Mahmure

Magazin

Magazin Gündemi

Başardığım en iyi şeymiş gibi geliyor

Başardığım en iyi şeymiş gibi geliyor

Tuba Ünsal, Los Angeles'ta doğum yapacağı günleri sayarken XOXO The Mag dergisi için Hamilelik Manifestosu'nu yazdı.

Ünlüyken kendimi, yeni memeleri çıkmış genç bir kız çocuğu gibi hisederdim.

Derginin ekim sayısına mektup yazan Ünsal yazıda şöyle diyor:

"Hamile kaldığım ilk aylarda hatta ilk beş ay, kimse bu durumdan haberdar değildi. Evin salonundaki koca filmden bahsetmeden yaşamak gibi bir şeydi benim için. Hayatınızın en özel zamanları; vücudunuz değişiyor, tamamen duygusal bir roller coster içerisindesiniz ve başka bir duyguya saniyeler sonra geçiş yapabiliyosunuz. Tüm bu yaşananları kimseyle paylaşmıyor, kendinize saklıyorsunuz. Zor bir süreçti, çünkü herkese bu durumu nons etmek ve hatta elime "yeah i got it" yazan bir pankart alıp dolaşmak istiyordum. Hamilelik modası denilen şey, kafamda o günlerde şekillendi. Hatta hamilelile pek alakası olmayan en rahat kıyafetlerimi, "aman kimse anlamasın, huzurumuz bozulmasın" düşünceleri arasında seçtim. Ve ortaya "zıpır anne tuba modası" çıktı.

Bu dönemlerde anne adaylarına yakıştırılan cicili bicili beyaz yaka elbiselerden, sizleri kadınlardan uzaklaştıran ayakkabı seçimlerinden, siyah tayt üzerine bol trikolardan oldum olası nefret etmişimdir. Anlıyorum, kendinizi en rhat hissetmeniz gereken bir dönemdesiniz. ama biraz daha akıl fikirle bu iş daha "stylish" hale gelemez mi? gerçekten vücudunuzda oluşan değişikliklere, fikir olarak alışmanız oldukça zaman alıyor ve zaman zaman moraliniz bozulup eski hoş hallerinizi istiyorsunuz. İşte böyle günlerde, kıyafetlerinizde minik bir dokunuşla yapacağınız enteresanlıklar moralinizi yerinize getiriyor. bunu makyajsız suratınıza konduracağınız mat bir kırmızı rujla bile halledebilirsiniz. birkaç yıl önce aldığım, kollarından tütüler çıkar, penye kumaşıyla da güncelilliği yıkalayan penye elbisemi her giydiğimde koca göbeğimle acayip ilgi odağı olmaya başladım. sonrasında ise bu iltifatların çok hoşuma gittiğini hissettim. Çok garip. Normalde, yaptığım işe rağmen insanların bana bakmaları çok hoşuma gitmez. Kendimi, yeni memeleri çıkmış genç bir kız çocuğu gibi hisederdim. Benim için dikkatlerin üzerimde olması her zaman risklidir. Çünkü elimi ayağımı toparlayamam, nereye koyacağımı bilemem. Bu durum hamilelikte biraz değişti. Kimileri, iyice belirginleşen karnına dokundurmaz bile; oysa ben, hergün ufaklığı daha karnımdayken sevmeye başlasın durumlarındaydım. Ne bileyim, hoşuma gidiyor işte! Sanki başardığım en iyi şeymiş gibi geliyor.

Giyim kuşam, hayatımda hiçbir zaman "örtünmek" amaçlı olmadı. Hep özen göstermek gerektiğini düşünürüm. Özen göstermek derken, şıkırtılı bir görünümden bahsetmiyorum ya da bir sürü para döküp marka böceğine D&G vitrinine de dönüşmekten... Bazen de süklüm püklüm, New York sokaklarındaki evsizler gibi hatta lahana gibi kat kat giyinilebilir. Felsefem, özenerek, hiç özenmemiş gibi görünmek. Çok şanslıyım; hamilileğimin en "şişkin" dönemlerini Los Angeles'ta, herkesten uzakta geçirdiğim için... Daha huzurlu olmak, kendimle kalmak istedim. Ben, giydiklerime ve görüntüme özen gösterdikçe, "korse giyiyor ayıp, bu nasıl hamile pek bakımlı" laflarını duymaktan daraldım. Sanki kimsenin bilmediği, ama imzalanmış ve kabul edilmiş bir "hamilelik manifestosu" var ortalıkta. Hamile kızımız, en masum, cicili bicili elbiselerini giyecek, mümkünse pembe tonları seçilecek, ayaklarda florance nigtangale ablanın bile "off" dediği sabolar, ille de siyah taytlar ve göbekte büzüle bluzlar olacak. Karşıt durmak, düzene çomak sokmak, her ortak fikirsizliğe anarşitlik yapmak lazım...

Ta ta ta taaam!!! Farkındaysanız, yeni hamilelik manifestomuz yavaş yavaş oluşmaya başlıyor. Kırmızı rujlar, Juno filminden fırlamış şort ve tişörtler, hafif lolita kıvamları, her kılıkta converseler, en şahane gece elbiselerinin bile üzerine giyilebilen deri ceketler (aman kızımız üşütmesin)... Yani hem rahatıma düşkünüm hem de hamileyim. "Ne olmuş, hayat aynen devam ediyor ve ben çok mutluyum" mesajları...

Ha, bir de unutmadan şu "baby on board" yazılı göya çok esprili insanı hayattan soğutan kıyafetler de var. Bir keresinde rol gereği hamileydim ve kostümcülerimiz üzerime bütün gıcık kıyafetleri giydirmişlerdi. Vıcık vıcık hamileydim ve giyeyim diye göbeğimde her hafta yenilenen "cırtcırtlı", "çıkarıp değiştirilebilen" "üç ay, altı ay, bakın şimdide 8 ay oldum" tişörtlerinden ble bulmuşlardı. ben de kaşla göz arasında başka şeyler bulup yapıştırıyordum göbeğime! Bu süreç çocuk doğurunca da aynen devam ediyor. Ortalık bu kez, pembe cici kıyafetler empoze edilen minik bebeklerden geçilmez oluyor. Hal böyle olunca -arz talep meselesi tabii ki- kıyafet üreten ağabeyler de ileride hep böyle cicili bicili elbiseler üretiyorlar. işte bu karmaşanın içinde bana Los Angeles ilaç gibi geldi. Burada sayısız alternatif var. Hem de en az paraya. Dilediğiniz zaman "en Kate Moss anne, en Courtney Love bebek" oluveriyorsunuz. Bakalım ilerleyen günler ne gösterecek. Kafama saksı falan düşmez ve bir anda sevgi böceğine dönmezsem buralarda herkesten çok uzakta, mutlu mesut, ayağımda converse'lerim ve yırtık jean şortumla doğuma gidiyor olacağım. Gururlu ve tatlı bir gülümsemeyle...
462
dahafazlası
YORUMLAR
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.