Mahmure

Backyard'ın Yeni Konsepti Noi İstanbul

Güncellenme tarihi: 03.07.2014 14:54
Backyard‘ı sevenler zaten bilirler uzun zamandır renovasyon altında olduğunu. Meğer Noi adında yepyeni bir restoran olma yolundaymış...

Geçmiş yazlarda brunch yaptığımız, keyifle uzun saatler takıldığımız, utandıracak sayıda sürahilerce Sangria içtiğimiz bahçeye açılan kapıların ardında neler olup bittiğini merakla bekliyorduk. Ve Pazartesi akşamı, açılışındaydık.

Nu People‘ın tarzını beğendiğimden heyecanla erken gitmek istedim, meraklı ve aç müşteriler doluşmadan önce. Artık aşina olduğumuz camekan mutfağı geçip bölümüne girdiğimde ilk dikkatimi çeken, daha önce olmayan havalı barın varlığı oldu. Hey, içki severiz, dolayısıyla alkol şişelerinin cömert sergisi ve asker sırasına girmiş deri bar koltukların benim için bir sakıncası yok. Backyardı yansıtan aynaların yanlarından fışkıran bitkilerle daha da yeşeren oturma düzeni az çok aynı kalmış.

Menü esprili bir şekilde “Giriş,” “Gelişme,” ve “Sonuç” olarak üç bölüme ayrılmış. Her yemek belli ki dikkatle yaratılmış ve menüde gururla belirttikleri gibi hazırlanırken sadece lokal ve organik malzemeler kullanılmış. Fırında Kurutulmuş Domates & Karamelize Soğan Tatin, Ançüez, Mozzarella ve Enginar Cipsi – Ricotta Peyniri ve Armut Marmeladı ile Doldurulmuş Bıldırcın, Trüflü Yabani Mantar Kreması, Arpacık Soğan ve Vişne Sos – Somon, Midye, Rezene, Mizuna, Tane Hardal Turşusu ve Limon Şekeri Sos – gibi yemeklerle menü daha kompleks, sofistike ve…. pahalı. (makarnalar dışında ana yemekler ortalama 55 TL)

Tek tek bakıldığında her parçası tamammış gibi gözükse de, birşey tam yerine oturmamış. Şarabımla beraber yudumluyormuşum gibi hissettiğim tuhaf özlem ve huzursuzluk duygusuna anlam vermeye çalışırken, pencereden dışarı baktım ve o tatlı, geniş bahçeyi görür görmez anladım. Backyard’ın, adı üstünde, o kadar benzersiz, sıcak ve sevimli bir ortamı vardı ki, yaratılmaya çalışılan bu yeni fiyaka havası çok zorlama ve kasvetli geliyor insana. Dolayısıyla sormadan edemiyorum: Bu kadar özel bir yeri, alıştığımız basmakalıp restoranlardan birine çevirme gereği neden duyuldu?

Tahminim, yazın olduğu kadar kışın da müşterileri restorana çekmekti amaç. Ve İstanbul‘da bunu yapmanın en kolay yolu fazla-karıştırmak, fazla-süslemek ve fazla-fiyatlandırmak. Çünkü paket güzel ve pahalı olduğu sürece, içeriği, lezzeti veya fonksiyonu sorgulamadan herkes oranın gidilmesi gereken bir yer olduğunu varsayarak hemen selfie çektirmeye koşuyor.

Anneannem annesinden öğrendiği, hepimizin deliler gibi saldırdığı bir kurabiye yapardı. “Hiçkimse beni anlamıyoooor!” diye debenlendiğim blu çağımda, veya sevgilimden ayrılmanın eşiğinde dünyanın sonuymuş gibi hissettiğim zamanlarda bile, bu kurabiye beni dertsiz bir çocuk gibi hissettirirdi. Sonunda tarifi elime geçirdiğimde, ne kadar basit gözüktüğü beni şaşırtmıştı. New York‘daki kurabiyeler acaip yoğun olduğundan, ben de kuru üzüm gibi malzemeler ekleyip üzerine limonlu soslar yaparak tarifi iyileştirme adına hevesli denemeler yapmıştım. Her ne kadar sonuç coşkuyla onaylansa da, benim için büyük hayal kırıklığıydı… bütün sihiri kaybolmuştu.

Tarife sadık kaldığımda ise, basit gözükenin aslında zor olan olduğunu anladım. Unu az tutarsam hamurun içi tam pişmiyor, fırında 30 saniye bile fazla tutsam portakal kabuğunun tadı damağa erişmiyordu. Yalın ama lezzetli, sade ama çekici… asıl bunu başarabilmek nadir ve zor. Muhteşem grafiker Paul Rand‘ın dedigi gibi, “Tasarım basit. O yüzden bu kadar komplike.”

Şimdi düşünüyorum da, Backyard’da bir barın eksikliğini hiç bir zaman hissetmemiştik. Canımız çekmemişti hiçbir zaman çetrefilli yemekler çim üzeri şezlonglara uzandığımızda. Kendisine “gurme” “füzyon” “organik” etiketi veren birçok restoranın aynı tavırdaki aynı tarz insanları çeken aynı tip barlarının yanında Backyard, rahatlık ve konfor sunan, dertleri unutturan nadir bir yerdi. Ev gibi. Gösterişin beraberinde getirdiği bütün kasıntı ve yaygaradan uzak bir kaçıştı. Sonuçta yeteri kadar Sunset ve Gaspar’larımız yok muydu?

Menünün ağırlığı ve bahçenin hafifliği arasındaki kopukluğu dile getirdiğimde çalışanlar kahvaltı ve öğle yemeği menüleriyle gönlümü almaya çalıştılar. Olabilir… ileride #brunch’da çekilmiş instagram resimlerim veya arkadaşlarımla bir içki için buluşmalarım. Ama biliyorum ki az olacaktır. Çünkü orayı mahallenin sevilen takılma yeri yapan tatlı cazibesinin yerini, görünmek istenen restoran olma isteği almış. O da işte bambaşka bir kurabiye.

NOT: Hazır kurabiye metaforundayken, Backyard’ı kaybetmedeki tek tesellim şimdi “posh” oldu diye Bebeköy Mac’den çıkanların, gülüp yiyip içerken artık gym çanta ve kıyafetleriyle beni suçlu hissettiremeyecekleri varsayımı. Pollyanna’cılık yapmak gerek bazen…

NOT2: Eski Backyard binanın aşağı tarafındaki ufak şömineli bölümde servis yapmaya devam ediyor.

2447
Başak Miller hakkında daha fazla bilgi için
/ new-ist.net/ / twitter.com/NEW_IST / instagram.com/basakmiller#
YORUMLAR
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.