırası gelmişken biraz öyküyü anlatalım. Öykümüz Hesse'nin de bir zamanlar benzerinde kaldığı küçük bir manastırda başlıyor. Hatta isimler bile benzer, gerçek hayattaki 'Maulbronn' manastırı, kitaptaki ise 'Mariabronn' manastırı. Zaten ustanın kitaplarında öz yaşam tecrübelerinden bol bol yararlandığı bilinmekte. Manastırın en dikkat çekici iki delikanlısı romanımızın baş kahramanları. Biri Narziss, usun emrinde, bilgili, kontrollü, asla hata yapmayan, örnek bir papaz adayı.

İleride baş rahip olacağı kesin ve oluyor da. Diğeri Goldmund, fettan annesinin günahlarına kefaret olarak manastıra bırakılmış, aslında usa ve diyanete pek gönlü olmayan, bilincinde olmasa da büyük bir sanatçı ruhu taşıyan, fazlasıyla yakışıklı bir genç. Bilge Narziss, Goldmund'un yaratılma amacının içindeki sanatsal yüceliği dışarı çıkarmak ve mükemmele ulaştırmak olduğunu keskin sezgileriyle keşfedip onu manastırın dışındaki dünyaya sevk ediyor. Ve biz de bu noktadan sonra Goldmund'un cinsellik, ölüm ve sanat üçgeninde dönüp dolaşan macerasına tanık oluyor, onun yavaş yavaş gelişmesini, duygularını törpüleyip yeteneklerini keşfetmesini seyrediyoruz.

Narziss soslu bol Goldmund
Bu yönüyle aslında romana 'Narziss ve Goldmund' demek çok da doğru değil. Bu roman Narziss soslu bolca Goldmund, çünkü usu temsil eden Narziss sadece öykünün ilk ve son bölümlerinde varlığını gösterebiliyor. O bölümlerde bile amacı kendisini ortaya koymaktan çok Goldmund'u 'gerçekleştirmek'. Goldmund yolculuğu boyunca iki kişiyi öldürmek zorunda kalıyor, kendisine bel bağlayan pek çok dostunu yüz üstü bırakıyor ve onlarca kadını kızı baştan çıkarıyor. Kahramanımızın iki sayfada bir baştan çıkmaya hazır kadınlarla karşılaşmasının inandırıcılığını hiç sorgulamadan, beni gayet rahatsız eden bir başka nokta üzerinde durmak istiyorum bu yazıda. Hermann Hesse'nin militarizme ve ırkçılığa karşı verdiği mücadeleye duyduğum sıcaklığı zedeleyen nokta üzerinde... Sanatın (ya da insanın kendini gerçekleştirmesinin) her şeye değeceğini iddia eden önerme üzerinde...

Narziss, Goldmund'un günahlarını çıkarırken dostunun yaptığı tüm kötülükleri öğreniyor ama bunlara hiç aldırmıyor. Anne özlemiyle yanan kahramanımızın kadınları ayartarak bu duyguyu bastırması ve ölüm düşüncesinden uzaklaşmak için anlık hazlara sığınması karşısında duyduğum şefkat de bu noktada yara alıyor. Bir insanı anlamak ayrı, haklı görmek ayrı. İki dostun söyleşilerinin kitabın önermesini açıklamakta kullanıldığı son bölümlerde, Goldmund'un yücelişinin onca acıya değdiğine yürekten inanıldığını görüyoruz. Ne Narziss ne de maalesef Hesse, kalbi kırık bırakılan genç kızların yaşadıkları üzerinde yeterince kafa yoruyorlar. Goldmund'un önce duyarlılığını sonra da dolayısıyla yaptığı heykelleri geliştirmesine katkıda bulunması dolayısıyla olan bitenleri hoş görüyorlar.

Bir heykel kaç insan eder?
Goldmund'un yaratılış amacını keşfetme yolunda çektiklerine biraz üzülüyor, ama sonra "buna değer" diyorlar ikisi de. Kandırılan, aşık edilen ve acılar içinde terk edilenlerin hisleri fazlasıyla geri planda kalıyor. İşte beni bir sorgulamaya iten de bu. Evet, insanın kendini gerçekleştirmesi ve özelde 'sanat' gerçekten önemli, uğrunda savaş vermeye değer şeyler. Ama onlara ulaşmanın bedeli başkalarının canını yakmaksa, kendi halinde yaşayıp giden insanlar seçilmişlerin mükemmele ulaşmalarında kullanılabilir deniyorsa, bu önermeyi kabullenmek o kadar kolay değil. Bir heykelin kaç insan ettiğini hesaplayabilir miyiz?

Büyümek, başkalarının da incinebileceğini fark ettiğimiz an başlar. Çocukların hep kendilerini düşünmeleri, sadece kendi ihtiyaçlarını önemsemeleri, evine zor ekmek getiren babalarını pahalı oyuncaklar isteyerek üzmeleri bundandır. Goldmund gibi bir karakterin çocukça davranması belki normal, onu hoş görebiliriz, aslında kendi kendine kaldığında yaptıklarını sorgulamadan duramadığı için takdir bile edebiliriz. Ama öykünün sonunda, kahramanımızın yaşantısının bir ideal olarak sunulması beni rahatsız etti. Ana karakterlere gösterilen sevgi ve anlayış, yan karakterler açısından biraz eksik kalmış gibi. Evet, tamam, Goldmund'un yücelişine bir itirazım yok, peki onun tarafından kalbi kırılanlar ne olacak? Sevecen ve fedakar Lydia ne olacak? Küçük hizmetçi Marie ne olacak? Eğer vebanın pençesine düşmese hiç kuşkusuz terk edilecek Lene ne olacak? Ya adını bile öğrenemediğimiz diğerleri; onların duyguları, hayalleri... Olan bitenleri bir de bu kızların ağzından dinlemek gerekmez miydi?

Hermann Hesse hak ederek Nobel ödülü kazanmış bir yazar, ama 'Narziss ve Goldmund' benim gönlümü pek kazanamadı. Öykünün genelindeki yaşama bağlılık vurgusu iç burukluğumu gideremiyor. Ne önemi var senin gönlünün diyebilirsiniz, haklı da olursunuz belki. Ama size bunun öznel bir yorum olacağını baştan söylemiştim, öyle değil mi? Koskoca Hesse'nin tekniğini sorgulayacak değiliz ya...

Her şeye rağmen, 'Narziss ve Goldmund'un kurgusu ve diliyle okunması gereken bir başyapıt olduğunu bir kez daha hatırlatayım. Ortaya koyduğu önermeyi kabullenmek, gönül verip vermemek size kalmış.

Hermann Hesse kitaplığı
Gertrud, YKY, 2003, 7 milyon 300 bin lira.
Bozkırkurdu, YKY, 2003, 6 milyon 800 bin lira.
Rosshalde, YKY, 2003, 6 milyon 800 bin lira.
Çarklar Arasında, Can Yayınları, 2003, 6 milyon 400 bin lira.
Peter Camenzind, Can Yayınları, 2003, 7 milyon lira.
Boncuk Oyunu, YKY, 2002, 13 milyon 600 bin lira.
Narziss ve Goldmund, YKY, 2002, 7 milyon lira.
Sevgi Üzerine, Afa Yayıncılık, 2002, 4 milyon 800 bin lira.
Demian, Can Yayınları, 2002, 7 milyon 500 bin lira.
Siddharta, Can Yayınları, 2002, 5 milyon 500 bin lira.
Kaplıca'da Bir Konuk, Can Yayınları, 2002, 6 milyon lira.
Doğu Yolculuğu, Can Yayınları, 2002, 3 milyon 600 bin lira.
Seçilmiş Şiirler, Altıkırkbeş Yayınları, 2001, 3 milyon lira.
Gençlik Bunalımları, Mavi Yelken Yayıncılık, 2001, 5 milyon 400 bin lira.
Bir Büyücünün Çocukluğu, Kelepir Kitaplar, 1999, 2 milyon 500 bin lira.
Gençlik Güzel Bir Şey, Kelepir Kitaplar, 1999, 2 milyon lira.
İnanç da Sevgi de Akıl Yolunu İzlemez, Kelepir Kitaplar, 1999, 2 milyon 500 bin lira.
Yabancı Bir Gezegenden Tuhaf Haberler, Afa Yayıncılık, 1998, 3 milyon 600 bin lira.
Knulp, Kelepir Kitaplar, 1998, 2 milyon lira.
Hermann Lauscher, Kelepir Kitaplar, 1997, 2 milyon 500 bin lira.
Masallar, Can Yayınları, 1994, 8 milyon lira.
(Barış Müstecaplıoğlu-Radikal Kitap)
478
dahafazlası
YORUMLAR
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.