Mahmure

Mahmure

Blog

Pimood

Yaratıcı şapkaların duayeni: Merve Bayındır

Güncellenme tarihi: 18.02.2014 16:02
Şapka tasarımcısı Merve Bayındır’ın sınır tanımaz bir hayal gücü var. Fötr şapka tasarlamayı tercih etmiyor ve ona göre yaptığı iş Müslüman mahallesinde salyangoz satmaya benziyor.

Merve Bayındır, tasarıma başlamadan önce, böyle bir yeteneğinin olduğunu ve günün birinde sanatçı olacağını hiç düşünmedi. Her iyi sanatçının biraz deli olduğunu söyleyen tasarımcı, kendisini de çok normal bulmuyor. Ekim ayında yapılan MBFW’de sunduğu #dirensapka koleksiyonu çok beğeni alan tasarımcıyı Nişantaşı’ndaki Showroom’unda ziyaret ettik.

- Kanada York Üniversitesi’nde Psikoloji ve Humanity eğitimi aldınız. Neden bu alanda devam etmediniz?

- Humanityi meslek olarak yapmanız için ya okulda kalmanız ya da köşe yazarlığı yapmanız gerekiyor. Türkiye’den de 4.5-5 sene ayrı kalınca, sonra buraya dönüp ben yazar olacağım diyemezdim. Psikologluk ise, hep istediğim bir meslekti. Dolayısıyla psikolojide ilerlemeye karar verdim. 4 sene kendi mesleğimi de yaptım. Burada mesleğimi yaparken mutsuz oldum. Birincisi, size gelen insanın isteyerek gelmesi gerekiyor. Genelde böyle bir durum yoktu. Kanada da psikologlar ve psikiyatristler ekip olarak çalışıyor. Türkiye’de bir baktım, psikiyatristler terapi yapıyor. Zaten insanlar ilaç peşindeler. Dolayısıyla Kanada’da gördüğüm etik kurallar burada yoktu.

- Tasarıma olan ilginizi ne zaman fark ettiniz?

- O aslında çok önceye dayanan bir şey. Kendimi bildim bileli resim çizip, bir şeyler yaparım. Ben hep yaratıcı bir ortamda büyüdüm. Bu hikaye çok komik ama hep söylüyorum; Barbie bebek evi her çocuğun hayalidir ama bana alınmamış bir oyuncaktır. Babamın atölyesine gidip, topladığım 1 milyon şeyle, dolabın 4 katını boşaltıp, kendime 4 katlı Barbie evi yaptım. Çok da güzel bir Barbie evim olmuştu. Anneannem terziydi. Onunla birlikte bebeklere elbiseler dikerdik. Hiçbir zaman çocuklar gibi giyinmedim. Hiçbir zaman George Hook ayakkabı, Ralph Lauren gömlek, Levis 501 kot giymedim. Benim lacivert altı tabanlı botlarım vardı. Babamın paltosundan çevirdiğim volanlı bir paltom vardı ve Paris’ten aldığım hala çok severek giydiğim bir berem vardı. Benim kendime ait bir tarzım vardı. Bir dönem yeşil askeri çantalar modaydı. Annem bana bir tane almıştı. Aldığı günün akşamı yağlı boyalarla çantanın üzerini boyamıştım. Bir şey moda olabilir, ben beğenebilirim ama onu benim bir değiştirmem lazım. Bana özel olmalı.

- Bildiğim kadarıyla kıyafet ve ayakkabı tasarımlarınız da var. Neden en son şapkaya karar verdiniz?

- Kıyafetleri özel siparişle yapıyorum. Tasarlama kısmını yapıyorum, üretim kısmında özel siparişle çalışıyoruz. İşin tasarım kısmındaysanız, her şeyi tasarlayabilirsiniz. Mobilyayı da tasarlayabilirsiniz. Ama uzmanlaşacağınız şeyi tercih etmeniz gerekir. Şapka uzmanlaştığım nokta oldu.

- Merve Bayındır markası ilk ne zaman doğdu?

- Önce Jaswoman ve Gardolap markaları doğdu. Sonra Merve diye bir marka doğdu. Merve markası şapka ile birlikte Merve Bayındır oldu.

- Şapka size ne ifade ediyor?

- Şapka bana asaleti temsil ediyor. Hayatta şık bir şapkanın çok asil göründüğünü ve bütünleyici bir parça olduğunu düşünüyorum. Kadının havasını inanılmaz değiştirdiğini düşünüyorum. Son dönemlerde şapkanın ciddi bir cesaret işi olduğunu da düşünüyorum. Özellikle Türkiye’de cesaret işi. Ama sanırım cesur insanlara çok ihtiyacı olan bir dönemden geçiyoruz. Bence insanlar kendilerini ifade etmekte daha özgür olmalılar.

- Şapka tasarımıyla ilgili bir eğitim aldınız mı?

- Ben bu işi eğitim görerek yapmadım. Kendim tırmalayarak öğrendim. Türkiye’de zaten şapka dersi veren bir yer, ben bu işi yapmaya başladığımda yoktu. İngiltere’den kitaplar getirerek, videolar takip ederek, şapka satın alıp, sökerek şapka yapmayı öğrendim. Benim için en büyük tasdikname, geçen sene koleksiyonumu çıkardığım arifede, Avustralya’dan gelen Melbourne şapka tasarım birincisi oldu. Şapkalarım için kullandığım tekniklere bayıldı. Çok başarılı buldu. Eğitimini alsam mı, diye onunla konuştum. Kesinlikle eğitim alma, çünkü çok iyisin, eğitim seni sınırlayacak bu noktadan sonra, zaten bilmen gereken kısmı keşfetmişsin, dedi.

- Hepsi kendi el emeğinizle mi oluşuyor? Yoksa arkanızda bir ekip var mı?

- Moda haftası döneminde annem ve teyzem yardımcı oldular. Onun dışında prensip olarak içeriye kimseyi sokmuyorum. Önümüzdeki moda haftası döneminde 1 ya da 2 stajyer almayı düşünüyorum. Ama gelecek olan stajyere de manen çok inanmam gerekiyor. Burada öğreneceği her şey bir sır ve o bu sırrı alıp götürecek. Benim çok emek verdiğim bir şeyi götürecek. Bunların paylaşılmasını tabi ki düşünüyorum ama benim yanıma gelip de 3 ay sonra buradan gidip, ben şapka tasarlıyorum, ben şapka yapıyorum diyecek birini de istemiyorum.

“Trendlerİmİzİ Philip Treacy ve Stephen Jones belİrlİyor”

- Şapka modası var mı?

- Olmaz mı? Avustralya’da bone tarzı çok moda bu sene. Ama bu işin bir “Horse Race Fashion (At Yarışı Modası)” var. Her sene İngiltere, Dubai ve Avustralya’da dönen ikinci bir moda haftası var. Sadece at yarışlarında giyilebilecek, daha kokteyle uygun elbiseler ve onlara takım, şapka ve ayakkabılar şeklinde bir koleksiyon hazırlanır. Bana soracak olursanız, şapka modasını takip ediyor musun diye, evet ediyorum, peki uyuyor musun, yok tartışılır. Çünkü bizim trendlerimizi Philip Treacy ve Stephen Jones belirliyormuş gibi bir durumumuz var. Bizim ikonlarımız onlar.

- Yılda kaç koleksiyon yapıyorsunuz?

- Yılda 2 ana koleksiyon çıkarıyorum. Biri ilkbahar-yaz, diğeri sonbahar-kış. Ama benim ara koleksiyonlarım var. Yılbaşı koleksiyonu gibi. Gelinler için de senede bir koleksiyon çıkarıyoruz. Bu sene ayrıca çocuk koleksiyonu ve erkek koleksiyonu çıkaracağız.

- Türkiye’de şapka tasarımcısı olmak nasıl bir duygu?

- İşin moda haftası boyutundan baktığımda çok gururlandım. Bu işi profesyonelce yapmaya başladığımda, moda haftasına çıkacağım, diye bir hayalim vardı. Ben kendimi, hayal dünyam içinde, Türkiye’yi dünyada temsil eden şapkacı olarak nitelendiriyorum. Çok onurlu, çok gururlu, çok keyifli. Yaptığım işe çok aşığım. Aslında çok zorlanıyorum. Giyilmeye cesaret edilmeyeni, giymeye ikna ediyorum. Barış Manço babamın mobilyaları için söylemişti bunu, ben de kendime söylüyorum: “Müslüman mahallesinde salyangoz satmak” gibi bir şey ama neden olmasın. Sonuçta, salyangoz gayet besleyici bir yiyecek. Dünyada ünlüler davetlere, törenlere kocaman şapkalarla gitmeye başladılar. Şapka ciddi bir aksesuara dönüşmeye başladı. Dünyada olduysa, bizde de 1-2 sene içerisinde moda olur diye düşünüyorum.

- Tasarımlarınıza yurtdışından ilgi var mı? Yurtdışında hiç defile ve fuarlara katıldınız mı?

- MBFW sayesinde Dubaili bir tasarımcıyla tanıştık. Mart ayında onunla birlikte bir çalışma yapmayı düşünüyoruz. Onun koleksiyonundaki çok uçuk bir parçaya ait kumaşlardan çok özel bir şapka yapmayı planlıyoruz. Şapkayı ben tasarlıyorum, kıyafeti o tasarlıyor. Dubai’de çok özel bir yerde sergilenecek. Böylece bu projenin, benim Dubai’deki ufak tanıtımım olmasını da planlıyorum. Onun dışında İtalya Vogue’un internet sitesinde parçalarımız çıktı. Önümüzdeki ay Fransa’da bir dergide yine tasarımlarım çıkacak. Yurtdışındaki defile ve fuarlara hiç katılmadım bugüne kadar. Tabi bir Milano’da bir Fransa’da defile yapmak neden olmasın. Fuar olarak da Pret A Porte’ye davet edildim. Fakat benim açımdan geri dönüşünün o kadar iyi olacağını düşünmediğim için katılmadım. Ama oraya seçilmiş olmakta güzel bir şey.

- Çok iddialı parçalar üretiyorsunuz. Hitap ettiğiniz kesim hangisi?

- Şapkaları kategoriledik. Çok iddialı parçalar, herkesin takabileceği gibi değil. Onlar biraz daha ünlülere, sanatçılara ve at yarışı meraklılarına göre. Avustralya’dan at yarışı için de çok fazla talep geliyor. En çok satış yaptıklarımdan biri de, düğün kortejleri ve gelinler. Son dönemde gelinler tüm gece boyunca duvakla kalmak istemedikleri için, duvaktan sonra şapka takmayı tercih ediyorlar.

“Kırmızılı kadında, Gezİ Parkı’ndakİ kadından esinlendim”


- Günlük hayatınızda kendi tasarımlarınızı takıyor musunuz? Sokakta insanların tepkisi ne oluyor?

- Her gün takıyorum. Eğer o gün turuncu fötr şapkamı takıyorsam, problem yok. Ama özellikle yağmur yoksa ve hava güzelse, daha çılgın parçalar takıyorum tabi. Sanırım iş yerimin olduğu bölge epey alıştı. Gerçi arkadaşımla birlikte, bizi gördüğünde çatalını bıçağını düşüren ya da arabasını az daha çarpacak insanlar oldu. Yerlere yattık gülmekten. Yolda yürürken çok laf atan oluyor. Ama hakaretvari asla değil, genelde sevimli ve esprili. Bu durumda ya gülümsüyorum ya da tepki vermiyorum. Ben restoranlara ya da kafelere şapka ile gittiysem, genellikle oranın işletmecisi gelip benle tanışıyor. Beni çok önemli biri zannediyorlar.

- Türkiye’de ve dünyada beğendiğiniz şapka tasarımcıları hangileri?

- Türkiye’de Madam Katia bu işin duayenidir. Zamanında şapkayı İstanbul’a giydirmiş O’dur. Benim tarzımda çalışmıyor ama bu kadar sene ayakta duruyorsa çok iyi bir iş yapıyor demektir. Dünyada ise Philip Treacy ve Stephen Jones. Özellikle Philip Treacy benim hayallerimin şapkacısı. O bu işte bir efsane, ileri ki yıllarda da çok konuşulacak bir isim.

- Tasarımlarınızı en çok kimlerde görmek istersiniz?

- Kate Middleton’da, Anna Dello Russo’da, Sarah Jessica Parker’da çok görmek istiyorum. Lady Gaga’da da çok görmek isterim ama daha o kadarına cesaret edemiyorum. Türkiye’de ise Nil Karaibrahimgil ile özel çalışmayı çok isterim. Çılgınca giyindiği için, çılgın parça yapabiliriz. Hande Yener ve Bengü de olabilir. Çünkü şapka Bengü’nün yüzüne çok yakışır.

- Şapka tasarlarken hangi malzemeler kullanılıyor?

- Her malzeme şapkada kullanılabilir. Onun sadece kafada dengelenmesi önemli. Bunu yapabildiğiniz sürece her şey şapka olur. Önümüzdeki koleksiyonda pleksiden de bir şapka göreceksiniz.

- Yıllarca saklayabilmek için, şapka bakımı nasıl olmalı?

- Şapkalar kutuda saklanmalı. Toz olacak yerde saklayamazsınız. İçine ufak bir naftalin koymanız gerekiyor. Sonuçta güve girerse, tüyden geriye bir şey kalmaz. Ayrıca su ile temas halinde, şekilde kayıplar olabilir. Güneşte uzun süre kalırsa, rengi açılabilir. Onun dışında aşırı rüzgar için de ikaz ediyoruz.

- En çok hangi dönem şapkalarını tasarlarken keyif alıyorsunuz?

- 1920’ler ve 1930’lara bayılıyorum. Gerçi bundan bir sene sonra gelseniz alakasız bir dönemi de söyleyebilirim. Benim ilk koleksiyonlarımdan biri 1800’lü yıllardı. O dönem de ona aşıktım.

- Her tasarımınızın bir hikayesi var mı?

- Kimi tasarımlarımın hikayesi bir olay. Mesela bu sene moda haftasında yer alan tasarımlarım Gezi Parkı olaylarından doğdu. Koleksiyondaki kırmızılı kadın, Gezi Parkı’ndaki kadından esinlenilerek yapıldı. Hepsinin bir hikayesi var. O anlık çalıştığım bir şapkaysa, o anda yaşadığım duyguların çok fazla etkisi var. Çok sinirli olduğumda da gelip şapkanın başına oturuyorum, çok üzgün olduğumda da.

- Herkes her şapkayı takabilir mi?

- Herkese şapka yakışır. Ama her şapka herkese yakışmaz. Renginin tutması, modelinin tutması gerekiyor.

- Gardolaponline.com projesi nasıl hayata geçti?

- Onun asıl sahibi annem. Bu site 4 senedir var. Şu anda biraz durdurduk. Yeniden hareketlendirmek için bazı plan ve projelerimiz var. Biz tasarımcıların, kendi yaptıkları ürünleri sergileyebilecekleri bir yer olsun istedik. Yeniden yapılandırdığımızda ya sadece genç tasarımcıların ürünleri olacak ya da sadece benim ürünlerim olacak.

- Showroomunuzu yeni açtınız. Online satış mı yoksa showroomdan satış mı daha çok tercih ediliyor?

- Şapkada online satış yapmıyoruz. Site de yapmayı düşünüyoruz aslında. Ama online satışta bir ürünü alıp, 2 gün sonra iade ettiklerinde, ben bu ürünün iadesini alamam. O yüzden online satışta korkularım ve çekincelerim var. Ayrıca şapkayı deneyerek almakta fayda var.

“Hedeflerİm hep bİraz uçuk olur”

- Gazi Koşusu’na şapka tasarlamaya devam edecek misiniz?

- 3 senedir Gazi Koşusu’na katılıyoruz. İlk sene oraya gittiğimde, ertesi gün gazetelerin baş sayfasındaydım. Şapkayla çıkışımda ki ilk adımım orası oldu. Ondan sonra prensip olarak her sene katılıyorum. Oranın enerjisini seviyorum. Oranın parçası olmak çok gurur verici.

- Son olarak, hedefiniz nedir? 10 yıl sonra kendinizi nerede görüyorsunuz?

- Eğer hala yaşıyor olursam, dünyaya şapka giydiren isimlerden biri olmak istiyorum. Benim hayallerimde Amerika, Fransa ve İspanya Vogue’un kapağında olmak var. Yine aynı ülkelerin Harper’s Bazaar’ının kapağında olmak var. Dünyaca ünlü bir takım insanlara şapka giydirmek gibi hayallerim var. Benim hedeflerim hep biraz uçuk olur! Şu anda ki hedefim, bir Türk moda dergisine kapak olmak.

1472
Pimood hakkında daha fazla bilgi için
/ pimood.com / twitter.com/pimoodcom / facebook.com/pimoodcom
YORUMLAR
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.