Mahmure

Eflatun’la Çocukluk Hayallerimiz Üzerine

Güncellenme tarihi: 20.06.2014 9:34
Çocukluğun en güzel yanı hayal kurmanın, olmayana inanmanın, nasıl görmek istiyorsan öyle yaşamanın kolaylığı sanırım...

Çocukluğun en güzel yanı hayal kurmanın, olmayana inanmanın, nasıl görmek istiyorsan öyle yaşamanın kolaylığı sanırım. Evcilikte siz isterseniz üzerinize örttüğünüz battaniye köşkünüzün çatısı oluyor, elinize aldığınız uzaktan kumanda mikrofon ve birden siz dünya starı..

Sonra şarkıları aklınızda kaldığı gibi bağıra bağıra söylüyorsunuz. Öyle rahatsınız ki ne komşuların rahatsız olması ne de detone olmanın korkusu var içinizde.

Çocukluk yaratıcılığıyla uydurduğunuz, söz ve müziği tamamen size ait olan şarkılarla evin salonunda çılgınca eğleniyorsunuz. Hayal kurmak bedava ya söz ve müziği size ait olan o şarkılarda ilerde Tarkan’la düet yapacağınızı düşünüyorsunuz. Onun söyleyeceği yere gelince sesinizi kalınlaştırıp sonra yeniden kendiniz olarak hayali düet yapıyorsunuz. Hayalinizdeki düette Tarkan hala çok genç ama siz küçük değilsiniz güya…

Benimkisi hayal olarak kaldı, çok sonra anladım ki müzikle ilişkim dinlemek, belki biraz mırıldanmaktan ibaret. Bambaşka şeylere ilgi duymaya ve o alanlara yönelmeye başladım. Kumandadan mikrofon yapmasam da ara ara bağıra bağıra şarkıları aklımda kaldığınca , yanlış sözlerle söylemeye devam ettiğim doğrudur :)

İşte ben hala böyleyken , hayalini gerçekleştiren birini tanıdım ve onun bu yönünden çok etkilendim. Bu kişi son yıllarda radyolarda sıkça duyduğumuz, dilimize farkında olmadan dolanan bir çok şarkının yazarıEflatun.

“Aşklambaç” adlı yepyeni albümüyle şimdilerde gündemde olan Eflatun’la çocukluk hayallerimiz ve müzik yazarlığı üzerine ortak bir yazı oluşturduk. Ben büyüdükçe değişen hayallerimi yazdım, o ise gerçekleştirdiği hayalini..

İşte Eflatun’un kaleminden müziğe ve söz yazarlığına başlama hikayesi…

Her sanatçının daha henüz dinleyenleriyle buluşmadığı, şarkılarının daha gün yüzüne çıkmadığı zamanlar vardır. Kafatasının içinde hayallerin cirit attığı, nefes nefese kalmış heyecanların uçuştuğu anlardır bunlar. Çevrenizdeki bir elin parmağı kadar insana açtığınız şarkıların gün gelip milyonlar tarafından dinlenebilme ihtimaline bakıp yükseklik korkunuz depreşir sonra peşi sıra şarkılar yazarken bulursunuz kendinizi. Nereden mi biliyorum. Herkes gibi ben de o zamanlardan geçtim.

Şunu itiraf etmeliyim ki, insanın şarkı yazarı olmayı seçmek gibi bir şansının olmadığı kanaatindeyim. Avukat olmayı seçebilir insan, polis olmayı, doktor, mühendis vesaire vesaire… Ama iş yaratıcılığa gelince şarkılar sizi seçer onları yazmanız için. Zamanla eser üretmek için herhangi bir zamansal plan yapamayacağınızı öğrenirsiniz. Örneğin ” dur şu masaya oturayım da şöyle güzel romantik bir şarkı yazayım ” gibi bir şey söz konusu değildir. Şarkılara akan ilhamın vanası kesinlikle sizin dışınızda bir gücün elindedir. Bu konuda profesyonel olmadığınız dönemlerde çok endişeli zamanlar yaşamanız da gayet doğaldır. Mesela her yazdığınız şarkıda sanırım bu son bir daha yazamayacağım diye düşünebilirsiniz ancak yıllar geçtikten sonra dediğim gibi anlarsınız aslında şarkıların sizi seçtiğini.

Ben şarkı yazmaya çok küçük yaşlarda başladım. Tamamen dürtüsel bir arayış. Bir çocuğun meme emmeyi bilmesi, su içmek veya yürümenin doğal yollardan öğrenilmesi gibi… Kendimi şarkı tasarlarken buldum da diyebilirim. Bunun için Allah’a hala şükrederim. Ancak o zamanlara gittiğimde yazdığım şarkıları insanlara açarken ki endişelerimi, ” ya beğenilmezse ya dalga geçerlerse” gibi kaygılarımı da çok net anımsıyorum. Yazdığım şarkıyı çok sevsem de “acaba bana mı çok güzel geliyor?” sorusu bir sanatçının ilk sancılarıdır diyebiliriz. Bir diğer endişeyi de o şarkıyı kime yazdığınız konusunda uyanan meraklar yüzünden duyarsınız. Öyle ya insan sevmeden aşık olmadan şarkı yazamaz ya “ kim bu kız ?” Hiç kimse . Hadi canım var biri ??? Yok … Gerçekten yok. Çocukluk evresinde seviyor olmaktan bile utanabiliyor insan ne komik!

Bir diğer komik olan şeyse bu sorulara şimdi bile maruz kalıyor olmak. Biz sanatçıların kendi yaşadıklarımızı değil de başkalarının yaşantılarını tahmin etme, empati yapabilme yeteneğinden ibaret olduğumuzu kabul etmek istemeyen pek çok insan tanıyorum. En çok karşılaştığım soruysa ; ” abi bu kadar şarkı yazmak için kim bilir neler yaşıyorsun ” Herkes gibi şeyler yaşayıp hiç kimse gibi düşünmemek işi bizimkisi. Her neyse… amatör bir şarkıcı ve besteci olarak çevrenizde insanların çok beğendiği şarkılar empoze edilmeye başlanır size. Mesela falanca sanatçının şarkısının çok iyi olduğundan ve onun gibi şarkılar yazmanız gerekliliğinden dem vurulur. Bir demo yapıp Sezen’e dinletilmesi gerektiği, falancanın amca oğlunun da çok güzel besteleri olduğu , bilmem hangi ünlünün babasının üniversiteden sıra arkadaşı olduğunu duyarsınız belki yüzlerce defa. Bu kadar lakırdının arasında çok az kişi senin ne istediğini ve hayallerinin ne olduğunu sorar. Elinde gitar varsa insanlar senin şarkılarını değil meşhur ve popüler olmuş beylik şarkıları istek yaparlar. Örneğin; gitar çalıp da Akdeniz Akşamları çalmamış, Çöpçüleri söylememiş, Fabrika Kızı’nın beylik akorlarını tıngırdatmamış bir müzisyen sanırım yoktur. En azından bizim jenerasyonda bu imkansız.

Şimdi geriye dönüp baktığımda bunca zaman notalar, enstrümanlar ve şarkı sözlerinden kurduğum güzel bir dünyam var. Aşkla örülmüş ve binalandırılmış iyi ki bu işi yapıyorum dediğim güzel bir dünya. İnsanlarla paylaştıkça güzelleşen şarkılarım, alkışlandıkça parıldayan sanatçı kimliğimle yaşıyorum. Müzik yaptıkça melodilerin okyanusunda birer kum tanesi olduğumun farkına vardım, iyi ki bu farkındalığa vardım ki sanatın ve sahne ışıklarının büyüsü bizi hipnoz edip egolarımızı rehin alabiliyor bazen aksi halde sanatçılığın bir diğer yüzü insanı egosal anlamda zehirleyebiliyor. Şöhret denilen tuzağa takılıp yazmanız gereken şarkılardan ve dünyaya bırakmanız gereken eserlerden uzaklaşabiliyorsunuz.

Eflatun

2049
YORUMLAR
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.