Mahmure

Magazin

Magazin Gündemi

Ben kahraman, antikahraman...

Ben kahraman, antikahraman...

İrlandalı Pierce Brosnan, Richard Shepard'ın yönettiği Matador'la James Bond sonrası özgürlüğünün tadını çıkarıyor.

Pierce Brosnan bu hafta gösterime giren 'The Matador/Matador' ile anti-Bond kahramanlarına bir tanesini daha ekledi. İrlandalı oyuncunun, isminin özdeşleştirildiği James Bond'dan uzun zamandır sıkıldığı zaten biliniyordu. Ona sinema aşkını aşılayanın küçükken seyrettiği 'Goldfinger' olduğunu her zaman belirtse ve serinin yaratıcısı Ian Fleming'e saygı sunmayı hiçbir seferinde ihmal etmese de James Bond kontratı sona erince rahatladığını açık açık belirtmişti.

'Matador', belli ki bu Bond sonrası rahatlığın ürünlerinden. Brosnan, filmde kelimenin tam anlamıyla dağıtmış kiralık katil Julian rolünde. Yani James Bond'un illegal dünyadaki aksi gibi. Ama Bond'un hiçbir zaman olmayacağı kadar kafası karışık bir antikahraman. Kendini kaybedecek kadar içiyor. Arasıra sinir krizleri geçirip gözyaşlarına boğuluyor. Seks yaşamı Bond'unki kadar hareketli olsa da, onun tenezzül etmeyeceği ortamlara girip çıkıyor.

'Matador' da gösteriyor ki Pierce Brosnan, normalde hoş karşılamayacağımız bir ton şey yapıp yine de izleyiciyi tavlamakta zorlanmaması gereken karakterler için biçilmiş kaftan. Canlandırdığı karakter Julian, peşisıra gözünü kırpmadan cinayet işlese de, Brosnan yan gülüşüyle, aksanıyla ve ağlamaklı suratıyla seyircide dehşet duyguları değil sempati uyandırıyor. Zaten filmin ikinci ana karakteri de Julian'ın canayakın yanını keşfeden standart ve iyi niyetli Amerikalı Danny Wright (Greg Kinnear). O da tıpkı seyirci gibi, Julian'ın şiddeti sevimlilikle dengeleyen haline tav oluyor.

Muziplik faktörü
Brosnan'ın böyle bir karakteri canlandırmaktaki başarısında pek de şaşılacak bir yan yok. Aktör, birçokları için Sean Connery'den sonraki en iyi Bond'du. Bunda 'Matador'da su yüzüne çıkardığı muzip tavrın da etkisi olsa gerek. Malum, Bond serisi, maceralarına ve uçuk bir hayal gücünün ürünü alet edavatına olduğu kadar başroldekinin tavrına da bel bağlar. Pierce Brosnan da bu şakacı ve kendini ciddiye almayan haliyle Sean Connery'nin en iyi takipçilerinden biri oldu. Brosnan'ın rolüne getirdiği bu ironik uzaklık belki de Bond'un Soğuk Savaş sonrasında da hayatta kalmasının sebeplerinden biridir.

Aslında Brosnan'ın Bond imajından sıyrılma çabaları, kontratının bitmesinden önce başladı. Derinlikli casus romanları yazarı John Le Carre'nin romanından uyarlama 'The Tailor of Panama/Panama Terzisi'nde tam bir anti-Bond'du. Brosnan'ın bu filmde canlandırdığı İngiliz casusu Andrew Osnard'ı, kibar ve seksi Bond'a bu kadar uzak kılan, Soğuk Savaş sonrası kafa karışıklığıydı. Zaten 'Panama Terzisi'nin vasıflarından biri de artık 'İngiltere'ye hizmet' laflarına inanmayıp kendi gemisini yürütme kararı almış Andrew karakterini, 'Kraliçe'nin emrindeki ajan'la özdeşleştirilmiş Pierce Brosnan'a oynatmak.

İki Bond filmi ('The World is not Enough/Dünya Yetmez' ve 'Die Another Day/Başka Bir Gün Öl') arasına böyle bir rol sıkıştırıp inandırıcılığını yitirmemek de Brosnan'ın başarısı. Oyuncu, yoz casus Andrew karakteriyle 'Panama Terzisi'nin sinik havasına epey katkı sağladı.

Bond ertesi
Oyuncu, Bond sonrasında da benzeri fırsatları değerlendiriyor. Önce Bill Granger'ın 'There Are No Spies/Casus Yok' romanının film uyarlamasında başrolü oynayacak. Granger, Le Carre'nin takipçisi olarak adlandırılıyor ve 'Casus Yok'un da dahil olduğu 'November Man' serisi, akıl hastanesinden alınıp tekrar işe koşturulan emekli casus Devareux'nun maceralarını aktarıyor. Belki proje devam eder de Brosnan, Bond'dan sonra ikinci kez bir casusluk serisinde başrol oynar. Tabii akıl hastanesinden taburcu olmuş bir casusun Bond'la pek alakasının olmayacağını hesaba katmakta fayda var. Oyuncunun diğer projesi bizi yakından ilgilendiriyor. Melina Mercouri'li, Maximillian Schell'li ve Peter Ustinov'lu Jules Dassin filmi 'Topkapı' da yeniden çevrim furyasından nasibini aldı.

Brosnan'ın başrolünü oynayacağı ve yine Eric Amber'in romanının temel alınacağı yeni filmin adı 'Topkapi Affair'. Ancak işin garibi İnternet sitelerinde Brosnan'ın Thomas Crown'u canlandıracağının duyurulması. Anlaşılan yapımcılar oyuncunun kibar bir hırsızı canlandırıp kıyısından köşesinden de olsa yine antikahramanlığa soyunduğu 'Thomas Crown Affair'le hırsızlık filmlerinin şahı 'Topkapı'yı birleştirmek istemiş. Terörü bahane edip 'Dünya Yetmez'in İstanbul çekimlerine dublörünü gönderen Brosnan'ı belki bu vesileyle Türkiye sınırları içinde de görürüz.
(Erman Ata Uncu / Radikal İki)
354
dahafazlası
YORUMLAR
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.