Mahmure

Magazin

Magazin Gündemi

10 yaşında ağır işçi

10 yaşında ağır işçi

Dedesi ve babası gibi çocukken İstanbul gurbetine çıktı Gökhan Şimşek. Sekiz kişilik bekâr odasında birlikte kaldığı ağabeyinden şanslı: Hiç değilse okuryazar!

Eminönü'ndeki Küçükpazar semti, Anadolu'nun dört bir yanından iş için İstanbul'a gelen binlerce insanın ilk adresi. Onlarca yıldır, 'taşı
toprağı altın şehre' gelenleri, gerçeği yüzlerine vurarak karşılıyor. Dar sokaklarında dizili eski ve bakımsız binalar ne kadar çok insanı barındırdığını gizliyor. Bekâr odalarına dönüştürülen hanlar, binlerce hikâyeyi barındırıyor. Üstelik bekâr odalarındakilerin pek çoğu henüz çocuk. Küçük odalardaki öykülerin hemen hemen hepsi 10 yaşında göçle başlıyor.

Köyünü özlüyor
Yeni başlayan bir göç öyküsünün kahramanı Gökhan Şimşek. Henüz 10 yaşında ve sekiz kişinin yaşadığı bekâr odasında artık bir çocuk değil, işçi. Ailesinin kuşaklar boyu yaşadığı göçün son çocuk aktörü. Dedesi 60 yıl önce İstanbul gurbetinde, Küçükpazar'daki bir bekâr odasındaydı. Babası da henüz bir çocukken aynı yerde çalıştı, memleketine para gönderdi. Ağabeyi de 10 yaşında gurbeti babasından teslim aldı. Şimdi sıra onda. Oysa o deresinde yüzdüğü, çimenlerinde oynadığı köyünü ve annesini özlüyor.

Okumak istiyordu
Onu bekâr odasına getiren yolculuk bir ay önce başladı. O gün, Muş Malazgirt'teki İlkomşu Köyü'nün okulundan geri dönmemek üzere çıktı. Yarım yamalak yazmayı, okumayı öğrenmişti. Ağabeyi onu almak için İstanbul'dan gelmişti. Gökhan, okumak istediğini söyledi. Ağabeyi Selçuk, "Sen yine şanslısın. Ben hiç okula gitmedim" dedi. Haklıydı. Köyde ne bir tarlaları vardı, ne de iş. Çatışmalar, hayvancılığı da bitirmişti. Köydeki herkes, İstanbul'da bekâr odalarında sefalet içindeki yaşamda biriktirilip gönderilen paralarla yaşıyordu. Köyde artık sadece bebekler ve yaşlılar kalmıştı. 10 yaşına gelen her çocuk gibi Gökhan da gitmeliydi. Annesi çantasını hazırlarken ağlıyordu. İlk defa köyden çıkıyordu. Sırtında kocaman çantasıyla Küçükpazar'a girerken, tekstil atölyeleri ucuz bir işgücü daha kazanıyordu.

Bugün yıkılmak üzere gibi görünen eski bir binanın bekâr odasında yaşıyor. Gökhan, işten geldikten sonra gazete kâğıdından yere kurulmuş sofranın başında, ekmeğini ağabeyiyle aynı tabağa banıyor. Nemden kararmış duvarlarda dökülen boyalar, elbisesindeki yamalar gibi. Duvardaki bir yamayı Yılmaz Güney'in posteri kapatıyor. 30 metrekare odada yer olmadığı için, elbiseleriyle dolu çantaları askılara asılı. Pencerelerin ise camları yok, gazete kâğıtları işi idare ediyor. Eşyaları, bir piknik tüpüyle birkaç kap kacaktan oluşuyor. Tuvaleti, handa kalan elliye yakın kişiyle paylaşıyorlar. Memleketinde annesinin yıkadığı çocuk, burada piknik tüpünde su ısıtıp tek başına tuvalette yıkanmayı öğreniyor. Aylık kirası 100 milyon lira olan odayı, kenara yığılmış yataklar daha da küçültüyor. Gece, odanın kırık ahşap zeminini tamamen yataklar kaplıyor. Keskin nem kokusu yataklarda küfe dönüşüyor. Gökhan küçük, yatağa gerek yok, 18 yaşındaki ağabeyinin yanına kıvrılıyor.

Haftalığı 50 milyon
Sabah saat 07.00'de uyanıyor.
Ağabeyinin peşinde Küçükpazar' dan Süleymaniye'ye doğru tırmanıyor. Buradaki bir gömlek atölyesinde çalışıyor. Atölyede kendisinden daha küçük çocuklar da var.
Günde 12 saat ayakta. Haftalığı ise 50 milyon lira. Haftalığını, hemen ağabeyine veriyor. Ağabeyi zorunlu harcamaları dışındaki paralarını babasına gönderiyor.
Geleceği de belli, aynı dedesi, babası ve ağabeyi gibi. Ağabeyi Selçuk, bunu bildiği için üzülüyor. O da 10 yaşında İstanbul'a gelmişti. 16 yaşında, babasından telefonda evleneceğini öğrendi. Annesi hastaydı ve beş kardeşine bakacak bir gerekiyordu. Komşunun kızıyla evlendirildi.
İki yıllık evliliğinde karısını sadece iki defa gördü.

Şimdilik direniyorlar
Gökhan için endişeleniyor. Çünkü, aynı şekilde İstanbul'a gelip, bekâr odalarında yaşayanlar, yoksulluğun bunalımıyla tinere, hırsızlığa, serseriliğe sürüklendi. Geceleri yatarken namusuyla para kazanmaları gerektiğini anlatıyor kardeşine.

Gökhan, köyünde oynadığı arkadaşlarını artık, sabah yorgun bedenleriyle işe giderken görüyor. Bunlardan biri 12 yaşındaki Ersin. O, Gökhan'dan şanslı. Odalarında TV var. Pazar günleri, çizgi film izleyebiliyor. Tekstil atölyesinde geçen ay terfi etti. Temizlikçiyken düğmeci oldu. Haftalığı 10 milyon arttı. İkisi ağabeyi, toplam 6 kişiyle kalıyor.

Boş vakitleri yok
Ersin'in kahramanı 18 yaşındaki ağabeyi Servet. Servet, yıllardır ailesine bakıyor. Evde annesine yardımcı olacak bir kadın olması için o da 15 yaşında evlendirildi. Köyünde iki çocuğu var. Hafta içi gömlek atölyesinde çalışıyor, hafta sonu bir semt pazarında tezgâh açıyor.
Kazandığı parayla kahvehanede bir çay içtiğini gören yok: "Çaya vereceğim parayı biriktirip, aileme yollarım. Ayda 60 milyon lira gönderebilirsem ne mutlu bana..."
(Radikal)
243
dahafazlası
YORUMLAR
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.