Mahmure

Magazin

Magazin Gündemi

Avni'nin atları kanatlandı

Avni'nin atları kanatlandı

Yaşamına tuval dışında hiçbir şey sokmayan Türk resminin usta ismi Avni Arbaş öldü. 30 yıl Paris'te yaşayan sanatçı, resim tutkusu için vatandaşlıktan bile çıkarılmıştı.

Mavi gözlü devin mısralarına 'Avni'nin atları' diye yansıyan, tuvallerde ölümsüzleşen 'Kuvayı Milliye Atları'nın babası Avni Arbaş yaşamını yitirdi. Son nefesine kadar 'kendi' resmini yapan, yaşamına tuval ve fırçanının dışında hiçbir şey sokmayan Avni Arbaş, bir süredir tedavi gördüğü kansere yenik düşerek aramızdan ayrıldı. Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesi'nde dün hayata gözlerini yuman Arbaş, 84 yıllık yaşamı boyunca yalnızca resmi düşündü ve düşledi.

Avni Arbaş, 1919 yılında İstanbul'da doğdu. Üç yaşından itibaren ak kâğıda çizimler düşürmeye başlayan Avni Arbaş, annesinin "Oğlum asker olacak" nidalarına rağmen babasının "Oğlum, ressam olacak" fısıltılarına kulak vererek; 1940 yılında İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi'ne girdi. Akademideyken Leopold Levy'nin öğrencisi olan Arbaş burada Yeniler Grubu'nun oluşumunda yer aldı. Avni Arbaş, Akademiyi bitirdikten sonra 1947'de Fransız hükümetinden burs kazanıp Paris'e gitti. Bu gidiş Arbaş için yepyeni bir hayatın da başlangıcı oldu. Arbaş Paris'te dile kolay, tam 30 yıl kaldı.

Paris'e gidişiyle birlikte Avni Arbaş kendi deyişiyle adeta resmin içine dalar: "Paris bir kazandı ve onun içine düşmek, pişmek, olgunlaşmak gerekiyordu. Her şey orada, dünya sanatı orada, sadece resim değil ki..." Moda sanat eğilimlerinin ardına takılmaktan kaçınan Arbaş, bu yıllarda soyut resmin destekleyicisi olan Mayıs Salonu'nunda eserlerini sergiler. 1964'te askerlik için yapılan 'Yurda dön' çağrısına olumlu cevap vermez, veremez. Çünkü o sıralar Montherlant'ın bir kitabı için litolar hazırlamaktadır. Eseri yarıda bırakması mümkün olmayan Arbaş, uygun olduğunda askerliğini yapacağını söylese de vatandaşlıktan çıkarılır. Avni Arbaş, uzun yıllar Paris'te ve vatandaşlığa alınana kadar Türkiye'de bir vatansız, 'haymatlos' olarak yaşar.

Sade, şiirsel resimler
Ayrıntıların kaldırıldığı, sadeliğin usta bir şiirsellikle tuvale yansıdığı resimlerinin kaynağını yaşadıklarından aldı Arbaş. Sanatçı yapıtlarında sık sık kullandığı Türkiye'ye özgü yöresel motiflerden hareketle kendine özgü bir senteze ulaşmayı başardı. Desen ve renk uyumlarında ise hep sürekliliği yakaladı. Türkiye'ye özgü örgeleri işlediği resimlerinde soyutlar giderek artsa da Avni Arbaş'ın figüratif anlatıma karşı eğilimi her zaman baskın oldu. Yani resmi bir itiraf olarak tanımlayan Avni Arbaş'ın en sadık yari hep 'figür'dü: "Figüratifim ben. Resimlerimde insanlar olsun isterim; insanı hayvanı çok severim. Soyut resim hiç yapmadım. Tepki gelirse gelsin. Ben yine yapacağımı yaparım."

Resim uğruna vatandaşlıktan çıkarılmayı, kızını 20 yıl görmemeyi göze alan Avni Arbaş yaşamının son yıllarını Foça'da geçirdi. Düşünmeyi ve düşlemeyi uzun bir zamandan beri askıya alan insanları bir türlü yüreği ve aklı kabullenemeyen Avni Arbaş için tören vasiyetine uygun biçimde akademide değil Galatasaray Lisesi'nde yapılacak. Cumartesi sabahı Galatasaray Lisesi önünde bir tören yapılacak, Teşvikiye Camii'nde kılınacak öğlen namazının ardından Aşiyan Mezarlığı'nda toprağa verilecek.

İlkelerinden asla vazgeçmedi
  • Süreya Berfe (şair):
  • Üç şeye merakı vardı. Baritondu, ufak ufak şiirler yazardı. Tabii resim. 'Üç tane sevgili'den kalbinin resme gittiğini anlatırdı. Hep insanı şaşırtırdı. Hayatla dalga geçmeyi severdi. İlkelerinden hiç ödün vermedi, kişiliğini ve sanatı harcamadı, harcatmadı. Bedenini harcadı. Avni abi gibi insanların, ölümleri bile işlevseldir. Ak koyunlarla kara koyunların belirginleşmesini sağlar...

    Kendisiyle uğraştı
  • Levent Çalıkoğlu (sanat tarihçisi):
  • Sürekli kendisi ile uğraştı, kendisiyle didişti Avni Arbaş. Büyük sanat akımları ve modernist eğilimlerle mücadele etmedi. Sadece resim yapmanın temel kural ve alfabesini gündemine oturttu. Yarım yüzyıl boyunca da özdeşleştiği Kuva - i Milliye, Atlılar, Atatürk, portre ve peyzajlar ile hep kendi keşfettiğini bozup yeni baştan boyamaya çalıştı.

    Paris'te savaşan kuşaktan
  • Ömer Uluç (sanatçı):
  • Avni Arbaş 2. Dünya Savaşı'ndan sonra, 'dışarıdaki Türk sanatçılar' deyince akla gelen bir kaç isimden biriydi... Onlar Türk sanatı adına bir savaş verdiler Paris'te. İyi resim yaptılar. Avni Arbaş, hem ilginç deseni olan bir kişiydi hem de renkçiydi.

    Doğaya içten bağlı bir ressam
  • Kıymet Giray (sanat tarihçisi):
  • Avni Bey Türk resmi için önemli bir imzaydı. Özellikle 1947 sonrasında Türk resminin yeniden kimlik buluşu aşamasında lekeye dayalı figüratif ve nesnel soyutlamalarıyla çok özgün bir dil yarattı. Sanırım onu Türk resminde özgün bir yere getiren yeteneğinin dışında yaşama, özellikle çocuklara ve doğaya içten bağlı olmasıydı.
    (Radikal)
    578
    dahafazlası
    YORUMLAR

    of ya

    sümeyye feyza yıldız 10.03.2014 17:02:40
    Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.