Mahmure

Naim Dilmener’le “Bir Eleştirmenin Günlüğü”

Güncellenme tarihi: 04.07.2013 10:28
Hayatıma uymayanlar, eleştirdiklerim, içime attıklarım, gönül koyduklarım ve diğerleri…

Sevmiyorum benden olmayanları, katmasın rengime renk, duyguma farklı dozda duydu. Görmesin gözlerim sevdiğim renklerin dışında renk, olmasın yanımda sevdiğim kedimden başka bi’ hayvan türü. Yazmasın okumadığım yazarlar, söylemesin tarzını beğenmediğim şarkıcılar, favori şarkım dışında klibi çekilmesin şarkıların.

Dinlemediğim müzik tınıları yükselmesin İstiklal sokaklarından, sevmediğim film vizyona hiç girmesin mesela.
İnternette çok geziyorum ya, göstermesin almayacağım ayakkabının reklamını Google, tıklamasın blogumu iki cümlede sıkılacak kişi…

Ya da en güzeli her şey olsun ama benim yorumum da olsun. O bana yakınken ben seçeyim nerede duracağımı, beğendiklerimi olumlu yorumumla sahipleneyim, sevmediklerimi eleştireyim. Ama kırılmasın eleştirdiğim dostum, ailem ya da yemekle ilgili yorumumu yaptığım kafedeki garson…Bu ince çizgiden korkmadan çıksın sözcükler ama gönül koyulmasın yazılara, cümlelere.

Düşündüm de ne zor iş eleştirmek, eleştiriye açık olmak. Karşındakini kendi dışında bırakmadan ne zor yorum yapmak en yakınının hayatına.Müzik dünyasının en büyük eleştiri yazarlarından olan Naim Dilmener’le yazdık eleştiri noktalarımızı. Benimki hayata dair, onunki müzikten, tanıdık isimlerden, notadan, tınıdan, melodiden yana…

İşte Naim Dilmener’ in kaleminden eleştiri yazıları üzerine harika bir yazı:

Zor iştir eleştiri, hele hele ülkemizde. Niye öyledir bilmiyorum ama, hemen hemen her alanda insanlar “övülmeye” alış(tırıl)mışlardır. Bu nedenle “negatif” bir ses ya da cümleyi, suratlarına atılmış bir tokat/kafalarına inmiş bir yumruk kabul ediyor ve çığlığı basıyorlar: “Düşmannn!” Hatta “kompleksli”, “problemli”, şu, bu.

Hatta hatta (Yılmaz Erdoğan bir TV programında söyledi bunu) “Beğenmeyenlere bilet parasını iade edeceğim, boşuna gürültü yapmasınlar…” Bu kadar! Bilete para verildi diye eleştirildiğini sanmıştı. Para iade edilirse, kimselerin eleştirmeye hakkı kalmayacaktı; böyle zannediyordu.

Düşman/kompleksli/problemli… Hepsi söylendi benim için. Hatta fazlası da; küfür, hakaret. Gerçekten tuhaf ve komikler. Akıllarına ilk gelen, üzerinize hayranlarını salmak oluyor. Şimdi facebook ve twitter da var ya, bir bakıyorsunuz onlarca küfür/yüzlerce hakaret. Çokça da “Sen ne anlarsın zaten…”

İlk yıllarda çok şaşırırdım bu tür tepkilere. “Bir sürü şey sıraladım yazıda ve bu cümlelerin ışığında dönüp de albümüne bakmak yerine, neden bana saldırıyor?” Ama sonra anladım. Onlar da kendi yaptıklarına güvenmiyordu. Belki tam akılları ermediğinden belki de piyasanın emrettiklerinden dolayı, iyi bir şey yapmadıklarının farkındaydılar ve bunun dışardan biri tarafından görülmüş olması, onları rahatsız ediyordu. Ama her durumda, kendine güven ile ilgili bir şeydi de, özgüven ile ilgili. Söylenenleri bir yere not etmek ve bir sonraki adımda önlemini almak yerine, çığlığı basıyorlardı.

Ama öyle olmayanları da vardı. Arayarak ya da haber göndererek “Haklısınız” diyenler de vardı. Ve bunların (hepsinin değil ama) bir kısmının bir sonraki şarkı ya da albümü daha derli/toplu, daha defosuz olmaktaydı.

Eminim ki bütün bunlar diğer eleştirmen arkadaşların da başına gelmiştir, geliyordur.
Ve diğer eleştirmen arkadaşlar da demişken: İğneyi de/çuvaldızı da kendimize batıralım: Plak firmalarının, stüdyoların, müzisyenlerin, grupların, şarkıcıların “kanka”sı olmak marifet değil. Aksine, marifet, her bir kurum ve kişiyle mesafenizi korumaktır. Bir plak firması sizi tatile götürüyor, yurt dışında bilmem ne etkinliğine davet ediyor, yemekler ısmarlıyor, hediyelere boğuyorsa; siz, bir eleştirmen olarak onların yayınladıkları albümlere “tarafsız” bir biçimde yaklaşamazsınız; bu İMKANSIZDIR! Çünkü kendinizi borçlu hissedersiniz ve nihayetinde, borçlusunuz da!

Bazı eleştirileri okurken, berbat bir albümün övüldüğünü görünce aklımdan ilk geçen şu oluyor: “Arkadaşı gayet memnun etmişler demek ki.”

Kötü albüm yapmak utanılacak bir şey değildir; anlamazsınız, aklınız bu kadarına ermiştir ya da müziği değil para destelemeyi önemsersiniz, bu nedenle de böyle bir yolu seçmişsinizdir. Ama “kötü” bir albüme “iyi” demek utanılacak bir şeydir. Bu arkadaşların bilmesi gereken de şu; böyle durumlarda arkalarından çalınmadık teneke kalmaz.

Son söz: Eleştiri de geri kalan her şey gibidir. Nasıl bir insan olduğunuz ve hayatı nasıl kavradığınız ile ilgilidir. (Bizim taraf ya da karşı taraf farketmez) boş gezenin boş kalfasıysanız, sabunla suya yazarsınız. Ya da tersi.

Naim Dilmener / Müzik Eleştirmeni

2285
YORUMLAR
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.