Mahmure

Magazin

Magazin Gündemi

'Bergen dinleyerek büyüdüm'

'Bergen dinleyerek büyüdüm'

Demet Akalın, Tempo dergisine verdiği röportajda başarısının sırrını, "Başkaları gibi 'Bu çok arabesk kokuyor, hiç tarzım değil' demiyorum. Ben Bergen dinleyerek büyüdüm" diyerek açıkladı.

Demet'in çarpıcı pozları sağda

Son albümü "Kusursuz 19"la listelere hızlı bir giriş yapan, albümdeki "Afedersin" şarkısı radyolarda en çok çalınanlar listesinde yer alan Demet Akalın, Tempo dergisine verdiği röportajda başarısının sırrını, "Başkaları gibi 'Bu çok arabesk kokuyor, hiç tarzım değil' demiyorum. Ben Bergen dinleyerek büyüdüm" diyerek açıkladı.

Mankenlikten oyunculuğa, şarkıcılığa eçenler çok oldu ama siz çok başarılı oldunuz. Bunu neye bağlıyorsunuz?
Hep mütevazılık yapıyorum; "Son üç albümüm başarılı oldu" diyorum. Aslında öyle değil. Benim ilk çıkışım "Sebebim" diye bir şarkıydı. O da insanlara tokat gibi gelmişti. Sonra "Senin anan güzel mi?" diye bir single'ım çıktı. Piyasa bir şarkıydı ama çok başarılı olmuştu. Evet eski mesleğim mankenlikti; güzeldi. Keşke mankenliğe başlamadan şarkıcı olsaydım. Belki o zaman deneseydim başarılı olamayacaktım. Özellikle şarkıcı olmak için yapmadım ben mankenliği.

Şimdi ne hissediyorsunuz şarkıcılıkla ilgili?
Bu çok acayip bir şey. Ben hiç şarkıcılıkla ilgili bir eğitim almadım. Geçen gün Ajda Pekkan, Cenk Eren'e "Altı saat dinledim albümünü. Bu kız ne yapıyor da gençleri peşinden koşturuyor? Muazzam bir sesi yok. Ama kendi sesine göre şarkılar bulup söylemiş. Bence çok başarılı ve çok daha güzel yerlere gelecek" demiş. Bu beni çok heyecanlandırdı. Eğer bu mesleği yapıyorsam, en üst noktam Ajda Pekkan'dır. Daha üstü yok bence ve böyle bir sanatçının benim için bu sözleri söylemesi çok gurur verici.

İyi de insanlar sizi nasıl keşfettiler?
İlk başta mankenlikten geliyor olmanın zorluğunu çektim. İnsanlar önce "Ne yapıyor bu kız?" dediler. Sonra bu düşünce "Gidip bir dinleyelim"e döndü. Şimdi İnternet siteme "Bir gün Demet Akalın albümü satın alacağınız hiç aklımıza gelmezdi" yazan mesajlar geliyor. Hatta benim biraz dobra, biraz patavatsız halimden hoşlanmayanlar bile şarkılarımı çok seviyor. Yani beni sadece şarkılarım için sevenler de var, yaşadıklarımdan dolayı sevenler de. Dolayısıyla artık ben bu işe imzamı attım.

Söylediğiniz şarkılar dillere pelesenk oluyor. Şarkıları nasıl seçiyorsunuz?
(Gülüyor) Aslında özel hiçbir şey yapmıyorum. Sağolsun besteciler beni inanılmaz besliyor. Bana o kadar çok şarkı geliyor ki inanamazsın.

Neden?
Şarkılarımın hepsine aynı değeri veriyorum. Çoğu zaman albüm yapan arkadaşlarımız "A1 kalitede iki şarkım olsun yeter, gerisini doldururuz" diyorlar. Ben bütün şarkılarımı A1 kalitesinde görüyorum. Eğer 10 şarkı olacaksa, 10'u da iyi olsun istiyorum. Seçim yaparken şarkıları dinliyorum. Eğer slow'sa ve dinlerken burnumun direğini sızlatıyor, boğazıma bir yumru takılıyorsa, "Tamam, bende bu etkiyi yarattıysa, diğer insanlarda da yaratır" diyorum. Ayrıca başkaları gibi "Bu çok arabesk kokuyor, hiç tarzım değil" demiyorum. Ben Bergen dinleyerek büyüdüm, annem Cengiz Kurdoğlu, Nejat Alp hastasıydı. Ben hep onları dinlerdim. Acıyı seviyorum.

Çok ciddi bir aşk acısı yaşadınız. O dönemde verdiğiniz röportajda bu acı fark edilebiliyordu. Kendinizi nasıl toparladınız?
İnan şu an kendimi nasıl toparladım hatırlamıyorum; üzerinden seneler geçti. Sen soruyu sorarken sadece bir sahne geldi aklıma. Gölcük'teyim, yengemlerin balkonunda oturuyoruz. Ben artık zayıflıktan çöp gibi kalmışım ve annemler bana çaktırmadan kendi aralarında "Acaba kızı Amerika'ya falan mı göndersek?" diye fısıldaşıyorlar. İşte o zaman kendi kendime "Güçlü olmalıyım" dedim. Ve o dönemden kendimi yara almadan kurtardım. O zaman hep karşı taraf hatalı gibi geliyordu. Şu kafayla oturup biraz mantıklı düşündüğüm zaman, kendi hatalarımı görebiliyorum. Şimdi baktığımda düşünüyorum da iyi ki onları yaşamışım. Yoksa şimdiki ilişkimin kıymetini bilemezdim. Oğuz'la ilişkimde de ilk başlarda kavga ettiğimde "Hemen ilişki bitsin, ben Gölcük'e gideyim, adam beni bulamasın" derdindeyim. Ama Oğuz bu anlamda beni gerçekten çok eğitti.


Evliliğiniz de tuhaf oldu. Bir hafta önce "Bitti artık, ben arkama bakmam" gibi laflar ederken, bir hafta sonra evlendiniz.
20 gün kadar fena bir ayrılık yaşadık. Evde her şeyi kırdık döktük ve ayrıldık. Tek büyük kavgamız da odur zaten. O dönemde verdiğim bütün demeçlerde "Hayır, kesinlikle yüzünü görmek istemiyorum" falan dedim. Bir hafta bir şey anlamıyorsun. Ama yirminci günün sonunda, sabahları burnumun direği sızlayarak uyanıyordum. Hayatımın yarısı boş ve yok. Bir defasında bütün bir gece Mahsun Kırmızıgül'ün şarkısını dinledikten sonra yattım. Sabaha karşı 05.00 falan gibi uyandım. Oğuz'a telefon edip "Seni bir göreyim" dedim. Hayatımda hiç yapmadım böyle bir şeyi, söylerken de utanıyorum ama, iyi ki yapmışım diyorum.

Hangi şarkıydı o?
Gül senin tenin/Ben de güller içindeyim/Ben senin kölenim falan diye devam eden bir şarkı. Oğuzsuz nefes alamayacağımı o şarkıyla anladım. Aradığımda o da ayaktaydı -ki hayatta uyanmaz o saatlerde-. Sabahın kör karanlığında daha hava bile aydınlanmamıştı ona gittim. Konuştuk ve birbirimiz olmadan yaşayamacağımızı söyledik. Bu konuşmadan sonra da tatile gitmeye karar verdik. Yolda Oğuz bana "Bu tatilden evlilik cüzdanı ile dönmek istiyorum" dedi. Daha önce de hep evlenme teklif ederdi ve ben "Tamam bakarız" der geçiştirirdim. Bu kez o 20 günlük ayrılıktan sonra ben de kabul ettim. İnsanlar, "Zaten evlenmeye gitmişlerdi" dedi ama gerçekten öyle değil. Dört beş gelinlikçi gezdik, bana uygun bir tane bulduk. Öyle olsa gelinliğimin altına plaj terliklerimi giymezdim. Bir sürü kırıtık ayakkabım var, bir tanesini götürürdüm yanımda. Ona rağmen şahane bir de düğün yaptık.

Böyle hoş bir gün sonrasında, neden çıkışta yüzünüzü kapattınız?
Yok vallahi. O gazetecilerin uydurması. Güya gizli saklı yapıyoruz ya, gelinlikçiye "Sevgilimin doğum günü, gelinlik gibi beyaz bir elbise arıyorum" dedim. Kuaförü çağırıp "Gelin dergisi için çekim yapacağız ona göre bir saç yapın" dedik. Onlardan çıkmadı. Ama nikah şekerlerini yapan kişi gazetecilere haber vermiş. Şimdi kendince gizli bir şey yapıyorsun ve atlatmışsın ya bütün gazeteceleri; Cesur Sert'i karşımızda görünce şaşırdık. Hatta "Nasıl buldunuz bizi?" diye güldük. Ama bir başkası arabanın içine girip resim çekince daraldık ve Oğuz da biraz kızdı. Sonra düğüne gelmek istediler ama olmazdı. "Birini çağırsan öbürü darılacak en iyisi hiç almayalım" dedik. Ama annem çok darıldı, onun annesi bozuldu.

Çocuk istiyor musunuz?
Hayır. Hiç kendimi çocuklu hayal edemiyorum. Oğuz çok istiyor da, ben hazır hissetmiyorum kendimi. Üstlenemeyeceğim bir sorumluluğun altına da girmek istemiyorum.
(Hürriyet)
411
dahafazlası
YORUMLAR
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.